S-öğüt Ağacı!

05 Nisan 2015 Pazar

İnsan baharı nerede karşılayacağını şaşırıyor.
Ara ara sert esse de, çiçek kokusu taşıyan rüzgârda mı?
Havada kelebek gibi uçuşan kuşların cıvıltısında mı?
Yalancı bahar gerçek bahar demeden mart ortasından sonra patlamaya başlayan erik ağaçlarının pembe beyaz çiçeklerinde mi?
Salkım söğütlerin ince ince sallanan dallarındaki yeşil çizgilerde mi?
Yaşadığımız günlerin getirdiği onca tatsız habere karşın, doğadaki canlanışı ihmal etmemeli insan. Aradığımız tüm çözümlerin kaynağında doğa vardır. Bakmasını, almasını bilene doğadaki her değişim insana bir şeyler öğretir.
İnsanın doğayla diyaloğunun anayasası şudur:
İnsan doğayı kendisine ait bir kullanım alanı olarak görmemeli, kendisini doğasının bir parçası saymalı.
Bunu başardığın an, iki güzel duyguyla iç içe olur: doğanın sonsuzluğunda bir zerre olmak, doğanın her şeyini içinde hissetmek.

***

Geçen gün parkın kıyısındaki söğüt ağacının dibinde aklımdan geçenlerdi, yukarıda paylaştıklarım.
Önce onu size anlatmalıyım. Kış ortasında, gövdesinden çıkan tüm dalları kesilmişti, kolu kanadı kırık bir haldeydi. O günlerde kalınca gövdesine dokundum, “Bak” dedim, “insan seni gördüğünde önce büyük bir hüzne kapılır. Bir tek gövden kalmış. Kesik dalların, omzundan koparılmış kollar gibi. Ama bu gövden canlı durmaya, topraktan güç almaya devam ettiği sürece bunların hiçbirinin hükmü yok. Kesik dalların dibinden sürgünler vereceksin.”
Benimki de söz mü? Söğüt elbette biliyordu bunları... Ama yine de doğanın bilgeliğiyle dinledi beni.
Nisanın ilk günü ne göreyim; o kesik dallar görünmüyor bile... Diplerinden fışkıran sürgünlerdeki tomurcuklar yaprak açmış. Söğüt ağacı öyledir. Çiçek değil yaprak açar. İncecik dallar en hafif rüzgârda dans eder gibi salınıyor. Küçücük yapraklar bir çocuğun babasının elini tutuşu gibi sımsıkı sarılmış bırakmıyor. Gri bulutlarla saklambaç oynayan güneş çıktıkça tablo tümüyle değişiyor.
Zaten ışık, doğanın son fırçası değil mi?

***

Tablo sadece ışığa değil, ağacın karşısındaki duruşunuza göre de değişir.
Dalların altındaysanız, gökyüzü yeşil çizgilerin arasından sizi selamlar. Karşıdan bakınca çok daha başka duyguların resmini çizer, ışık ve dallar.
Ben en çok baharı müjdeleyen salkımsöğüt dallarının altındaki kalın kesiklerin içte bir yara gibi duruşuna kapıldım.
Söğüt ağacı sanki bir öğüt ağacı olmuş, bana sesleniyordu. Kışın benim ona söylediklerimin daha güzelini o bana söylüyordu:
Bak kardeşim,
Asıl olan içindeki yaşama sevincidir. Yaşama katılma duygusudur. O senin toprağındır. Onu kaybetmezsen, seni ne kadar budamak, kesmek isterlerse istesinler, yine sürgün verirsin.  


Yazarın Son Yazıları

Seçim istemek yetmez! 26 Kasım 2020
Kılavuzu ABD olanın... 25 Kasım 2020
11 Mart’a dönüş! 19 Kasım 2020
40. yıl! 11 Kasım 2020
Nasıl bir Bayraklı? 5 Kasım 2020