Mustafa Aysan

Merkez Bankası Ne Yapmalı?

23 Nisan 2011 Cumartesi
\n

Merkez Bankası, geçen yıl sonundan beri, milli gelirimizin yüzde 7sini aşan bir düzeyde dalgalanan ekonomimizin döviz açığını (cari işlemler açığını) azaltmak istiyor. Banka, geçen yılın son çeyreğinden başlayarak aldığı kararlarla, mevduat zorunlu karşılıklarını iki kez, önemli oranlarda arttırmış, bankaların Merkez Bankasına yatırdığı zorunlu karşılıklara ödenen faizi azaltmıştır. Bununla birlikte, oldukça sert önlemlerden beklenen sonuçlar, bugüne kadar elde edilememiştir.

\n

Son beş ayda, ekonomik büyümenin yıllık yüzde 8-9 arasına yükselen hızını yavaşlatmak ve bu hızın gerektirdiği dışalımı ve döviz açığını azaltmak olanağı bulunamamıştır. Çünkü ekonomik büyüme hızını ve dışalım hacmini azaltabilmek için Merkez Bankasının kullandığı araç (mevduat zorunlu karşılıklarını arttırmak), kısa sürede bu hedefe ulaşmak için yeterli ve etkili bir önlem değildir. Bu dolambaçlı yol, banka kârlarının ve dolaşımdaki para miktarının azalmasına neden olacak, bu durumla karşılaşan bankalar, faizlerini yükseltecek, kredi vermeyi yavaşlatacak, yüksek faiz ve dar para koşulları altında iş hacmi düşecek, dışalımcılar yurtdışından alımlarını azaltacak ve bu da bizi, dış açığın azalması sonucuna ulaştıracaktır. Bu dolambaçlı yol, ancak bir iki yıl içinde gerçekleşebilir ve bu gerçekleşinceye kadar ekonomide yaratılmış olan dengesizlikleri gidermenin gecikmesi, istenen hedefe ulaşmayı zorlaştıracaktır.

\n

Mevduat zorunlu karşılıklarının yükseltilmesiyle ekonomik büyümeyi yavaşlatmak için geçmişte çok kullanılan bu araç, tüm dünyada hemen tümüyle terk edilmiştir. Çok hareketli olan, hızla koşulları değişen çağımızın finansal pazarlarını yönetmek zorunluluğu ile karşılaşan merkez bankaları artık çok hantal olan ve ancak uzun sürelerde sonuç veren bu aracı artık kullanmıyorlar. Çünkü bunlar yerine kullanılabilecek, serbest rekabet pazarları kurallarına daha uygun ve daha kısa sürelerde sonuç verici başka araçlar da vardır.

\n

Zamanımız merkez bankaları, aynı sonuca, serbest rekabet kurallarına daha uygun olan Açık Piyasa İşlemleri(APİ) ile ulaşmayı daha etkili bir yol olarak görmektedirler. Bu işlemler, merkez bankalarının finansal pazarlarda malalış ve satışlarından oluşmaktadır. Bu işlemler içinde, merkez bankaları, finansal pazarlarda para fazlalıkları oluşup da enflasyon baskıları yaratınca, o pazarlaramalsatarak oradaki para fazlalığını kendi ellerinde toplamak, finansal pazarlarda para darlığı olduğu dönemlerde de, o pazardan malalıp, pazara fazla para vermekle yaparlar. Burada sözü edilen mal, finansal pazarlarda dolanan hisse senedi, tahvil ve bono gibi türlü adlarla anılan finansal araçlar, diğer adıyla, menkul kıymetlerdir. Bu türmaltanımı içine, son yıllarda altın ve öteki kıymetli madenler ile türev ürünler de girmiştir.

\n

Doymamış mal ve hizmet talebi çok yüksek, gelir düzeyi de düşük olan bizim gibi ülkelerde, dışalım talebi de yüksek olduğu için, 2009un son çeyreğinde, son küresel krizin etkilerinden sıyrılmaya başlayan ekonomi içinde üretici mal ve hizmet kuruluşları, kendi üretimimizden daha ucuz bulunan yabancı ülke üretimlerini satın almışlardı. Bu kuruluşlar, yüksek talebi karşılamak için yüksek harcama sınırlarını zorlamışlar ve aynı zamanda gelir ve tasarruflarının yeterli olamadığı yer ve zamanlarda krediler alarak yüksek tüketim isteklerini karşılamaya çalışmışlardır. 2010 yılında gelişen bu hızlı mal ve hizmet talebi, üretici kuruluşların üretime hız vermesiyle uygulanmaya konmuş ve yabancı ülkelerden getirilen her türlü ara malına talep yaratmıştır.

\n

Merkez Bankamız, dış açığı azaltmak için, zaman zaman girişi hızlanan dövizleri yüksek miktarlarda satın almak, yurtdışına yabancı para çıkışının hızlandığı dönemlerde de finansal pazara yüksekçe miktarlarda döviz satmak yoluyla hedefe daha kestirmeden ulaşmayı denemelidir.

\n\n


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları