Kurtuluş Savaşı Yıllarında Toplanan Saltanat Şuraları - Prof. Dr. Hakkı UYAR
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Kurtuluş Savaşı Yıllarında Toplanan Saltanat Şuraları - Prof. Dr. Hakkı UYAR

10.08.2020 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

1876 yılında kabul edilen Kanunu Esasi ile birlikte 1920 yılına kadar Osmanlı Devleti’nde aralıklı olarak da olsa işleyen sistem anayasal monarşi idi; yani diğer adıyla meşruti demokrasi/meşruti monarşi idi. 1878’de II. Abdülhamit “tatil”e çıktıktan sonra parlamentoyu bir daha toplantıya çağırmadı.

1908 yazında, aradan 30 yıl geçtikten sonra İttihatçı subayların Balkan topraklarında ayaklanıp dağa çıkması üzerine tekrar parlamento toplantıya çağırıldı. 1876 Anayasası’na göre parlamentonun Kasım başında açılıp Mart başında kapanması Padişah kararıyla oluyordu (madde 43).

II. Abdülhamit, iki kanattan oluşan (Mebusan Meclisi ve Ayan Meclisi) Meclisi Umumi’yi 30 yıl boyunca tatilden geri çağırmadı. Dolayısıyla bir dağıtma söz konusu değildi; “tatil”den geri çağırmama söz konusuydu. Anlaşılan kısa süreli bir meclis bile çoğulcu yapısıyla bir hayli rahatsızlık yaratmıştı.

İttihatçılar iktidara gelince, 1909’da padişahtan Meclis’i feshetme yetkisini alsalar da, güç kendilerine geçince tekrar padişaha geri verdiler; ihtiyaç anında kullanmak üzere… Bu yetkiyi Mütareke dönemi diye tanımlanan dönem (Mondros’tan Mudanya’ya, 1918-1922) içerisinde Vahdettin iki kez kullandı.

Birincisi Aralık 1918’de, ikincisi Nisan 1920’de… Mondros sonrasında ağırlıklı olarak İttihatçılardan oluşması gerekçesiyle dağıtılan parlamento, Sivas Kongresi sonrasında Anadolu’daki direniş hareketinin baskısıyla yeniden toplanmış; Misak-ı Milli’yi kabul etmişti. Ancak bu da onun sonunu getirmişti.


BAĞLAYICILIĞI YOK 

Mondros sonrasındaki dönem, olağanüstü şartların yaşandığı bir dönemdi. Mondros ile ordunun silahlarına el konulmuş ve dağıtılması gündeme gelmişti. Bu, hem işgallerin habercisi ve hem de Sevr’in kapıda olduğunun göstergesiydi.

Dönemin iki olağanüstü gelişmesi karşısında parlamentonun olmadığı ortamda kamuoyunun tepkisini yumuşatmak, ağır sorumluluğun bedelini daha geniş bir kesime yaymak amacıyla iki kez Saltanat Şurası toplandı. Birincisi İzmir’in Mayıs 1919’da Yunanistan tarafından işgalinin hemen ardından, ikincisi ise Sevr Barış Antlaşması’nın hemen öncesinde, Temmuz 1920’de Saltanat Şurası toplantısı yapıldı.

Her iki toplantı da Damat Ferit Paşa’nın sadrazamlığı döneminde yapıldı.

Her iki Saltanat Şurası da önde gelen devlet adamlarının ve toplumun önde gelen isimlerinin katılmasıyla gerçekleşti. Şura, bir istişare yani bir danışma görevi gördü. Bağlayıcı bir niteliği yoktu. Parlamentonun olmadığı ortamda bazı eski Ayan Meclisi üyelerinin de katılımıyla gerçekleşti. Dolayısıyla üst düzeyde asker-sivil bürokratların katıldığı Saltanat Şurası, geçmişteki meşveret meclislerinin bir devamı gibiydi.

İKTİDAR KENDİ DERDİNDE

Mütareke dönemindeki birinci Saltanat Şurası, İzmir’in işgalinin (15 Mayıs 1919) hemen sonrasında 26 Mayıs 1919’da toplandı. Yıldız Sarayı’nda Vahdettin’in çağrısıyla yapılan toplantıya 131 kişi davet edildi. Bunlar arasında bakanlar, Ayan Meclisi üyeleri, çeşitli parti ve derneklerin temsilcileri, üniversite ve basın mensupları ile ticaret odasından davet edilenler vardı.

Davetlilere toplantının sadece danışma amaçlı olduğu, Padişah tarafından açılacağı ve Sadrazam tarafından yönetileceği bilgisi verildi. Padişah açılış konuşmasını yaptıktan sonra toplantıdan ayrıldı. Padişah ve hükümeti, kendilerini İngilizler başta olmak üzere İtilaf Devletlerinin kollarına bırakarak, devleti, daha çok da kendi iktidarlarını kurtarmanın peşindeydiler.

Muhtemelen hayal ettikleri 1853 Kırım Savaşı’nda ve 1878’de Ayastefanos Antlaşması yerine Berlin Antlaşmasını koyarken İngiltere ve Fransa gibi devletlerden sağladıkları desteği tekrar elde etmekti. Oysa köprünün altından çok sular akmıştı. Kapıda 1683 Karlofça Antlaşmasından çok daha ağır antlaşma, Sevr Barış Antlaşması vardı. Mondros Ateşkes Antlaşması ve İzmir’in işgali göstere göstere Sevr’i haber veriyordu.

Saltanat Şurası’ndan çaresiz ve direnişi hiç aklına getirmeden, teslimiyetçi bir şekilde ayrılan Vahdettin’in Şuradan çıkışta gözlerinden iki damla yaş süzülmüş ve “Karılar gibi ağlıyorum” diye dert yanmıştı (aktaran Ali Fuat Türkgeldi).

Bu noktada İstanbul’daki teslimiyetçi kesim ile Anadolu’daki direnişçiler arasında dağlar kadar fark vardı. Üstelik İstanbul’daki iktidar çevreleri işgale karşı çıkmadıkları gibi ihanet noktasına da geldiler. Kurtuluşun İstanbul’da olmayacağını görenler de kurtuluş çareleri aradıktan sonra Anadolu’ya geçeceklerdi. Şura’da padişah ve hükümete direniş yanlısı karar aldırılamayacağı açık bir şekilde görülmüştü.

Şura’da hükümete yönelik eleştiriler getirilse de, bağlayıcı bir karar almak mümkün değildi. Çünkü Şura danışma amacıyla toplanmıştı. Daimi bir niteliği ve bağlayıcı bir karar alma imkanı yoktu. Bu nedenle de İzmir’in işgali sonrası toplanan ilk saltanat şurasında hiçbir karar alınamadı; bu haliyle tam anlamıyla dostlar alışverişte görsün mantığıyla toplandığı ve başarısızlıkla sonuçlanan bir toplantı olduğu rahatlıkla söylenebilir.

İkinci Saltanat Şurası ise imzalanması gündeme gelen Sevr Barış Antlaşması nedeniyle toplandı. 22 Temmuz 1920 tarihinde toplanan Şura, 10 Ağustos 1920’de imzalanacak olan Sevr Barış Antlaşması’nın içeriğinin görüşülmesi amacıyla Osmanlı devlet adamlarını bir araya getirdi. Sevr, yenilen devletlerin imzaladığı barış antlaşmaları içerisinde imzası en sona kalan barış antlaşmasıydı.

Çünkü pazarlıklar çetindi; önce Paris Barış Konferansı’nda görüşülmüş sonra da San Remo Konferansı’nda son şekli verilmişti. Taslak 10-11 Mayıs 1920 tarihinde Paris’te Osmanlı Hükümeti temsilcilerine teslim edilmişti. Türk tarihinin en ağır antlaşması olan Sevr metni İstanbul hükümeti ve yandaşlarına bile ağır gelmişti. Ancak onlar yine de antlaşmayı imzalamaktan başka çare göremiyorlardı.

Zaman içerisinde İngiltere’ye yaltaklanarak antlaşmayı hafifletmek gibi bir hayale kapılmışlardı. Direnmek ve Kurtuluş Savaşı’nı desteklemek akıllarından bile geçmiyordu. Hatta direnişin İtilaf Devletlerinin kızgınlığını çekeceği, elde kalanların da gideceği –elde ne kaldıysa?- endişesi içerisindeydiler.

İTİLAF DEVLETLERİNDEN SERT YANIT

Osmanlı Hükümeti, kendilerine verilen antlaşma taslağını incelemek için bir komisyon oluşturdu. Komisyondan gelen bilgiler doğrultusunda ve antlaşmayı yumuşatmaya çabalayan bir cevap metni İtilaf Devletleri temsilcilerine verildi. İtilaf Devletleri temsilcilerinin verdiği cevap sert oldu.

Antlaşmanın ya 10 gün içerisinde olduğu gibi imzalanmasını ya da Türklerin Avrupa’dan sonsuza kadar kovulacağı yanıtını verdiler. Damat Ferit Paşa ağır antlaşma koşullarının sorumlusu olarak İtilaf Devletlerini değil, Anadolu’daki direniş hareketini gördü.

Damat Ferit’e göre, Anadolu’daki direniş İtilaf devletlerini kızdırmıştı. Ancak yine de antlaşma imzalanmalıydı.

Antlaşmasının toplumsal onayını ve kitlesel desteği sağlamak adına Saltanat Şurasının toplanmasına karar verildi. Aslında daha önce de değindiğimiz gibi şuranın yasama yetkisi yoktu; bir danışma organıydı ve sorumluluk sahibi değildi.

İlave olarak daimi bir kurul/meclis işlevi de yoktu. Üstelik Kanunu Esasi’nin 7. Maddesine göre, düveli ecnebiye ile muahedat akdi ve harb ve sulh ilânı ve kuvvei berriye ve bahriyenin kumandası ve harekatı askeriye” (özetle antlaşma imzalama, savaş açma, barış yapma ve orduya kumanda etme) yetkisi Padişaha aitti.

Dolayısıyla Sevr’in Osmanlı Parlamentosunda onaylanmadığı için geçersiz olduğu iddiasının hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır. Ayrıca Mondros sonrasında ortaya çıkan işgaller açık bir şekilde göstermiştir ki, Sevr imzalanmadan önce bile Osmanlı devleti parçalanmış; elinde sadece 600 yıl önce Osmanlı Beyliğinin kurulduğu topraklar kadar bir toprak parçası kalmıştı.

SEVR VE LOZAN

Saltanat Şurası’nda Padişah Vahdettin’in de katılımıyla onaylanan antlaşma, 10 Ağustos 1920’de Osmanlı Hükümeti temsilcileri tarafından Fransa’nın Sevr kasabasında imzalandı.

Sevr’i geçersiz kılan, İstanbul Hükümeti ve Padişahın karşı çıktığı ve önlemek için elinden geleni yaptığı zaferle sonuçlanan Kurtuluş Savaşı ve Sevr’in yerini alan Lozan Barış Antlaşması olmuştur. 100. Yılında Sevr’i unutmamak, Kurtuluş Savaşı yıllarında toplanan saltanat şuralarının da teslimiyetçilikten öteye geçemediğini, direnişi ve Kurtuluş Savaşı’nı destekleyecek bir kimliğe bürünemediklerini üzülerek söylemek gerekir.

Sevr’i önemsiz ve yok sayarak, Lozan’ı küçümsemeye kalkmanın bir anlamı da yoktur, bir faydası da yoktur.

PROF. DR. HAKKI UYAR

KAYNAKÇA: 

Nihat Erim, Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri Cilt I (Osmanlı İmparatorluğu Andlaşmaları), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1953.

Süleyman Kani İrtem, “Tarihten Sahifeler: Saltanat Şurası”, http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11498/45462/001641671010.pdf?sequence=1&isAllowed=y (son erişim tarihi: 6 Ağustos 2020).   

Seha L. Meray-Osman Olcay, Osmanlı İmparatorluğunun Çöküş Belgeleri (Mondros Bırakışması, Sevr Andlaşması İlgili Belgeler), Ankara Üniversitesi SBF Yayınları, Ankara, 1977.

Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, TTK Yayınları, Ankara, 2010.

Kemal Yakut, “Mütareke Dönemi’nde Yapılan Saltanat Şuraları”, https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/Kemal-YAKUT-M%c3%bctareke-D%c3%b6neminde-Yap%c4%b1lan-Saltanat-%c5%9e%c3%bbralar%c4%b1.pdf (son erişim tarihi: 6 Ağustos 2020).  

https://www.anayasa.gov.tr/tr/mevzuat/onceki-anayasalar/1876-k%C3%A2n%C3%BBn-i-es%C3%A2s%C3%AE/ (son erişim tarihi: 6 Ağustos 2020).  


Yazarın Son Yazıları

Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026
Asya üretim dengelerinde yeni dönem - Gözde Dizdar

Bangladeş’te bugün yapılacak genel seçimler, yalnızca iç siyaseti ilgilendiren bir gelişme değil; güney ve güneydoğu Asya’daki üretim ve ticaret dengeleri açısından da yakından izlenen bir sürece işaret ediyor.

Devamını Oku
12.02.2026
Şiddet sarmalındaki çocuklarımız - Mustafa Gazalcı

Şiddete uğrayan, sömürülen çocuklara geçen günlerde bir de acımasızca öldürülen çocuklar eklendi.

Devamını Oku
12.02.2026
Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Devamını Oku
10.02.2026
Grönland iklimi - Hakan Reyhan

2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.

Devamını Oku
10.02.2026
'İktidarın kara düzeni dağılacak!'

“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış.

Devamını Oku
09.02.2026
Direnenler ve pijamasıyla oturanlar - Erdal Atıcı

Dünya tarihinde, bugün olduğu gibi adalet kılıcının kırıldığı, insan özgürlüklerinin kısıtlandığı, baskının, zulmün, haksızlığın ve hukuksuzluğun topluma egemen olduğu dönemler görülmüştür...

Devamını Oku
09.02.2026
Sorumlular ve sorumsuzlar - Erdal Celal Aksoy

6 Şubat 2023 tarihinde, saat 04.17’de Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğünde depremler meydana gelmiştir.

Devamını Oku
07.02.2026
Deprem ve ordunun unutturulan gücü - Cumhur Utku

6 Şubat 2023’te meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, 11 ilimizi etkileyerek resmi rakamlara göre 53 binden fazla kişinin ölümüne, 107 binden fazla kişinin yaralanmasına ve yaklaşık bir milyon evin yıkılmasına yol açtı.

Devamını Oku
06.02.2026
Deprem dersleri - İbrahim Berksoy

42 yıllık kısa ömrüne yaşama ilişkin birbirinden ilginç düşünceler sığdıran Danimarkalı felsefeci Kiergagaard’ın şu sözü hiç aklımdan çıkmaz: “Yaşamı ileri dönük yaşar, geriye dönüp anlarız.”

Devamını Oku
06.02.2026
Modern toplumun temel ilkesi: Laiklik - Arif Anıl Öztürk

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ortak paydalarından biri olan laikliğin anayasaya girişinin 89. yıldönümündeyiz.

Devamını Oku
05.02.2026
Kronikleşen hastalık - Kadir Serkan Selçuk

İktidarın bir süredir devam eden “sorunları çözememe hastalığı” artık kronikleşti.

Devamını Oku
05.02.2026
Meşruiyet üzerine - Doğan Soyaslan

Meşruiyet siyasi ve hukuki anlamlarda kullanılır.

Devamını Oku
04.02.2026
BALATRO - A. Celal Binzet

Doğrusu bir sözcüğün günlük dildeki anlamı dışında ne denli yoğunluk içerdiğini öğrenmek hiç de kolay olmadı.

Devamını Oku
04.02.2026
Liyakat meselesi: Mine–öz–sinir hattı - Roşan Orhan

Türkiye’de bazı sorunlar vardır; bağırmaz, çağırmaz, ilk bakışta can yakmaz.

Devamını Oku
04.02.2026
Kalınlaşan müfredat, güçsüzleşen çocuklar - Abdullah Yüksel

Eğitim sistemimizde ilginç bir denklem var: Müfredat kalınlaştıkça çocuklar inceliyor.

Devamını Oku
03.02.2026
Eczane kapısı kilitli! - Avni Kurtuldu

Türkiye’de eczane açmak, artık mesleki bir tercih değil; talih işi.

Devamını Oku
03.02.2026
Devletler ve çıkarları üzerine - ABDULLAH KEHALE

Bugün Suriye’de Kürtler özelinde olanları daha iyi anlayabilmek için biraz geriye gitmekte ve yakın tarihte Irak’ta yaşanan olaylara bakmakta yarar var.

Devamını Oku
02.02.2026
Emekle yeşeren bir ağacın gölgesi - OKAY TAŞLI

Cumhuriyet bir tarih değildir yalnızca; her gün yeniden kurulan bir vicdandır.

Devamını Oku
02.02.2026
Kuvvetler tek elde toplanırsa... - Mahmut Aslan

Muammer Aksoy’un evinin önünde katledilişinin üzerinden 36 yıl geçti.

Devamını Oku
31.01.2026
Süt sağlığımız ve geleceğimiz - Mücteba Binici

Çocukluğumda Karacabey’in Fevzi Paşa köyünde hem tarım hem de hayvancılık yapılırdı.

Devamını Oku
30.01.2026
‘Türkiyelilik’ söylemi kimleri dışarıda bırakır? - Prof. Dr. Utku Yapıcı

“Türk, Kürt, Laz, Çerkes...” On yıllardır bu sözcükleri art arda belirli bir sıraya göre saymak, çoğulcu olmanın temel gereklerinden biri olarak sunuldu.

Devamını Oku
30.01.2026
Felaket kapitalizmi kıskacında - Esen Erol

Günümüzde neoliberal düzenin bizi sarıp sarmaladığı hepimizce malum.

Devamını Oku
29.01.2026
Toplum çocuklarını neden koruyamaz? - Özkan Yıldız

Geçtiğimiz haftalarda, “yan bakma” gerekçesiyle, 15 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, Türkiye’de çocuklar arasında suç ve şiddetin ulaştığı ürkütücü eşiği gösteren çarpıcı bir örnek olarak kayda geçti.

Devamını Oku
29.01.2026