2013’te Mazi Olan ‘Türk Modeli’

31 Aralık 2013 Salı

Yolsuzluk skandallarını irdeleyen başyazısına Le Monde, “Türk Modeli Yolun Sonuna Geldi” başlığını çıkarmış…
Türk modeli çok sayıda Arap ülkesinin düşü oldu ve bu uzun süre Batılıları rahatlattı” diyen etkili Fransız gazetesi özetle analizine şu sözlerle devam ediyor: “Türk modeli… ne Batı karşıtı diktatoryal bir İran modeli ne Suudi modeliydi. Türk modeli, demokrasi ile kapitalizm ittifakından oluşmaktaydı. Özgüveni bol, İslami muhafazakâr ve ABD’ye yakın bir partinin rehberliğinde… Arap-Müslüman dünyası için modernlik yolunu temsil etmekte; yepyeni bir sentezle AVM ile camiyi evlendirmekteydi…”
2013’ün işte en kestirme bilançosu bu: “Türk modeline veda!”
Le Monde’unki aslında gecikmiş bir makale…
Gezi’nin ilk günlerinden beri Batılı yayın organlarının hemen hepsinde giderek artan sıklıkla sürekli olarak “Türk modelinin iflasından” bahsedildi.
Bu konuda benim okuduğum ilk yazı; İslam dünyasına ilişkin uzmanlığıyla bilinen Gilles Kepel’in henüz haziran başında kaleme aldığı “Türk modeline elveda!” değerlendirmesiydi.
Repubblica’da çıkan 3 Haziran tarihli “L’addio al ‘modello turco’ ” başlıklı yazı, “Erdoğan’ın, Mısır ve Tunus’ta iktidarda olan Müslüman Kardeşler” için model teşkil ettiğini belirtiyor, ancak bunun Gezi’yle bir “paradoksa dönüştüğünü” ilave ettikten sonra; modelin... ekonomik refah ve bir istikrar örneği teşkil etmesi gerekirken… birdenbire Kahire-Tahrir görüntülerine büründüğünü anımsatıyordu.
İç-dış engeller
“Türk modelinin iç-dış engellerle karşılaştığını” açıklayan Kepel; sözü edilen bu engellerin, “Erdoğan’ın sözcülüğünü yaptığı İslam demokrasisi dengelerini bozduğunu” ve Ankara’yı “diktatörleşme yönüne sürüklediğini” ifade ediyordu.
Suriye başta olmak üzere “jeopolitik senaryonun karmaşıklaştığına” dikkat çeken Kepel’e göre modelin geçerliliğini koruyabilmesi; “Türkiye’nin rolü ve imajını, Müslüman Kardeşler’in iktidarda olduğu ülkelerdeki etkisi de göz önünde bulundurularak yeniden formatlamasına” bağlıydı.
Ne ki hazirandan bu yana geçen sürede olabilecek en kötü senaryo gerçekleşti.
Mısır’da Müslüman Kardeşler alaşağı edildi ve “model” alıcısız kaldı.
İçeride ise “demokratikleşme ve liberalleşme” doğrultusunda format atmak şöyle dursun tamamıyla ters yönde… “sertleşme”, “otoriterleşme”, “kutuplaştırma”, “tek adamlaştırmayla” yönünde modelin formatlandığı görüldü.
Batı ile bozulan ilişkiler
Gezi’de “ölümcül darbe” yiyen Türk modeli; AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana “seçim sandığı+küresel kapitalizm+Batılı güçler” ittifakı üzerine kurulmuştu.
Gezi sonrasında, Batı ile ittifak çok görünür biçimde bozuldu.
Ankara’nın Gezi’deki ağır baskıcı yöntemlerini eleştiren Avrupa Parlamentosu temsilcilerini Erdoğan -misal- “Ben böyle bir Avrupa Parlamentosu tanımıyorum!” diyerek hiç tereddütsüz karşısına almaktan çekinmedi.
Mısır’daki sürpriz Sisi darbesi ve vazgeçilen Suriye müdahalesi nedeniyle bu arada Obama ile de “papaz olan” Erdoğan’ı, Beyaz Saray da arayıp sormaz oldu.
Yaz sonu itibarıyla bu sebeple “değerli yalnızlık” moduna geçen Ankara, Şanghay Beşlisi ve Putin’den medet ummaya başladı; “müttefiklerde” soğuk duş etkisi yapan “Çin füzeleri” alışverişine çıktı!
Başbakan’ın Gezi’den itibaren dillere pelesenk ettiği “dış komplo” söyleminde giderek dozu artırılan meydan okuma ve karşıtlık, neredeyse İran’ın vaktiyle ABD’ye yönelttiği “Büyük Şeytan” edebiyatını aratmaz hale gelmişti.
Batı ile her dönemeçte yeni krizlere açık hale gelen ilişkiler, son yolsuzluk skandalı ardından ABD Büyükelçisi Ricciardone’nin -kısaca- “istenmeyen adam” ilan edilmesine dek vardırıldı.
Özgürlüklerin sonu, iflasın başlangıcı
Türk modelinin “Batı ittifakı boyutu” aslına bakacak olursanız, AB projesinin rafa kaldırılmasıyla nicedir... adım adım çökmüştü.
Yargının yürütmenin emri altına girmesi ve medyanın teslim alınması, gazeteciler için ülkenin dünyanın en büyük hapishanesine dönüşmesi... Batı ile ittifak boyutunun bozulmasında hep etkili olmuş; Financial Times ve Economist gibi Batı’da en çok sözü geçen yayın organları, Erdoğan’ın artan “hoşgörüsüzlüğü” ile “güç sarhoşluğundan” ısrarla şikâyet eder olmuşlardı...
Bölgesinde “istikrar güvencesi” olarak gösterilen Türk modeli; ne zaman, nerede kriz yaratacağı belli olmayan kendi içinde bir istikrarsızlık unsuruna dönüşmüştü. Ankara’nın süreçte yalnız Batı’yla değil... tüm Ortadoğu komşularıyla da ilişkileri bir bir bozulmuştu.
2013’ün bıraktığı miras işte böyle bir miras...
Fethulah Gülen-AKP kavgasının ortaya döktüğü yolsuzluk skandalına gelindiğinde “model” namına ortada artık hiçbir şey kalmadı!
Üst üste iki seçimin yaşanacağı 2014’te şimdi acaba bu “model”in yerine ne konacak? Karşımızdaki en önemli soru bu.
Önümüzdeki yılın hayırlara vesile olması, kazasız belasız bizi tünelin ucundaki ışığa kavuşturması dileğiyle...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020