Olaylar Ve Görüşler

Yargı Reformu - Dr. Hasan YAZICI

17 Ağustos 2020 Pazartesi

Polisin boğazına dizini oturtup, ölümüne neden olduğu, son haykırışı “Nefes alamıyorum!” olan George Floyd’un başına gelenleri, tüm dünya gibi bizler de dehşetle izledik. Dalga dalga, kıta kıta yayılan, özelde siyah genelde insan hakları gösterileri ezilenlere umut ve coşku, ezenlere ise telaş ve korku verdi. Ancak, Floyd’un yaşamıyla ilgili kanımca çok önemli bir ayrıntı yeterince yankı uyandırmadı.

Floyd
’un ilkokul öğretmeni, CNN televizyonuna şöyle bir açıklama yaptı. Beğendiğim öğrenci ödevlerini saklarım. Yıllar evvel 2. sınıf öğrencilerime ‘İleride ünlü olacak siyahlar’ konusunda bir kompozisyon ödevi vermiştim. Öğrencilerim arasında Floyd da vardı. En beğendiğim kompozisyonu o yazmıştı.”

Öğretmen hanım televizyon ekranında hem yazılan kompozisyonu hem de kompozisyonla ilgili yine Floyd’un çizdiği resmi gösterdi. Anlaşılan 8 yaşındaki Floyd büyüyünce Amerikan Yüksek Mahkemesi’nde yargıç olmak istiyordu.

ÖNCE ÖYKÜYÜ YAZALIM

Robert Kolej’de Türkçe öğretmenlerimden biri Behçet Kemal Çağlar’dı. Zaman zaman bizi, derslerimizin çuna hâkim yabancı kültür etkisinden korumak için her zamanki o abartılı cümleleriyle uyarırdı. Okulunuzdan – şimdiki Boğaziçi Üniversitesi – Boğaz kıyısına doğru Aşiyan yolundan inin. Yukarıda öğrendikleriniz sizde bir aşağılık duygusu uyandırıyorsa önce bir sağınıza bakın, orada Tevfik Fikret’in evi ve mezarı Aşiyan’ı göreceksiniz. Yetmedi mi bir de solunuza bakın, orada da Yahya Kemal yatıyor. Aşağılık duygunuz yokuşun dibine geldiğinizde süregeliyorsa, ne sağa Bebeğe, ne sola Emirgana dönün. Aşağılık duygunuzun tüm ağırlığıyla kendinizi doğru Boğaz’ın dibine bırakın.”

Evet, Tevfik Fikret de Yahya Kemal de bana yaşam sevinci veriyor ancak bu sevinç 8 yaşındaki Amerikalı çocuğun büyüyünce ne olmak istediğini duyduğumda bende uyanan derin aşağılık duygusuna panzehir olamıyor. Çağlar’ın önerdiği gibi kendimi Boğaz’ın sularında yitirmek gibi bir niyetim de yok. Aksine, Bize de büyüyünce yargıç olmayı düşleyen çocuklar gerek!” diye haykırmak istiyorum.

Sevgili öğretmenlerimiz beni yalanlasınlar, yanlışlasınlar: Hiç bugüne dek daha 8 yaşındayken yargıç olmak için yanıp tutuşan öğrencileri oldu mu? Robert Kolej ve benzeri, olanağı olan tüm ailelerin çocuklarını okutmak için can attığı okulların mezunları: Sınıf arkadaşınız veya sizin okuldan mezun hiç yargıç tanıyor musunuz?

Sayın edebiyatçılar, sosyologlar, tarihçiler: Romanlarımız, öykülerimiz, ezgilerimiz, özetle kültürümüzde bu ülkenin gençlerini seküler adaleti ve onun uygulayıcısı yargıçlığı öven, özendiren hangi yapıtları, atasözlerini biliyorsunuz? Kahraman, cesur, vatanperver, hayırsever Türk, Türk gibi güçlü, hepsi tamam da bu niteliklerimize Türk gibi adili de katsak çok iyi olmaz mı?

Dediğimi, aradığımı hayalperest bulanlarınız olabilir. O zaman ayağınızı biraz yere bastırayım. Yakın bir geçmişte avukatlarımız çoklu baro düzeninine çok haklı bir direnç gösterdiler. Ancak tüm o itiş kakış arasında pek dile getirilmeyen bir gerçek vardı. Çoklu baro sisteminin yargı düzenimizi kötüye götürmesi korkusu, ancak yargıçlarımızın bağımsız ve dolayısıyla yansız olmadığını önkoşul olarak kabul ettiğimizde haklı olabilirdi. Karabasan gibi değil mi?

Bu ülkenin çocukları uygar bir toplum için bağımsız ve yansız yargı ve yargıcın ne denli önemli olduğunu ilk kez 19. yüzyılın sonuna doğru başkalarından duydu ancak günümüze dek pek özümseyemedi. Gündemde yine anayasa değişikliği, yine yargı ve yargıç bağımsızlık ve yansızlığı var.

Yasa yapıcılar ve hukukçular hoş görsünler yine toplumca çuvallayacağız diye korkuyorum. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim Kalın geçenlerde Biz masalları olan bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bize yüz elli yıldır modernleşme adı altında başkalarının hikâyeleri anlatıldı. Artık kendi hikâyemizi yazma zamanıdır” dedi.

Tamam da dilim döndüğü kadar anlatmaya çalıştığım üzere, bağımsız ve yansız yargı ve yargıcı öven, yücelten ve nihayet özendiren, bu nitelikleriyle de kültürümüzün bir parçası olmuş masallarımızı, öykülerimizi bu yaşıma dek ne okudum, ne duydum. Cehaletime verin, belki böyle masallarımız, öykülerimiz var da ülkem çocuklarına yeterince duyurulmadı. Böyle ise daha da acı değil mi?


Özetle başkalarından duyup da şu veya bu nedenle pek benimseme olanağı bulamadığımız bir öyküyü artık içtenleyip çocuklarımıza anlatmaya başlayalım. Hele bunu yapalım bakın bu ülkenin çocukları da giderek uygarlığı imrendirecek nice yeni öyküler yazarlar. Unutmayalım. Önce aradığım öyküyü yazalım sonra yasasını. 

DR. HASAN YAZICI
İÜ EMEKLİ PROFESÖ



Yazarın Son Yazıları