Oryantalist deli gömleği: Truva atı - Seda Ünsar
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Oryantalist deli gömleği: Truva atı - Seda Ünsar

31.07.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

2000’li yılların başında başlayan siyasi süreç, rejim değişikliği aracılığıyla parlementer demokrasinin tasfiyesi ardından devlet ve toplum yapılarının tarikatlaşmasıyla sonuçlandı. Buna daha önce “Oryantalist deli gömleği” adını vermiştim. 

Deli gömleğiydi çünkü söz konusu tasfiye, antidemokratik bir süreç olarak değil, yerli ve yabancı basında sürekli tekrarlanan, aksi yönde bir düşünce, eleştiri veya itirazı “antidemokratik, faşist, (en alakasız olarak da) ırkçı” olarak damgalayan, “ileri demokrasi” ve “sivil vesayet” kodlarıyla gerçekleşmişti. 

Oryantalist temellerini ise kısaca şöyle anlatalım. Türklere özel bir “kimlik” tartışması olarak Batı akademisinde inşa edilmiş, laik demokrasinin Türklerin kimliği olmadığı ve Atatürk tarafından faşizan bir biçimde dayatıldığı fikri, hızlı bir meşrulaşma sürecindeydi. 

Öyle ki bu süreç, doğal olarak, İslamcı kesimin sarıldığı bir fikir olmanın yanı sıra, sürece pazar ekonomisi mantığıyla bakan liberal kesimin yüzeysel Atatürk değerlendirmelerine de sızmıştı. Örneğin, London School of Economics’te katıldığım bir konferansta, Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinde bir profesör, Atatürk sekülerizmini antidemokratik olarak tanımlıyor ve ünlü Soğuk Savaş ve Ortadoğu (özellikle İran) otoritesi Fred Halliday bile hem metodolojik hem teorik olarak çalışmayı yerle bir ederken bu tanıma benim gibi şiddetle isyan ediyordu. (Batı’nın Türkiye’yi kimlik olarak ve bir çatışma içinde görme tutkusu o kadar derin ki 31 Mart seçimleri hakkındaki makalemin başlığını bile, Amerikalı editör “Thrasymakhos’un çöken etiği: Türkiye’nin yarışan kimlikleri ve demokratik ruhunun yükselişi” olarak teklif etmişti. Tabii ki tam da eleştirdiğim konu olduğu için reddettim). 

‘SİVİL TOPLUM ANLAYIŞI’

Türkleri Türklerden iyi tanıma ve hakkında otorite olma iddiasındaki kibirli Oryantalistler, Türklerin gerçek kimliğinin laiklikle bağdaşmayan (“Çünkü laiklik bir tek Hıristiyanlığa uygundur”) Müslüman Ortadoğu kimliği olduğunu söylerken İslamda sekülerleşme süreçlerinin de bir Batılılaşma hülyası olduğunu iddia ediyorlardı. (Bu iddianın popüleritesini değerlendirebilmek için, Cumhuriyetin ideolojik, tarihi ve felsefi düşmanlarınca benimsemesini değil, örneğin Ece Temelkuran’ın “Ortadoğuluğumuzu keşfetme”sini hatırlayın). Bu iddianın bir yansıması olarak sivil toplum çalışmalarında, tarikatlar, sivil toplum kabul ediliyordu: “İslama uygun olan”, “İslamın sivil toplumu” da buydu. 

Oysaki sivil toplumun anlamı, modern toplumun temeli olan seküler rasyonelitedir ve bu rasyonelite de fikren, vicdanen ve iradesinde özgürleşmiş bireyler tarafından üstlenilmiş toplumsal hak ve özgürlükler savunusu demektir. Bu duruma aykırı, bireyin fikir, vicdan ve iradesini yok ederek biat kültürü ile dini otorite altına alan tüm yapılar, sivil toplum değil, bireyi baskı altına alan sivil topluma yönelik tehditlerdir. Birey hak ve özgürlükleri evrensel değerler olduğundan, Batı için ayrı, Oryantalist bakışın tek kimliğini İslam olarak dayattığı Doğu için ayrı düşünülemez.

MODERNİTE SÜRECİ

Üstelik tüm bu Oryantalist ve absürt argümanlar, 1990’lardan itibaren Cumhuriyet Devrimi’nin üzerine, kontrolsüz bir çığ gibi yığılırken çağ postmodern kapitalizm çağı olduğundan, postmodernizmin modernite ve sekülerizm eleştirisi de irrasyonaliteye, bazen istemeden ya da farkında olmadan, yer açmaktaydı. Habermas’ın tam da bu sebeple “Sekülerizme sahip çıkın!” çağrısı çok önemlidir (ki postmodernizm modernite yapılarının göreceli olarak sağlamlaştığı Batı toplumları için bile bir tehditse, modernite yapılarının emperyalizme de maruz kalarak sürekli eritildiği Doğu toplumlarının vay haline). 

Oryantalist bakış, modernite ve sekülerizmi, evrensel, ekonomi politik süreçler olarak değil de sadece Hıristiyan Batı kültürünün evrimleri olarak algıladığından, Doğu’nun modernite süreçleri de bir Batı dayatması olarak öne sürülüyordu. Edward Said ve Franz Fanon’u bu anlamda manipüle eden İslamcı akımlar, tuhaf bir oximoron olarak, postmodernleşmiş bir solla da destekleniyordu. Tabii bu solun içinde Kürtçü akımlar da vardı. 

Gerçek artık sorgulanmalıydı. Elbette, bu sorgulama moderniteyi göreceli olarak aşmış olduğunu söyleyebileceğimiz Batı için uygun olabilir -ki Habermas’ın çağrısı ona rağmen var. Kaldı ki bu, Weber’in de Marx’ın da anlattığı kapitalizmin kendine has soğuk ruhsuzluğunun yarattığı krizin tetiklediği bir sorgulama olarak ortaya çıkar. 

Fakat aynı sorgulama, Doğu’da modernite ontolojisinin birinci ayağı olan laikliği, yani ruhban olmayan (halk) egemenliği ve iradesini, yani demokrasinin bizzat kendisini, gereksiz ya da yanlış bir hakikate dönüştürdüğü için bir manipülasyon olarak ortaya çıkmaktaydı. Çünkü bu sorgulama, laikliği ve uygulamalarını antidemokratik bulan başka bir hakikat sunuyordu. 

Oysa, laikliğin olmadığı bir politik alan, demokrasinin zıddı olan teokratik alandır. Ruhban sınıfı egemenliği ve iradesi demek olan teokrasi, ekonomik, politik, etik, ideolojik ve toplumsal alanın, kendini Tanrı ve din temsilcisi ilan eden bir ruhban sınıfının (ulema, molla, şeyh) istediği gibi yorumladığı vahiylere göre, irrasyonel hatta antirasyonel düzenlenmesi demektir.

21. yüzyıl başında, işte bu kavramsal ve teorik çarpıklık içinde, II. Mahmut’tan beri ilerici çizgide olan Türk ordusunun emperyalizmin piyonları tarafından ele geçirilmesi, derin devlet temizliği olarak çarpıtılırken yargının ele geçirilmesi de anayasanın demokratikleştirilmesi olarak dayatıldı. (Anayasanın demokratikleşmesi gereği aşikârdı fakat konunun bu olmadığı da en az onun kadar aşikârdı; konu bu olmuş olsaydı, Türkiye’nin en demokratik anayasası olan 1961 Anayasası’na dönüş bile yeterdi. Konunun derin devletin temizlenmesi olmadığı da aynı oranda aşikârdı. Üstelik, tabii ki tüm bunlar, ilerici olarak, ancak demokratik güçlerce yapılabilir; Cumhuriyetle kavgalı gerici güçlerce değil). 

ULUSÇU SOLUN TASFİYESİ

Cumhuriyetin ideolojik, tarihi ve felsefi düşmanlarının, emperyalizmin bu süreç için seçtiği piyonlar olması olağandı. Yine liberallerin bu cephede yer alması da olağandı. Bir, çarpık tarih felsefesi nedeniyle, olanı pazar ekonomisi mantığında eşitlerin demokratik çarpışması gibi algılamış olmaları; iki, bu sürecin aktörlerinin Amerikan neoliberalizmiyle örtüşmesi ve bu sürecin kendi sınıflarını ihya edeceği beklentisi; üç, halkı zaten düşünmeyen bir sınıfsal bencillik.

Olağan olmayan, gerçek aydın sınıfının ve ulusçu solun tasfiyesiyle bunlara eklenen bir sözde aydın ve sözde solun türemiş olmasıydı. Halkın çıkarını savunan ve hakikati gören gerçek aydın sınıfının tasfiyesiyle türemiş olan bu sözde aydın sınıfı aslında yukarıda bahsettiğimiz (ve toplum ve üniversite pozisyonlarını hâlâ koruyan ve bugünlerde bu sefer de bazı iktidar eleştirileriyle popüler olan) liberallerdi. Öte yandan, sözde solu şekillendiren dinamikler, postmodernizm olduğu kadar, ulusçu solun tasfiyesi sayesinde solun içine yerleşebilmiş olan Kürtçülüktü. 

Tüm bunlar, Türkiye’ye, hiçbir zaman çoğunluğu temsil etmediği halde, seçim sisteminin azizlikleri aracılığıyla Meclis çoğunluğunu alarak medya, ordu, yargı ve eğitimi ele geçirdikten sonra, toplumu da şekillendirebilen bir iktidarla bir deli gömleği, hem de Oryantalizmin dayanılmaz hafifliğine dayanan bir deli gömleği olarak giydirildi. 

Bu Oryantalist deli gömleği, başlangıcı bir Amerikan Frankenstein’ı olan İran Devrimi’ne giden Büyük Ortadoğu Projesi’nin, laik devlet ve toplum yapısına (ulus-devlet) sahip olduğu için, asıl hedefi olan Türkiye’deki ilk ayağıydı. (BOP’un daha görünür sebebi sekiz yıl süren, sonunda Saddam’ın Kuveyt’e saldırtıldığı ve böylece Irak işgalinin yolunun yapıldığı İran-Irak savaşı olsa da İran Devrimi o savaşın da bir öncüsüdür). Bugün, bir zamanlar literatürde adına Arap Baharı denirken benim Arap Kışı* dediğim süreç ve Suriye süreciyle devam eden aynı projenin ikinci ayağıyla karşı karşıyayız.

*Arap Kışı olarak ve Occupy Wall Street Hareketiyle Polanyi ve Wallerstein üzerinden değerlendirilen süreç için bknz, Ortadoğu’da Dönüşüm: Demokrasinin Çıkmazı, Finans Politik ve Ekonomik Yorumlar, 1 Nisan 2012.

Yazarın Son Yazıları

Mektup (Kafka’ya) - Buğra Gökce

10 aydır mektup yazmak, yanıtlamak ve hatta mektup beklemek en önemli direnç ve yaşama bağlanma biçimi oldu adeta benim için.

Devamını Oku
17.01.2026
Karne kimin aynası? - HAMZA KİYE

2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Bir çınar daha sonsuzluğa göçtü - MUSTAFA GAZALCI

Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.

Devamını Oku
16.01.2026
Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025