‘Stajyerlik’ ve genç sömürü - Daniş NAVARO
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

‘Stajyerlik’ ve genç sömürü - Daniş NAVARO

16.05.2022 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Staj, Türk Dil Kurumu (TDK) Sözlüğü’nde “Herhangi bir meslek edinecek olan kimsenin geçirdiği uygulamalı öğrenme dönemi / Bir kimsenin, meslek bilgisini artırmak için bir kurumun bir veya birçok bölümünde çalışarak geçirdiği dönem” şeklinde açıklanıyor. “Sömürmek” ise, yine TDK’da yer alan anlamlarından burada uygun gelene karşılık olarak “Bir kimseden veya bir şeyden haksız ve sürekli çıkarlar sağlamak” şeklinde kabul edilebilir.

Ülkemizde birçok meslek ile ilgili stajyerlik durumu işçi – işveren ilişkisinin hukuki zemini temelinde iş yasasında ele alınmış durumda. Ancak burada odaklanacağımız konu, “staj ve stajyerlik” kavramlarının, azgın neoliberal düzenin maliyet saplantısı içinde olan bazı şirketleri (hatta bunlar arasında bir hayli tanınmış, “dışardan dev, içeriden cüce” markaları da –büyük ihtimal- vardır) tarafından nasıl da bahane edilerek, gençlerin, yeni başladıkları bir işte belli bir dönem boyunca “staj yapıyor” sınıflandırmasıyla sömürülebilmeleri. Gerek yasal tanımına göre gerekse de fiiliyatta staj mahiyeti taşımasa bile yeni işe alınan gencin, şirketin, yaratıcı (!) iç prosedürlerine göre tamamen yapmacık bir şekilde “staj” olarak adlandırıldığı uzunca bir süre boyunca çeşitli özlük haklarından mahrum edilerek ve de özellikle, olması gerekenden düşük ücretle çalıştırılması durumundan bahsediyoruz. Bir tür insan kaynakları departmanı kurnazlığı yani. Ayrıca “stajyer” adlandırmasıyla yaratılan bir algı yönetimi yoluyla çalışanın dahi stajyer olduğuna inandırılmasını da içeriyor bu durum. İnsanı insan olarak değil de maalesef “kaynak” olarak görmenin talihsiz sonucudur bu yaklaşım! (İşletme fakültelerinin “İnsan Kaynakları” programlarında insanın diğer hammaddeler gibi bir kaynak olmadığını anlatıyorlar mı acaba?).

EMEĞE SAYGISIZLIK, KİŞİYE/İNSANA SAYGISIZLIK, KÖTÜ BİR YÖNETİM POLİTİKASI

Bu durum her şeyden önce emeğe saygısızlık demektir. İlgili süreçte, sanki işe alınan genç, bir emek harcamıyormuş, çalışmıyormuş, (az da olsa) bir değer yaratmıyormuş, katkıda bulunmuyormuş gibi açıkgöz bir mantıkla kendisine fayda sağlamaya çalışan şirket söz konusu. Emek, bir üretim sürecinde, her şeyden önce gelen ve her şeyin başlatıcısı niteliği taşıyan temel faktördür.  Çalışmak, emek harcamaktır. Emek gayet açıktır ki insanın ta kendisinden başka bir şey değildir. Marx, emek ile emek gücü arasındaki ayrımı yaparken tam da emeğin insan denen varlığı temsil etmesini vurguluyordu. Yani “emek = insan” dersek yanlış bir şey söylüyor olmayız.

İNSAN, ÜRETİM VE ANLAM MESELESİ

İnsanlar, harcadıkları emek, yaptıkları çalışma, ürettikleri ürünler üzerinden kendilerini gerçekleştiren, özvarlıklarını doğrulayan, hayatlarına bu sayede bir “anlam” katan varlıklardır. İnsan-üretim-ürün ilişkisi her şeyden önce işletmesel veya kurumsal değil, antropolojik bir sürece işaret eder. Bu ilişki insanın özünden fışkırır ve insan denen varlığı hayata bağlayan, onun varlığa kavuşmasını sağlayan, varlıklar alanında görünmesinin kaynağı olan en temel ve yaratıcı süreçtir. İnsan, ürettiği ürünler ve bunların topluma, dünyaya sağladığı değerlerle hayata katılır, yaşamını anlamlı kılar. Bu ilişkinin ontolojik ve antropolojik temelini anlayamadan ya da çözümleyemeden iş dünyasında, iş hayatında ve şirketin koridorlarında ancak yabancılaşan, yalnızlaşan, çalışmaktan ve yine Marx’ın dediği gibi “vebadan kaçar gibi kaçan” çalışanlar ordusu yaratırsınız. Bundan da ne çalışan ne de şirket bir hayır görür! Dolayısıyla, kurumsal yönetim açısından baktığımız zaman, her şeyden önce, insanı insan olarak çözümleyememiş, insana ve insan emeğine gerekli saygıyı gösteremeyen, üretim denen şeyin insan için temsil ettiği anlamı içselleştirememiş bir yaklaşıma tanık oluyoruz.

İkincisi, bu haksız uygulamaya maruz kalan insan herhangi bir insan değil! Çünkü o,  çalışma hayatına yeni yeni giriş yapmakta olan, enerjilerle, heveslerle, hayallerle dolu, öğrenmek ve çalışmak isteyen, bireysel ve toplumsal üretime hazırlanan genç insan!  Üretim ve ürün bilinci, insanın içsel potansiyelinin dışavurumu öncesindeki en temel aşamadır. Çalışmaya başlayan genç, hayatında ilk kez, gerçek anlamda, kişisel potansiyelini fiili manada uygulamaya geçirmiş, içsel enerjilerini, yetenek ve becerilerini, eğitimi boyunca öğrendiği teorik bilgileri deneyimleyerek üretkenliğe ilk adımlarını atan genç demektir. İş hayatının başlangıcında karşılaştığı ilk muamele, onun acemiliğinden “istifade etmeye çalışan” (acımasız) kurum olursa, daha baştan heyecanını törpüleyen ve demotive eden bir durumla karşı karşıya kalmaz mı? Üretim etkinliğine, üretilecek ürüne, takım arkadaşlarına ve kişinin kendisine karşı taşıyacağı sorumluluk bilincinin ve heyecan, coşku gibi duygudurumlarının yeşermesinin elverişli toprağıdır bu erken-dönem. Basiretli bir kurumun ve yöneticinin bunu bilmesi gerekir.

Üçüncü ve son olarak, bu durum yönetim stratejisi açısından pek “akıl dolu” bir uygulama da değildir. Üretilen değer ne olursa olsun, karşılığının makul bir değeri vardır ve bu değerin bir takım manipülatif gerekçelendirmelere sığınmadan teslim edilmesi gerekir. Bir çalışan işe başlarken, amirlerinin ya da şirketin genel bakışından bağımsız, potansiyel yetenekler, beceriler, bilgiler ve motivasyona sahiptir. Yöneticinin görevi de işlevsel açıdan bu potansiyel gücü, kurum olsun, çalışan olsun, her iki tarafın da faydasını, belirlenen misyon, vizyon, strateji ve amaçlar doğrultusunda maksimize ederek etkin ve verimli bir şekilde değerlendirmek, ayrıca insan kaynakları açısından insanı bir “kişi” olarak “var” saymaktır. Ancak bu uygulama hem işletmenin etkili ve verimli yönetilmesi sürecinde yanılsama içine düşülerek küçük hesaplar peşinde koşmaktır, hem de genç çalışanı, görmezden gelmek, küçük görmek, yok saymak gibi olası etkileşimlerle onun özsaygı ve özbenlik duygularını zedeleyerek performansını ve çalışma isteğini olumsuz yönde etkileme riski taşır.

DANİŞ NAVARO

YÖNETİCİ, YAZAR

Yazarın Son Yazıları

Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025