Olaylar Ve Görüşler

Tatsız, tuzsuz, uyutucu bir eğitim - Erdal ATICI

01 Ağustos 2021 Pazar

Devlet büyüklerimiz “Hepimiz aynı gemideyiz” sözünü çok seviyorlar ki, sık sık yineliyorlar. Hepimizin aynı gemide olduğu bir gerçeklik; ama geminin nereye doğru gittiğini, o gidilen yerlerde nasıl yaşanacağını, nasıl ayakta kalınacağını biliyor muyuz? Daha da önemlisi gemiyi akılla, bilimle, fenle, sanatla, edebiyatla, çağdaş eğitimden geçmiş, kendi kafasıyla düşünebilen, soran, sorgulayan çocuklarla, gençlerle mi götüreceğiz yoksa hurafelerle, korkuyla, tatsız, tuzsuz çağdışı bir eğitimden geçen çocuklarla, gençlerle mi?

Düşünebilmek, insanın diğer canlılardan en büyük farkıdır. Hem insanlık tarihi hem de insanın doğa karşısındaki egemenliği, düşüncesinin gelişimiyle doğru orantılı biçimde gelişmiştir. Bu dünyada uygarlığa dayalı neyi görüyorsak insan düşüncesinin sonucudur. İlkçağ filozoflarından Epiharmus, düşüncenin önemini şöyle açıklar: “İnsan düşünce ile görür ve duyar; her şeyden yararlanan, her şeyi düzene koyan, başa geçip yöneten düşüncedir. Geri kalan her şey kör, sağır ve cansızdır.”

ATATÜRK’ÜN SİSTEMİ

Eğer insanlar görmüyorsa, duymuyorsa, hissetmiyorsa, kimi olaylar karşısında ne yapacağını bilemiyorsa, şaşırıp kalıyorsa, bu onların doğru dürüst bir düşünsel eğitimden geçmediğine işarettir. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde öğretmenlik yapan Sabahattin Eyüboğlu, “Kendi aklını kullanamayan insan, kitapların en güzeline de inansa özgür düşünemiyor demektir” diyerek düşünmenin aynı zamanda özgürleşmek olduğunu belirtiyor.

Düşünmek tüm beceriler gibi insana eğitim yoluyla kazandırılan ve geliştirilebilen bir yetenektir. Çağımızda uygar ülkeler, ortaöğretim kurumlarında öğrencilerine bilgiyi kullanma ve yaşamına uyarlayabilme, düşünme yetisini geliştirmek için çalışıyorlar.

Anımsatmakta yarar var, Atatürk’ün arzuladığı, “bilginin süs olmaktan çıkarıldığı” eğitim 1936’lardan itibaren Köy Enstitüleri sistemiyle ete kemiğe bürünmüştü. Özgür düşünceye önem veren, okuyan, soran, sorgulayan, eleştiri-özeleştiri kültürüne sahip, iş yapabilen öğrenciler yetiştiren enstitülerin ilkeleri 1946 sonrasında değiştirilerek hızla Atatürkçü eğitimden uzaklaşıldı.

Ne yazık ki o günden bugüne uygulanan eğitim dizgesinde aklını kullanan insanlar yetiştirmek yerine başkalarının düşünce kalıplarını yeni kuşaklara aktarma yolu seçildi. “Kafaları işletmeye değil, kafaları doldurmaya ağırlık verildi.” Kısa zamanda unutulup gidecek olan kuru bilgiler dolduruldu yeni kuşakların kafasına...

Dilbilimci öğretmenimiz -ışıklarda yatsın- Emin Özdemir, yıllar önce yazdığı bir yazıda, kendi öğrencileri üzerinde yaptığı bir deneyi anlatıyor: “Öğrencilerime bir düşünce yazısı okutmuş, sonra da o yazıda geçen bir takım anahtar kavramları çıkarmıştım. Hümanizma, dogmatik düşünüş, önyargılı kafa, nesnellik, yargılayarak tat alma türünden kavramlardı bunlar. Her kavramı ikinci bir açıklama gerektirmeyecek biçimde tanımlayıp açıklamalarını istemiştim. Beklentimin tam tersine bir sonuç aldım. Verdiğim bu kavramların içeriğine inememiş, kabuğunu kırıp alımlayamamıştı öğrenciler. Oysa bunlar seçilmiş öğrencilerdi. İletişim etkinliklerinin ağır bastığı bir yüksekokulu seçip gelmişlerdi. Puanları ortalamanın üstündeydi.”

İÇERİK BİÇİMDEN ÖNEMLİ

Bugünkü durum, Özdemir öğretmenimizin anlattığı günlerden çok daha kötüdür. Ortaöğretim kurumlarımızda öğrencilerimize, usunu kullanmak, düşünmeyi öğretmek, tartışmak, eleştiri, özeleştiri kültürü vermek yerine bol bol yaşamdan kopuk, ayrıntı ve hurafe yüklenmektedir. Hem de bilgisayar belleklerine yükler gibi. Çocuklar yaşamında belki de hiçbir zaman gerekmeyecek bu kadar ayrıntıyı, çoğu kez ezber yoluyla belleklerine yerleştirdikleri için ortaya, yaşamdan kopuk, tatsız, tuzsuz, uyutucu bir eğitim çıkmaktadır.

Toplumumuzun kısır döngü içinde sürekli kendi kendini tekrarlaması, hurafelere çok kolay inanması, kolay unutması, olaylar karşısında anlık tepki verememesi, haksızlıklar karşısında susmasının temelinde de bugün uygulanan eğitimin payı büyüktür.

Eylülde okulları açmak çok önemli ancak öğrencilerin okullara koşarak gelmelerini sağlayacak bir eğitim dizgesi yaratmak her şeyden çok daha önemlidir.

ERDAL ATICI

KÖY ENSTİTÜLERİ VE ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI BAŞKANI


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları