İran Savaşı ve Amiral Mahan - Nejat Eslen
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

İran Savaşı ve Amiral Mahan - Nejat Eslen

14.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Tarih, denizlere hâkim olan ulusların dünyaya da hâkim olduğunu gösteren sessiz tanıktır.”

Amiral A. T. Mahan

Image

Amiral A. T. Mahan

Tarihte deniz güçleri kıta güçlerine karşı her zaman avantajlı olmuştur. Deniz güçleri üreterek, deniz ticareti yaparak, deniz ticaret yollarını kontrol ederek ve kıta güçlerinin denizlere açılımını dar boğazlarda engelleyerek güçlenmiş ve zenginleşmiştir. Atlantik ve Pasifik okyanusları ile çevrelenen ABD’nin jeopolitik karakteri, ada devleti gibi davranışı ile refahını ve güvenliğini denizaşırı coğrafyalarda araması ile oluşmuştur. ABD deniz gücüdür. ABD’nin zenginleşmesi, güçlenmesi ve küresel liderliğe yükselmesi üreterek ve deniz ticareti yaparak gerçekleşmiştir.

MAHAN’IN ‘DENİZ GÜCÜ TEORİSİ’

ABD’nin refaha erişmesinde, güçlenmesinde ve küresel liderliğe yükselmesinde Amiral Alfred Thayer Mahan’ın (1840-1914) jeopolitik teorisinin önemli etkileri olmuştur. Mahan, 1890’da yayımlanan “Deniz Gücünün Tarih Üzerindeki Etkisi’’ adlı kitabında, deniz gücünü ulusal refahın ve küresel etkinliğin kilit unsuru olarak tanımlamıştır. Mahan’a göre deniz gücü, ülkenin zenginleşmesinin ve küresel güce dönüşmesinin temelini oluşturur. Deniz gücü ABD, refahını ve güvenliğini, güçlü üretim kapasitesi, deniz ticareti, güçlü deniz ticaret filosu ve deniz ticaret yollarının kontrolünü sağlayan güçlü donanması ile gerçekleştirmiştir.. Açık denizlerde üsler edinmek ve özellikle de denizlerdeki dar boğazları kontrol etmek Mahan’ın teorisinin özünü oluşturur.

Mahan’ın teorisi ABD yönetimini derinden etkilemiş, onun düşünceleri ABD’nin küresel liderliğe yükselişinde uyguladığı büyük stratejinin (jeostratejinin) altyapısını oluşturmuştur. Panama kanalı Mahan’ın önerisi ile açılmış; Hawai, Guam, Filipinler Pasifik’te ileri üsler olarak onun önerisi ile kontrol edilmiştir. Günümüzde ABD’nin Çin’e karşı Birinci Ada Zinciri’nde (Japonya-Tayvan-Filipinler hattı) Çin’i çevrelemesi, Çin’e karşı Avustralya, Japonya ve Hindistan ile ortaklıklar oluşturması Mahan’ın düşüncelerinin günümüze yansıması olarak değerlendirilmelidir.

ABD deniz gücünün giderek azalan küresel etkinliği ve özellikle de İran Savaşı ile ortaya çıkan zafiyeti, ABD’nin Mahan’ın düşünceleri uygulamakta giderek zorlandığını ve küresel liderliğinin giderek yıprandığını göstermektedir.

ÜRETİM KAPASİTESİ

Üstün üretim kapasitesine sahip olmak, Mahan’ın teorisinin şartıdır. ABD’nin küresel lider olma yeteneğini koruyabilmesi, üstün üretim kapasitesine sahip olmasına bağlıdır. Oysa, ABD’nin küresel sanayi üretimi içindeki payı giderek azalmaktadır. 2025’te ABD’nin küresel sanayi üretimi içindeki payı yüzde 16.6; küresel güç mücadelesi içindeki en ciddi rakibi Çin’in payı ise yüzde 28.4 olarak gerçekleşmiştir. Çin’de imalat sektörünün GSYH içindeki payı yüzde 26.1 iken ABD için bu oran yalnızca yüzde 10.4 tür. ABD, toplam GSYH ile hâlâ lider olma yeteneğini korusa da ABD’de üretim büyük oranda hizmet ve finans sektörüne dayalıdır. Sanayi üretiminde Çin mutlak üstünlüğe sahiptir ve iki ülke arasındaki makas giderek açılmaktadır. Bu nedenle de 2025’te ABD’nin dış ticaret açığı 902 milyar dolar iken Çin’in dış ticaret fazlası 1.19 trilyon dolar olmuştur. Bütün bu değerler, ABD’nin günümüzde Mahan’ın teorisini uygulamakta zorlandığını, üretim temelli deniz gücü yeteneğinin giderek yıprandığını, küresel liderliğinin ise tehlikeye girdiğini kanıtlamaktadır.

GÜÇLÜ DONANMA

Yine Mahan’a göre, ABD’nin küresel liderlik kapasitesi güçlü donanmaya sahip olma yeteneğine bağlıdır. Oysa, ABD donanmasındaki savaş gemisi sayısı giderek azalmaktadır. Soğuk Savaş döneminde, 1980’li yılların sonunda ABD donanmasında 600 savaş gemisi mevcut iken, günümüzde gemi sayısı yarı yarıya azalmış ve 300’ün altına düşmüştür. ABD’den daha fazla savaş gemisine sahip olan Çin, tersane kapasitesi ile ABD’ye ezici üstünlük sağlamıştır. Çin 2025’te küresel gemi üretiminin yüzde 56’sını yapmışken, ABD’nin payı yüzde birin altında kalmıştır. ABD tespitlerine göre, Çin’in toplam gemi inşa kapasitesi ABD’den 230 kat daha fazladır. Ayrıca, ABD deniz gücünün omurgasını teşkil eden imalat ve idame maliyetleri yüksek uçak gemilerinin gelişen uzun menzilli silah sistemleri karşısında hassasiyeti artmıştır. Bütün bu veriler, ABD’nin deniz gücünün etkinliğinin giderek azalmakta olduğunu ve ABD’nin büyük stratejisinin temelini oluşturan Mahan’ın teorisini uygulamakta giderek zorlanacağını göstermektedir.

DENİZ GÜCÜNÜN ETKİNLİĞİ

ABD, İran savaşını İsrail’in dayattığı hatalı varsayımı esas alarak başlattı. Bu varsayıma göre, İran yönetimi bireyleri öldürülünce halk ayaklanacak, rejim değişecek ve bu ülkeyi ABD’ye yakın kişiler yönetecekti. Savaş başlayınca bu varsayımın tersi oldu; İran halkı ABD’ye karşı birleşti, ulusal dayanışma güçlendi. ABD’nin bu savaşta tanımlanmış, tutarlı siyasi amacı; bu amacı başaracak tutarlı stratejisi de yoktu.

İran, bu savaşta ABD’nin hamlelerine Hürmüz Boğazı’nı kapatarak yanıt verdi. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ciddi küresel etkiler oluşturdu. İran ayrıca, uzun zamandır vekil gücü Husilerin etkili olduğu Babülmendep Boğazı’nı da kapatabileceğini ilan etti. Savaştan önce Hürmüz Boğazı açıktı. ABD, boğaz kapanınca savaşın amacını Hürmüz Boğazı’nın açılmasına dönüştürerek ciddi çelişki oluşturdu. Hürmüz Boğazı artık ABD deniz gücünün kontrolünde değil. ABD deniz gücü, Babülmendep-Kızıldeniz dar deniz ticaret yolundaki risklere de çare olamıyor.

Mahan’a göre deniz gücü yalnızca ticaret ve savaş gemilerinden ibaret değildir. Deniz gücünün etkinliği, deniz ticaret yollarının daraldığı ve denetlenmesinin kolay olduğu dar boğazların kontrol edilmesine de bağlıdır. Dar boğazların kontrol edilmesi, deniz ticaretinin güvenliği ve denizlere açılmak isteyen kıta güçlerinin engellenmesi için şarttır.

Özetle, İran Savaşı göstermiştir ki deniz gücü ABD, artık deniz ticaret yollarındaki dar boğazları kontrol etmekte zorlanmaktadır. ABD için asıl sorun budur. ABD artık eskisi gibi güçlü üretim kapasitesine sahip değildir. ABD donanması giderek küçülmektedir. Deniz ticaret yolları giderek daha riskli hale gelmekte, deniz ticaret yollarına alternatif oluşturan Orta Koridor’un önemi ise giderek artmaktadır. Türkiye ise Orta Koridor üzerindeki eşsiz konumu ile, Avrasya coğrafyasında, Batı’yı Doğu ile, Doğu’yu Batı ile, kuzeyi güney ile, güneyi ise kuzey ile irtibatlandırma yeteneği sunmaktadır.

NEJAT ESLEN

EMEKLİ TUĞGENERAL

Yazarın Son Yazıları

İran Savaşı ve Amiral Mahan - Nejat Eslen

“Tarih, denizlere hâkim olan ulusların dünyaya da hâkim olduğunu gösteren sessiz tanıktır.”

Devamını Oku
14.04.2026
İKİZKÖY: Bir memleket direnişi - Kaan Eroğuz

Sermayenin sınırsız kâr elde etme arayışı, insanlığın tüm yaşam alanlarının piyasaya açılmasına, maddi veya gayri-maddi tüm değerlerin metalaşmasına ve şirketler tarafından kamu kaynaklarının istila edilip yok edilmesine yol açar.

Devamını Oku
14.04.2026
İnsansız savaş! - Abdurrahman Bayramoğlu

ABD’nin İran’a saldırısı karşısında dünyanın üç maymunu oynaması, özellikle Birleşmiş Milletler (BM) teşkilatının ortadan kaybolması, insanlığın geleceği adına oldukça kaygı verici.

Devamını Oku
13.04.2026
Cumhuriyetçi devlet adamı - Hamdi Yaver Aktan

Hukuksuz soruşturmaların sürdüğü bir sırada, bir televizyon kanalında Cumhuriyet gazetesindeki makaleye gönderme yaptığını ve gazeteyi de izleyicilere gösterdiğini bir dostum iletmişti.

Devamını Oku
13.04.2026
Tarihin tekerrürü nereye kadar? - Av. Cem Alptekin

Türkiye’nin en çağdaş anayasasına zemin hazırlayacak olan 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesine giden süreçte, iktidardaki Demokrat Parti’nin siyasal ve toplumsal muhalefet üzerindeki baskısını, Meclis’teki çoğunluğunu ve yargıyı da kullanarak CHP’yi kapatma noktasına taşıdığı günlerden bugüne bakınca tarihin bir anlamda tekerrür ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Devamını Oku
11.04.2026
Bana kim ‘üstadım’ diyecek! - Hamdi Yaver Aktan

Yaklaşık 20 yıl olmuş; “üstadım” diyordu. Üstat kendisiydi.

Devamını Oku
09.04.2026