Çarşaf Demokrasisi

10 Ekim 2013 Perşembe

        Gözde Kansu’nun kovulmasında beni en çok şaşırtan, bu olayın hâlâ bu kadar yankı yaratması/yaratabilmesi oldu. “Dozu kademeyle artırılan İslamcılık/ incremental Islamism” yöntemi ile alıştıra alıştıra buraya gelmemiş miydik? Hamleler önce “ucube” denen heykellerin bertaraf edilmesi, medyanın ve sanatçıların hizaya getirilmesi, bir “etnik temizlik” yaparcasına laik unsurlardan temizlenmesi ile başlamamış mıydı? Bunu sonradan “dizilere” verilen ayarlar ve “alkol yasakları” izledi. En son “demokrasi paketinden” çıkan tesettür ve çarşaf özgürlüğünden sonra iş şimdi işte buralara kadar geldi. Neredeyse kaçınılmaz olan bir sonuç: Hükümet partisinin bizzat sözcüsü olan bir yöneticinin bodoslamadan TV dekoltelerini hedefe oturtmasıyla ekranda gözüken dekolteli son kadın kovuluyor. Emir yüksek yerden “tak” çakılıyor, “şak” yerine getiriliyor. O hesap! Yasaklar ‘karışmıyoruz’ diyerek başlıyor Hüseyin Çelik ne buyuruyor? “Dün bir kanaldaki yarışma programında sunucu öyle bir kıyafet giymiş ki olmaz bu yani. Kimseye karıştığımız yok ama çok aşırı. Dünyada da kabul edilemez.” Maazallah, iyi ki karışmıyor. Karışsa bir de acaba ne olacak? Sokakta sonunda artık ahlak polisi dolaştıracaklar. Ramak kaldı… Çelik’in dekolte ayarından sonra, durumdan vazife çıkaran yurttaşlar zaten seve seve bu göreve gönüllü talip olacak; kendinden menkul “kabul edilemez” çıtaları üzerinden onun bunun yırtmacına, etek boyuna, yakasına, koluna şevkle zaten müdahil olabilecekler... Bir kez bu iklim yaratılmayagörsün… İran’da da böylesi serbest Son içki yasakları gündeme gelmeden önce, Başbakan da “İşbaşına geldiğimizden beri biz neyi yasakladık?” demiyor muydu: “Hangi özgürlüğü kısıtladık?” diye bas bas bağırıyor, ardından sıralıyordu: “Kimin yaşam tarzına, giyimine kuşamına müdahale ettik? Ne kadar viski, bira tüketiyorsun dedik mi? İsteyen istediği kadar içiyor. Aksırıncaya tıksırıncaya kadar içiyorlar. Mahalle baskısı diyorlar. Hükümete atılan iftiralar bugüne kadar hangi partiye bu boyutta yapıldı?” Bu sözler üzerinden iki yıl geçti geçmedi… Matematik bir gerçeklik gibi arkasından IV. Murat yasakları geldi. Hükümet partisi sözcüsünün, dolayısıyla hükümetin şimdi “kabul edilmez” bulduğu dekolteler de bundan böyle anlaşılan, tıpkı İran’da olduğu gibi kamuya açık olmayan yerlerde dilenen ölçüde serbest olacak. Kapalı devre alanda karışan görüşen bulunmayacak. Bir eş dost davetinde, kendi evimizde, nişanımız, düğünümüzde örneğin istediğimiz gibi giyinebileceğiz. Bunun dışında, en umulmadık çevrelere kadar bulaşan ağır bir “mahalle baskısı” işleyecek. Bu yaz daha Meral Tamer -misalkarşısına ikide bir çıkan şortları meşrebince “kabul edilemez” ilan etmemiş miydi? Çelik’in “dekolte kritelerine” adım adım böyle gelindi. ‘Tehlikenin farkında mısınız diyenler haklıymış!’ “Demokrasi Tramvayı”nın iç daraltan yolculuğunu, ilk durağından itibaren izleyen ve Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkan son “Demokrasi Tramvayı” adındaki kitabımda uzunlamasına irdeleyen biri olarak, Kansu olayına hiç şaşırmadım. Beni şaşırtan şey, orada burada çıkmaya başlayan “Demek haklıymışlar” yazıları oldu. Dün bir internet sitesinde okuduğum bir yazı örneğin; “Yıllar önce Cumhuriyet gazetesinin bir reklamı vardı; tehlikenin farkında mısınız?” diyerek başlıyor ve özetle şöyle devam ediyordu: “…Bir süre sonra bu reklama ve bu reklamın temsil ettiği kaygılı kesime eleştiri üzerine eleştiri geldi. İçi boş bir şeriat ve gericilik korkusu yaydıkları iddia edildi. Hatta alaya alındılar. Bu şeriat korkusunun yapay olduğu, darbeciler tarafından kurgulandığı, gerçekte ise irtica diye bir tehlikenin hiçbir zaman var olmadığı iddia ediliyordu… …AKP iktidara geldikten, hatta ilk dönemi geçtikten sonra bir kısım liberal ve hatta kendini ‘sosyalist’ olarak adlandırmaktan utanmayan bir kısım zevat, ‘bak gördünüz mü işte, demokratikleşiyoruz, hiç de öyle irtica tehdidi yok’ falan diye laik kesimi adeta alaya aldı. …Laikler bağır çağır ‘bu insanların asıl amacı farklı’ diye uyarmaya çalıştıklarında haklıydılar. İrtica tehdidinden, gericilikten dert yandıklarında sonuna kadar haklıydılar. …Ve sene 2013. Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı yapmış bir milletvekili, aynı zamanda iktidar partisinin sözcüsü görevindeki bu şahıs, tek bir eleştirisiyle bir program sunucusunu sırf dekolte giydiği için işten attırabiliyor…” (Kaynak: ekşi sözlük) Evet “Cumhuriyet” gazetesi ve bizler.. tarih önünde haklı çıktık! Tıpkı Gül’ü “sansürcülükten” mahkûm eden AİHM nezdinde haklı çıkmış olduğumuz gibi… Ne yazık ki böyle haklı çıkmak insanı sevindirmiyor. Tehlikenin varlığının vaktiyle görülmemiş olmasından duyulan üzüntüyü büsbütün katlıyor…


Yazarın Son Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020
Roma açık şehir 28 Mayıs 2020
Umut, korku ve öfke 21 Mayıs 2020
Nefretin zaferi 17 Mayıs 2020
Yeni virüs sarışın 14 Mayıs 2020
Şalom aleykem 10 Mayıs 2020
Yarın korkusu 3 Mayıs 2020