Olaylar Ve Görüşler

Deniz kadayıfı - M. Levent ARTÜZ

08 Aralık 2021 Çarşamba

Son günlerde kuvvetli batılı rüzgârların ardından özellikle Caddebostan sahillerinde kıyıya vuran kırmızı algler (yosunlar) Marmara Denizi’nin bize gösterdiği ibret verici ve ders almamız gereken bir sinyal olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çevre kirlenmesi konusunda hafızamız pek de iyi olmadığından, geçmişte yaşanan olguları hatırlamakta ne yazıktır ki güçlük çekmekteyiz. Dolayısıyla zamansal değişimleri modellemede ve doğru çıkarımlar yapmada pek de başarılı olduğumuz söylenemez.

23 Şubat 1991 tarihli, Cumhuriyet gazetesi, 69 sayılı Bilim ve Teknik ekinin 14. sayfasına göz gezdirdiğimizde 1989 senesinde başlayan Marmara Denizi kirletilme sürecinde belirgin göstergelerden biri olan “kırmızı alglerdeki anormal artış” konusunun işlendiğini görebiliriz.

KISITLAYICI UNSUR

1989 senesinde devreye giren ve Marmara Denizi’ni Akdeniz yönünden gelip, Marmara’yı boydan boya kat ettikten sonra Boğaziçi yolu ile sadece yüzde 10’u  Karadeniz’e ulaşan alt akıntıyı arıtılmamış atıkları Karadeniz’e taşınacağı hayali ile konveyör “taşıyıcı” olarak kullanma “cin fikrini” icat etmemizin ve koca bir denizi öldürmemizin üzerinden neredeyse 32 sene geçti. Bu geçen zaman zarfında Marmara Denizi ekosisteminde kirletilmeye bağlı art arda gelen değişiklikleri de yakinen gözledik.

Bu değişikliklerden biri de 90’lı senelerde İzmit Körfezi’nin en dip bölümünde kırmızı alglerde gözlenen anormal artışlar olarak karşımıza çıkmıştı. Hatta bu Gracillaria türü algler o kadar artmıştı ki hasat edilerek bir ihraç unsuru olarak değerlendirilmeye başlanmış, zamanının “su ürünleri sirkülerlerinde” istihsali ile ilgili düzenlemeler getirilmişti.

O zamanlar, agar-agar elde edilen bu Gracillaria türü kırmızı deniz yosunlarındaki anormal artış tamamen kirlenme kökenli olarak geliştiğinden ve söz konusu algler maruziyete bağlı olarak başta ağır metaller olmak üzere birçok kirletici unsuru içerdiklerinden, kısa bir süre sonra toplanması yasaklanmak zorunda kalmıştı. Bundan belirli bir süre sonra da kirliliğin artışı ile paralel olarak ortadan kalktıkları gözlenmişti. Yani bir noktaya kadar teşvik edici unsur gibi çalışan kirlenme, bir noktadan sonra kısıtlayıcı unsur olarak görev yapmıştı.

TEHLİKELİ SÜREÇ

Şimdi de yaklaşık 11 ay önce, Marmara Denizi’nin bu hale gelmesine sebep olan aynı yöntemle, yine Karadeniz’e gider umudu ve “cin fikri” ile dünyanın en kirli akarsularından biri olan ve Ege Denizi’ne akan Ergene Nehri’nin kirletici unsurları 50 kilometre taşınıp Tekirdağ’dan Marmara Denizi’ne basılmaya başlandı.

Kimyasal özellik taşıyan bu atıklar da zamanında organik atık niteliğindeki evsel atıklar gibi bazı süreçlerin tekrar yaşanması şeklinde, balık ölümleri, denizanası istila ve ölümleri, müsilaj ve denizkadayıfı olarak da nitelenen bu kırmızı deniz yosunlarının anormal artışı olarak karşımıza çıkmaya başladı. Zamanında İzmit Körfezi’nin en dip bölümünde yaşanan benzer olgunun günümüzde körfezin girişine, Caddebostan açıklarına kadar uzandığını açıkça görebiliyoruz.

Biyolojik nitelikli kirlenme yükünün kimyasal nitelikli Ergene deşarjı ile desteklenmesi (!) sonucu oluşan bir dizi olgu da yepyeni bir sürece girdiğimizi açıkça göstermekte.

2020 senesi kasım-aralık aylarında devreye sokulan Ergene deşarjı sonrası gelişen olayları ciddi bir şekilde masaya yatırıp bu yeni süreci sorgulamamızın zamanı geldi de geçiyor.

Kısaca hatırlatmakta yarar var. Sırasıyla, 2021 senesi ocak ayında, Tekirdağ/Şarköy hattında yaşanan bentik (dip) balıklar başta olmak üzere kitlesel ölümler; şubat ayında Şarköy/Gelibolu hattında pelajik (üst su kütlesi) kitlesel balık ölümleri; mart ayında başlayıp devam eden müsilaj olgusu; haziran ayında Tekirdağ/Kumburgaz hattında gözlenen kitlesel yengeç ölümleri; ekim ayında gözlenen Gelibolu/İzmit Körfezi hattında gözlenen kitlesel denizanası ölümleri ve aralık ayında şiddetli lodos fırtınası sonucunda aşırı üremiş olan kırmızı alglerin Caddebostan sahilinde kıyıya vurmaları.

YANILGIYA KAPILMAMALI

Bu anormal olguları, başlangıcı Ergene deşarjı olmak üzere bir zaman çizelgesi üzerine oturttuğumuzda belirmeye başlayan yap-boz resmi bize çok şey anlatmaktadır. Yerine oturan parçalar sonucu, bu yap-boz bittiğinde ortaya çıkacak tablo bugüne kadar yaşadıklarımızı gölgede bırakacak niteliktedir.

Süreç doğru bir şekilde irdelendiğinde açıkça görüleceği gibi Marmara Denizi’ndeki kirlenme olgusu bazı organizmaları yok ederken, bunlardan boşalan ortam, başka türlerce doldurulmaktadır. Tür çeşitliliğinin ciddi anlamda erozyona uğradığı bu biyotop bağlamında bakıldığında, bölgede tür çeşitliliği içinde yer alan unsurlardan biri de insanoğludur. 

Unutulmaması gereken nokta, bu artışların kirlenmenin ilerlemesi ile sona ereceği ve bazı türlerin arttığı ve/veya gözlemlendiği yönündeki yanıltıcı yansının, kirlenme ile paralel olarak son bulacağı ve geriye yaşamsız bir ortamdan başka bir şeyin kalmayacağıdır.

Zamanında bir siyasetçin dediği gibi “Kadayıfın altı kızarmıştır”.

M. LEVENT ARTÜZ


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları