Kurtuluş Savaşı Yıllarında Toplanan Saltanat Şuraları - Prof. Dr. Hakkı UYAR
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Kurtuluş Savaşı Yıllarında Toplanan Saltanat Şuraları - Prof. Dr. Hakkı UYAR

10.08.2020 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

1876 yılında kabul edilen Kanunu Esasi ile birlikte 1920 yılına kadar Osmanlı Devleti’nde aralıklı olarak da olsa işleyen sistem anayasal monarşi idi; yani diğer adıyla meşruti demokrasi/meşruti monarşi idi. 1878’de II. Abdülhamit “tatil”e çıktıktan sonra parlamentoyu bir daha toplantıya çağırmadı.

1908 yazında, aradan 30 yıl geçtikten sonra İttihatçı subayların Balkan topraklarında ayaklanıp dağa çıkması üzerine tekrar parlamento toplantıya çağırıldı. 1876 Anayasası’na göre parlamentonun Kasım başında açılıp Mart başında kapanması Padişah kararıyla oluyordu (madde 43).

II. Abdülhamit, iki kanattan oluşan (Mebusan Meclisi ve Ayan Meclisi) Meclisi Umumi’yi 30 yıl boyunca tatilden geri çağırmadı. Dolayısıyla bir dağıtma söz konusu değildi; “tatil”den geri çağırmama söz konusuydu. Anlaşılan kısa süreli bir meclis bile çoğulcu yapısıyla bir hayli rahatsızlık yaratmıştı.

İttihatçılar iktidara gelince, 1909’da padişahtan Meclis’i feshetme yetkisini alsalar da, güç kendilerine geçince tekrar padişaha geri verdiler; ihtiyaç anında kullanmak üzere… Bu yetkiyi Mütareke dönemi diye tanımlanan dönem (Mondros’tan Mudanya’ya, 1918-1922) içerisinde Vahdettin iki kez kullandı.

Birincisi Aralık 1918’de, ikincisi Nisan 1920’de… Mondros sonrasında ağırlıklı olarak İttihatçılardan oluşması gerekçesiyle dağıtılan parlamento, Sivas Kongresi sonrasında Anadolu’daki direniş hareketinin baskısıyla yeniden toplanmış; Misak-ı Milli’yi kabul etmişti. Ancak bu da onun sonunu getirmişti.


BAĞLAYICILIĞI YOK 

Mondros sonrasındaki dönem, olağanüstü şartların yaşandığı bir dönemdi. Mondros ile ordunun silahlarına el konulmuş ve dağıtılması gündeme gelmişti. Bu, hem işgallerin habercisi ve hem de Sevr’in kapıda olduğunun göstergesiydi.

Dönemin iki olağanüstü gelişmesi karşısında parlamentonun olmadığı ortamda kamuoyunun tepkisini yumuşatmak, ağır sorumluluğun bedelini daha geniş bir kesime yaymak amacıyla iki kez Saltanat Şurası toplandı. Birincisi İzmir’in Mayıs 1919’da Yunanistan tarafından işgalinin hemen ardından, ikincisi ise Sevr Barış Antlaşması’nın hemen öncesinde, Temmuz 1920’de Saltanat Şurası toplantısı yapıldı.

Her iki toplantı da Damat Ferit Paşa’nın sadrazamlığı döneminde yapıldı.

Her iki Saltanat Şurası da önde gelen devlet adamlarının ve toplumun önde gelen isimlerinin katılmasıyla gerçekleşti. Şura, bir istişare yani bir danışma görevi gördü. Bağlayıcı bir niteliği yoktu. Parlamentonun olmadığı ortamda bazı eski Ayan Meclisi üyelerinin de katılımıyla gerçekleşti. Dolayısıyla üst düzeyde asker-sivil bürokratların katıldığı Saltanat Şurası, geçmişteki meşveret meclislerinin bir devamı gibiydi.

İKTİDAR KENDİ DERDİNDE

Mütareke dönemindeki birinci Saltanat Şurası, İzmir’in işgalinin (15 Mayıs 1919) hemen sonrasında 26 Mayıs 1919’da toplandı. Yıldız Sarayı’nda Vahdettin’in çağrısıyla yapılan toplantıya 131 kişi davet edildi. Bunlar arasında bakanlar, Ayan Meclisi üyeleri, çeşitli parti ve derneklerin temsilcileri, üniversite ve basın mensupları ile ticaret odasından davet edilenler vardı.

Davetlilere toplantının sadece danışma amaçlı olduğu, Padişah tarafından açılacağı ve Sadrazam tarafından yönetileceği bilgisi verildi. Padişah açılış konuşmasını yaptıktan sonra toplantıdan ayrıldı. Padişah ve hükümeti, kendilerini İngilizler başta olmak üzere İtilaf Devletlerinin kollarına bırakarak, devleti, daha çok da kendi iktidarlarını kurtarmanın peşindeydiler.

Muhtemelen hayal ettikleri 1853 Kırım Savaşı’nda ve 1878’de Ayastefanos Antlaşması yerine Berlin Antlaşmasını koyarken İngiltere ve Fransa gibi devletlerden sağladıkları desteği tekrar elde etmekti. Oysa köprünün altından çok sular akmıştı. Kapıda 1683 Karlofça Antlaşmasından çok daha ağır antlaşma, Sevr Barış Antlaşması vardı. Mondros Ateşkes Antlaşması ve İzmir’in işgali göstere göstere Sevr’i haber veriyordu.

Saltanat Şurası’ndan çaresiz ve direnişi hiç aklına getirmeden, teslimiyetçi bir şekilde ayrılan Vahdettin’in Şuradan çıkışta gözlerinden iki damla yaş süzülmüş ve “Karılar gibi ağlıyorum” diye dert yanmıştı (aktaran Ali Fuat Türkgeldi).

Bu noktada İstanbul’daki teslimiyetçi kesim ile Anadolu’daki direnişçiler arasında dağlar kadar fark vardı. Üstelik İstanbul’daki iktidar çevreleri işgale karşı çıkmadıkları gibi ihanet noktasına da geldiler. Kurtuluşun İstanbul’da olmayacağını görenler de kurtuluş çareleri aradıktan sonra Anadolu’ya geçeceklerdi. Şura’da padişah ve hükümete direniş yanlısı karar aldırılamayacağı açık bir şekilde görülmüştü.

Şura’da hükümete yönelik eleştiriler getirilse de, bağlayıcı bir karar almak mümkün değildi. Çünkü Şura danışma amacıyla toplanmıştı. Daimi bir niteliği ve bağlayıcı bir karar alma imkanı yoktu. Bu nedenle de İzmir’in işgali sonrası toplanan ilk saltanat şurasında hiçbir karar alınamadı; bu haliyle tam anlamıyla dostlar alışverişte görsün mantığıyla toplandığı ve başarısızlıkla sonuçlanan bir toplantı olduğu rahatlıkla söylenebilir.

İkinci Saltanat Şurası ise imzalanması gündeme gelen Sevr Barış Antlaşması nedeniyle toplandı. 22 Temmuz 1920 tarihinde toplanan Şura, 10 Ağustos 1920’de imzalanacak olan Sevr Barış Antlaşması’nın içeriğinin görüşülmesi amacıyla Osmanlı devlet adamlarını bir araya getirdi. Sevr, yenilen devletlerin imzaladığı barış antlaşmaları içerisinde imzası en sona kalan barış antlaşmasıydı.

Çünkü pazarlıklar çetindi; önce Paris Barış Konferansı’nda görüşülmüş sonra da San Remo Konferansı’nda son şekli verilmişti. Taslak 10-11 Mayıs 1920 tarihinde Paris’te Osmanlı Hükümeti temsilcilerine teslim edilmişti. Türk tarihinin en ağır antlaşması olan Sevr metni İstanbul hükümeti ve yandaşlarına bile ağır gelmişti. Ancak onlar yine de antlaşmayı imzalamaktan başka çare göremiyorlardı.

Zaman içerisinde İngiltere’ye yaltaklanarak antlaşmayı hafifletmek gibi bir hayale kapılmışlardı. Direnmek ve Kurtuluş Savaşı’nı desteklemek akıllarından bile geçmiyordu. Hatta direnişin İtilaf Devletlerinin kızgınlığını çekeceği, elde kalanların da gideceği –elde ne kaldıysa?- endişesi içerisindeydiler.

İTİLAF DEVLETLERİNDEN SERT YANIT

Osmanlı Hükümeti, kendilerine verilen antlaşma taslağını incelemek için bir komisyon oluşturdu. Komisyondan gelen bilgiler doğrultusunda ve antlaşmayı yumuşatmaya çabalayan bir cevap metni İtilaf Devletleri temsilcilerine verildi. İtilaf Devletleri temsilcilerinin verdiği cevap sert oldu.

Antlaşmanın ya 10 gün içerisinde olduğu gibi imzalanmasını ya da Türklerin Avrupa’dan sonsuza kadar kovulacağı yanıtını verdiler. Damat Ferit Paşa ağır antlaşma koşullarının sorumlusu olarak İtilaf Devletlerini değil, Anadolu’daki direniş hareketini gördü.

Damat Ferit’e göre, Anadolu’daki direniş İtilaf devletlerini kızdırmıştı. Ancak yine de antlaşma imzalanmalıydı.

Antlaşmasının toplumsal onayını ve kitlesel desteği sağlamak adına Saltanat Şurasının toplanmasına karar verildi. Aslında daha önce de değindiğimiz gibi şuranın yasama yetkisi yoktu; bir danışma organıydı ve sorumluluk sahibi değildi.

İlave olarak daimi bir kurul/meclis işlevi de yoktu. Üstelik Kanunu Esasi’nin 7. Maddesine göre, düveli ecnebiye ile muahedat akdi ve harb ve sulh ilânı ve kuvvei berriye ve bahriyenin kumandası ve harekatı askeriye” (özetle antlaşma imzalama, savaş açma, barış yapma ve orduya kumanda etme) yetkisi Padişaha aitti.

Dolayısıyla Sevr’in Osmanlı Parlamentosunda onaylanmadığı için geçersiz olduğu iddiasının hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır. Ayrıca Mondros sonrasında ortaya çıkan işgaller açık bir şekilde göstermiştir ki, Sevr imzalanmadan önce bile Osmanlı devleti parçalanmış; elinde sadece 600 yıl önce Osmanlı Beyliğinin kurulduğu topraklar kadar bir toprak parçası kalmıştı.

SEVR VE LOZAN

Saltanat Şurası’nda Padişah Vahdettin’in de katılımıyla onaylanan antlaşma, 10 Ağustos 1920’de Osmanlı Hükümeti temsilcileri tarafından Fransa’nın Sevr kasabasında imzalandı.

Sevr’i geçersiz kılan, İstanbul Hükümeti ve Padişahın karşı çıktığı ve önlemek için elinden geleni yaptığı zaferle sonuçlanan Kurtuluş Savaşı ve Sevr’in yerini alan Lozan Barış Antlaşması olmuştur. 100. Yılında Sevr’i unutmamak, Kurtuluş Savaşı yıllarında toplanan saltanat şuralarının da teslimiyetçilikten öteye geçemediğini, direnişi ve Kurtuluş Savaşı’nı destekleyecek bir kimliğe bürünemediklerini üzülerek söylemek gerekir.

Sevr’i önemsiz ve yok sayarak, Lozan’ı küçümsemeye kalkmanın bir anlamı da yoktur, bir faydası da yoktur.

PROF. DR. HAKKI UYAR

KAYNAKÇA: 

Nihat Erim, Devletlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri Cilt I (Osmanlı İmparatorluğu Andlaşmaları), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1953.

Süleyman Kani İrtem, “Tarihten Sahifeler: Saltanat Şurası”, http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11498/45462/001641671010.pdf?sequence=1&isAllowed=y (son erişim tarihi: 6 Ağustos 2020).   

Seha L. Meray-Osman Olcay, Osmanlı İmparatorluğunun Çöküş Belgeleri (Mondros Bırakışması, Sevr Andlaşması İlgili Belgeler), Ankara Üniversitesi SBF Yayınları, Ankara, 1977.

Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, TTK Yayınları, Ankara, 2010.

Kemal Yakut, “Mütareke Dönemi’nde Yapılan Saltanat Şuraları”, https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/Kemal-YAKUT-M%c3%bctareke-D%c3%b6neminde-Yap%c4%b1lan-Saltanat-%c5%9e%c3%bbralar%c4%b1.pdf (son erişim tarihi: 6 Ağustos 2020).  

https://www.anayasa.gov.tr/tr/mevzuat/onceki-anayasalar/1876-k%C3%A2n%C3%BBn-i-es%C3%A2s%C3%AE/ (son erişim tarihi: 6 Ağustos 2020).  


Yazarın Son Yazıları

Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025