Hücrede Tek Başına!

06 Mart 2011 Pazar

Hücrenin demir kapısı arkamdan kapandığında gözlerim duvardaki resme takıldı. Birtakım anlaşılmaz çizgiler arasında bir resim: “Hoş geldin” der gibi gülen bir Karmen!

Ranzaya çöktüm. Doyasıya baktım. Nerdeyse kalkıp oynayacak! Şarkısına başlayacak!

***

Mustafa Balbay’la Tuncay Özkan’ı ayırmışlar... Ayrı ayrı hücrelere sokmuşlar... Yeni bir tutukevinin tozu toprağı daha ortadan kaldırılmamış karanlık hücrelerine... Tek başlarına yaşamanın tadını ya da acısını daha derinden duysunlar diye! Öyle ahbap çavuş hapisliği olur mu? Kapat hücreye, tek başına hayal kursun, ağlasın, üzülsün, yetmezmiş gibi çektiği iki yıldır, daha çok yaşasın, yalnızlık denen canavarla pençeleşsin!

***

Ben de bu hücre yaşantısını dört ay çektim. Benimki gecelerdi! Tek başımaydım, ama yandaki hücrede söyleşiler yapabildiğim iki idam mahkûmu vardı hiç değilse!.. Balbay’la Özkan bundan da yoksun. Bir arkadaşla değil, kendi başına yaşayacak, konuşması da kendiyle olacak. Anıları ile baş başa...

Bilmem atıldığı bu yeni hapishanesinin tek kişilik hücresinde yazılarını yazabilecek mi, gazete okuyabilecek mi, TV’ye bakabilecek mi? Benim hücremin duvarlarında birçok yaşamın izleri vardı. Benden önce burada Kastelli yaşamış, öyle demişlerdi. Kim bilir daha kimler? Hiç değilse insan sıcaklığı vardı benimkinde! Balbay’ın, Özkan’ınkinde o da yok! Beyaz duvarlar bomboş, bir çeşit mahzen, bir çeşit işkencehane!..

***

İki yıl yetmemiş, yine iki yıl daha mı? Mahkeme başkanı “yeter artık serbest kalmalılar” diyor, öteki iki kişi “olmaz, olamaz” diye direniyor... Bu nasıl bir cezalandırma, bu nasıl bir adalet, bu nasıl bir yargı, bu nasıl insanlık dışı bir davranış? İki yıllık kapatılmanın sorumlusu kim? Bir iki yargıç mı, bir iki savcı mı? Bu son uygulamayı Ankara istemiş; “Alın bu iki gazeteciyi birbirinden uzağa atın; konuşmasınlar, görüşmesinler, seçimlerde aday olma hesapları yapamasınlar” diye mi? Ankara böyle istemiş... Ankara’da kim var? Başbakan Tayyip Erdoğan mı, öteki arkadaşları mı?

Bu, bir öç alma mı? Bu, bir ortaçağ uygulaması mı? Bu tarihe utanç sayfası olarak geçecek, kuşaklar boyu ibretle, öfkeyle anılacak bir diktatör uygulaması mı?

***

Günü gelir hücrelere daha başkaları da girer! Ama onlar hiç değilse mahkeme kararıyla... Ya da yüce divan yargılaması sonunda!.. Bir kez hukuk, adalet ülkede bir düş olup uçup gitti mi, hücrelere kapatılma sırası, ona da, buna da, sana da, bana da gelir!..


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yağmurda Bir Gün 20 Mart 2014
Seçimlere Doğru 18 Mart 2014
Öykü Gibi 16 Mart 2014
‘Gizli Kalanlar’ 13 Mart 2014