Olaylar Ve Görüşler

YSK’nin hukukla imtihanı

19 Ocak 2019 Cumartesi

Anayasa kuralları temel hukuk kurallarıdır; yasama, yürütme ve yargı organlarını, tüm kurumları, makamları ve kişileri bağlar. Bu kurallara uyulması zorunludur. Aksi halde, giderilmesi mümkün olmayan olumsuz sonuçlar ortaya çıkar. TBMM Başkanı’nın görevinden ayrılmadan belediye başkanlığı seçimine katılmasının da hukuki sonuçları çok ağır olur.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) 19.12.2018 tarihli kararında, seçimden önceki on gün içinde seçim propagandası ile ilgili olan yasaklar konusunda oldukça kapsamlı bir düzenleme yaptı. Yasaklar kapsamına sadece bakan ve milletvekillerini almakla yetindi.
YSK’nin bu kararının dayanağı adı geçen 298 sayılı kanundur. Kanunun amacı yürütme organı ve yasama meclisi üyelerinin, seçimlerde kamu kaynaklarından ve kamusal tören ve toplantılardan yararlanarak iktidar partisinin diğer siyasi partiler karşısında, TBMM’de milletvekili bulunan partilerin de Meclis’e girememiş siyasi partiler karşısında üstünlük sağlamasını önlemek, seçime katılan tüm siyasi partilerin eşit koşullarda yarışmalarını sağlamaktır.
Kanunun 65’inci maddesinde yasaklar kapsamında Başbakan da zikredilmiştir. Yasaklar kapsamına Cumhurbaşkanının alınmamasının nedeni gerek 1961 Anayasasında, gerekse 1982 Anayasasında Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığı ilkesinin kabul edilmesi, siyasi parti üyeliğine izin verilmemesidir. Yeni Anayasal düzende Başbakanlık bulunmadığı için haliyle YSK listeye Başbakan’ı almamıştır.
Yeni Anayasal düzende Başbakan yoktur, ancak yürütme yetkisi yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı’na verilmiştir.

Anayasanın bağlayıcılığı
Cumhurbaşkanı, yeminine sadık kalarak anayasanın 103’üncü maddesinde öngörülen tarafsızlığını koruduğu ve anayasanın bağlayıcılığı ilkesine uyduğu sürece kendisinin bu yasaklar kapsamına alınması düşünülemez.
Ancak, yeni düzende Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin üyesi, hatta genel başkanı olabilir. Düzen buna izin verdiğine göre o da diğer partilerin üyeleri, genel başkanları gibi elbette seçim faaliyetlerine katılacak, partisi lehine çalışacak, propaganda yapacaktır. Cumhurbaşkanı’nın parti genel başkanı olarak dahi propaganda yasaklarından muaf tutulması Cumhurbaşkanı’nın mensup olduğu parti lehine, diğer siyasi partiler aleyhine olmak üzere büyük bir farklılık yaratacak, mensubu olduğu partiyi imtiyazlı hale getirecektir: Seçim gezilerinde makam otolarını kullanabilecek, resmi karşılama ve uğurlama, temel atma ve açılış törenleri yapılabilecek, resmi ziyafetler verilebilecek, dilediği kadar memur kendisine eşlik edebilecektir; seçim çalışmalarında ve konuşmalarında kendisine 298 sayılı kanunun hükümleri uygulanamayacaktır. Kısacası Cumhurbaşkanı bir siyasi partinin genel başkanı olarak on bir günlük süre içinde tüm devlet olanaklarını kullanarak, hiçbir seçim propagandası yasağına ve 298 sayılı Kanunun sınırlayıcı ve yasaklayıcı hükümlerine bağlı olmadan faaliyette bulunabilecektir. Böylesine sınırsız bir ayrıcalığı 65’inci maddenin amacı ile bağdaştırmak mümkün değildir. Bu durum anayasanın 79’uncu maddesinde öngörülen “seçimin dürüstlüğü” ve bunun doğal sonucu olarak, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partiler arasındaki “seçim yarışında eşitlik” ilkesine de aykırıdır.
Cumhurbaşkanının bir siyasi partinin üyesi, genel başkanı olabileceği, seçimlerde siyasi propaganda yapabileceği hususu da dikkate alınarak 65’inci madde yeniden düzenlenmeli ve yasaklar kapsamına bir siyasi parti genel başkanı olarak seçim propagandası yaptığı durumla sınırlı olarak Cumhurbaşkanı da alınmalıdır.

Seçimin dürüstlüğü
Ancak yasadaki bu boşluk ve uyumsuzluğun YSK tarafından içtihat yoluyla giderilmesi mümkündü. Anayasanın 79’uncu maddesinde “Seçimin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma” görev ve yetkisi YSK’ya verilmiştir. Bu çok geniş bir yetkidir. Seçimin dürüstlüğünü sağlamak görevi YSK için anayasal bir görevdir, yükümlülüktür. Seçim propagandası gezilerinde, iktidar partisi lehine oluşan büyük ayrıcalık karşısında “seçimlerin dürüstlüğü” ilkesinin gerçekleştiği söylenebilecek midir?

YSK BAŞKANI VE ÜYELERİNİN GÖREV SÜRELERİ
Yüksek Seçim Kurulu’nun yasaklarla ilgili kararına iktidarın cevabı gecikmedi. 7062 sayılı YSK’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda değişiklik yapıldı ve 31 Mart tarihinde yapılacak seçimlere mevcut kadro ile gidilmesi amacı ile Başkan ve üyelerin görev süreleri bir yıl uzatıldı. Başkanın ve beş üyenin görev süreleri gazete bilgilerine göre 23 Ocak 2019 tarihinde sona erecek. Anayasanın 67’inci maddesi, seçim kanunlarında yapılan değişikliklerin, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmayacağını öngörüyor. Madde çok açık; süreleri uzatan kanun maddesinin 31 Mart 2019 tarihinde yapılacak seçimlerde uygulanması mümkün değil.
YSK Başkan ve üyelerinin görev süreleri, 7159 sayılı Kanunun 10’uncu maddesi ile uzatılmıştır. Belirtilen kanunun yürürlük (12/b) maddesine göre 10’uncu madde kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun hükümleri yürürlüğe girdiği tarihten itibaren hukuki varlık kazanırlar ve aksine bir hüküm getirilmemişse aynı tarihten itibaren uygulanabilir hale gelirler. Yürürlük maddesinde, görev sürelerini uzatan 10’uncu maddenin uygulanma zamanına ilişkin, anayasanın 67/ son maddesine uygun düzenleme yapılmadığından bu maddeye, kanunun yürürlüğe girdiği 28.12.2018 tarihinden itibaren uygulanabilme niteliği kazandırılmıştır. Bu nedenle anayasaya aykırılık önce kanunun uygulanma zamanındadır. Konu Anayasa Mahkemesi’ne götürülür ve mahkeme yürürlük maddesini onuncu madde yönünden iptal ederse bu maddenin de uygulanması mümkün olamayacaktır: Bir yandan başkan ve üyelerin görevleri ile hukuki irtibatları devam edecek, ancak 31 Mart seçimleri sonuna kadar toplantılara katılamayacakları için YSK karar veremeyecektir.Bu nedenle iptal kararı kapsamına zorunlu olarak onuncu madde de alınacaktır.
Konuyu gündemden düşürmenin en kolay ve kestirme yolu, YSK Başkan ve üyelerinin süreleri dolduğunda görevlerinden ayrılmalarıdır. Uygulanması halinde, anayasaya aykırı bir kanuna dayanarak görevleri uzatılmış olacak yüksek mahkeme yargıçlarından bu zarif davranışı beklemek hakkımızdır.
Anayasanın 79’uncu maddesinde ifade edilen “seçim kanunları” kavramının kapsamı çok geniştir: Cumhurbaşkanı, milletvekili ve mahalli idareler seçimlerini; halk oylamasını; bunlarla ilgili seçmen kütüklerini, oylama, sayım ve döküm işlemlerini, itirazları ve bunların incelenmesini, tutanakların verilmesini düzenleyen kanunların yanında, doğal olarak, bütün bu işlemleri yürüten, seçimin yönetim ve denetimi ile görevli olan kurulların oluşumunu, görev ve yetkilerini, çalışma usullerini, görev sürelerini düzenleyen kanunlar da seçim kanunlarıdır ve anayasanın 67/son maddesi kapsamı içinde yer alırlar.
Sonuç olarak, görev süreleri dolan Başkan ve üyelerin 23 Ocak 2019 tarihinden sonra göreve devam etmeleri halinde YSK anayasaya aykırı biçimde teşekkül etmiş olacağından vereceği tüm kararlar ve bu kararlara dayanan her türlü uygulama ve işlemler “yok” hükmünde olacak, hukuki sonuçları olmayacaktır.

 

TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ın adaylığı
Sayın Binali Yıldırım, İstanbul Belediye Başkanlığı seçimine iktidar partisinin adayı olarak katılıyor. Anayasanın 94’üncü maddesinin son fıkrasındaki açık hükme karşın Meclis Başkanlığı görevinden ayrılmadı. Bu maddeye gönderme yapılarak Binali Yıldırım’ın istifa süreci netleşti mi? Sorusuna Sayın Recep Tayyip Erdoğan “...istifa nereden çıktı? Dersinizi iyi çalışmamışsınız. İstifaya gerek yok...” cevabını verdi. Sayın Binali Yıldırım da aynı mealdeki soruyu “istifa tartışmaları benim dışımda, konu kapanmıştır.” diyerek geçiştirdi.
Kısa bir sessizlikten sonra, Sayın Yıldırım 7 Ocak ve 10 Ocak günlerinde yaptığı basın toplantılarında kendisinin, dolayısıyla partisinin bu konudaki görüşlerini açıkladı. 7 Ocak toplantısında “hukukun olduğu yerde etik konuşulmaz, hukuk devletinde hukuk konuşulur” diyerek istifa etmeme konusundaki kararlılığını vurguladı. Anayasanın 94’üncü maddesinin yasama faaliyetleri ile ilgili olduğunu, yerel yönetimleri kapsamadığını savundu, “hukuk” ifadesi ile siyasi partiler kanununun 24’üncü maddesine gönderme yaptığı anlaşıldı.10 Ocak tarihinde yaptığı toplantıda ise seçim siyasi faaliyet sayılamayacağını ileri sürdü, Meclis Başkanı bağımsız olsaydı ne olacaktı? diye sordu ve seçime giren herkesi görevlerini bırakmaya davet etti.
94’üncü madde çok açık, farklı yorumlara müsait değil. Ancak Sayın Yıldırım’ın ileri sürdüğü görüşlerden sonra maddenin son fıkrasını masaya yatırmak ve anlamını netleştirmek gerekti. Esasen yazının bu bölümü de Sayın Yıldırım’ın açıklamalarından sonra bu amaçla yeniden kaleme alındı.

TBMM Başkanı ve vekilleri
Yazım kurallarını ve noktalama işaretlerini, özellikle maddede kullanılan noktalı virgüllerin işlevini de gözeterek değerlendirdiğimizde fıkranın anlamı açıklıkla ortaya çıkıyor:
TBMM Başkanı, başkan vekilleri üyesi bulundukları siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine katılamazlar; (adı geçenler) görevlerinin gereği olan haller dışında Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkan ve oturumu yöneten başkan Vekili oy kullanamazlar.
Görüldüğü üzere sadece 2’nci ve 3’üncü sıradaki düzenlemeler Meclis içi faaliyetlerle ilgili olup 1’inci fıkradaki düzenleme başkan ve başkan vekillerinin siyasi partilerin Meclis içindeki veya dışındaki tüm faaliyetlerine katılmalarını yasaklıyor.
Maddenin, sözel yorumu yanında adı geçenlerin görevlerinin ifasında tarafsızlıklarını ve saygınlıklarını koruma amacı da gözetildiğinde, kesin bir yargı olarak, TBMM Başkanı’nın görevinden ayrılmadan belediye başkanlığı seçimine katılmasının mümkün olmadığı ortaya çıkmaktadır.
Uygulamada gerçekleşmesi çok zayıf bir ihtimal de olsa, maddenin getirdiği bu yasak, tartışmaya hiç gerek yok, partili olmayan TBMM Başkanı için de geçerlidir.
Sayın Yıldırım, seçimin siyasi faaliyet sayılamayacağını ifade etti. Eğer bu görüş, günlerden beri kamuoyunu meşgul eden konunun bir numaralı öznesinden gelmeseydi tartışmaya gerek kalmayacaktı.
31 Mart yerel seçimleri bir anlamda iktidarın seçmen nezdindeki desteğinin göstergesi olacak. Tüm siyasi partilerin genel başkanları, ikinci derecedeki yetkilileri her gün bu seçimleri gündeme getiriyorlar; özellikle iktidar partisi genel başkanı çok önemsiyor. Önemli yerlerin adaylarını bizzat genel başkanlar açıklıyorlar. Siyasi partiler bu seçimler için de ittifaklar kurdular. Siyasi partiler yönünden programını hayata geçirebilmek için “iktidar olmak” hedefi ve amacı da dikkate alınırsa seçimin tam ve kâmil anlamıyla siyasi faaliyet olduğu anlaşılır.
Anayasanın 94/son maddesinin sadece yasama faaliyetleri ile ilgili olduğunu söyleyip arkasından “seçim siyasi faaliyet değildir” demek kendi içinde çelişkili bir yorumdur. Maddenin TBMM Başkanı’nın istifa etmeden seçime katılmasını yasakladığının kabulüdür. Madde seçime girmeyi yasaklamıyorsa seçimin siyasi faaliyet olduğunu söylemenin ne gereği var?
İnceleme konumuz TBMM Başkanı’nın seçime girmesi ile ilgili olup seçime katılan diğer görevlilerin durumunun, kendileri hakkındaki hukuk kuralları içinde değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca özel kanunlarda getirilen ayrıklı hükümlerin, durumu Anayasada düzenlenen TBMM Başkanı için uygulanması da mümkün değildir.
Siyasi Partiler Kanunu’nun 24’üncü maddesine gelince: Bu madde, anayasanın 94’üncü maddesindeki hükmü tekrarladıktan sonra, TBMM Başkanı’nın ve başkan vekillerinin yeniden milletvekili adayı olmalarına ilişkin faaliyetlerini yasağın dışında tutmuştur. Muhtemelen, bu kişilerin yeniden milletvekili seçilmelerinin yolunu kapatmamak için getirilen bu hüküm, tartışmasız anayasaya aykırıdır. Bir istisna hükmünün kapsamının genişletilerek yaygınlaştırılması mümkün değildir. Hele, anayasaya aykırı bir yasa kuralı için bu hiç düşünülemez.

Anayasa kuralları
Anayasa kuralları temel hukuk kurallarıdır; yasama, yürütme ve yargı organlarını, tüm kurumları, makamları ve kişileri bağlar (Anayasa m. 11). Bu kurallara uyulması zorunludur. Aksi halde, giderilmesi mümkün olmayan olumsuz sonuçlar ortaya çıkar.
TBMM Başkanı’nın görevinden ayrılmadan belediye başkanlığı seçimine katılmasının da hukuki sonuçları çok ağır olur. TBMM Başkanı’nın belediye başkanlığı seçimine katılabilmesi için başkanlık görevini bırakması gerekliliği anayasanın getirdiği önemli bir şekil kuralıdır. İstifa etmeden seçime katılan kişinin seçilmesi halinde, işlemi yoklukla sakatlar, yani seçim işlemi hiçbir hukuki sonuç doğurmaz; ilgili, belediye başkanı statüsüne giremez. Buna karşın koltuğa oturur ve görevi alırsa yaptığı tüm işlemler de geçersizdir, bağlayıcılığı ve hukuki değeri yoktur. Bu hukuki sonuç toplumu uzun süre meşgul edecek, sözde belediye başkanının eylem ve işlemlerinden olumsuz yönde etkilenenler yönünden çözümü senelerce sürecek başka hukuki sorunlara yol açacaktır. Bu bakımdan ilgililer tarafından konu yeniden değerlendirilmeli ve hukuka uygun yola girilmelidir.

‘Anayasaya tam aykırılık’
Konunun Sayın Yıldırım bakımından başka bir yönü daha vardır. Kendisi 2014 yılında İzmir Belediye Başkanlığı’na aday olması nedeniyle, hiçbir yasal zorunluluk bulunmadığı halde Ulaştırma Bakanlığı görevinden ayrılmıştı. Bu durum o zaman ilgililer tarafından “etik kurallar gereği” olarak değerlendirilmişti. Şimdi kendisi İstanbul Belediye Başkan adayı, anayasada görevinden ayrılması için buyurucu kural var, ancak TBMM Başkanlığından istifa etmiyor. Etik kurallar mı değişti? Yoksa başka bir neden mi var?
Konu mutlaka itiraz yolu ile seçim kurulları önüne götürülmelidir. Sonuçta itiraz tam kanunsuzluktan öte, “tam anayasaya aykırılık” gerekçesiyle Yüksek Seçim Kurulu önüne gelecektir. YSK mevcut ortamda güç durumdadır. Bir yanda Sayın Erdoğan’ın ve Sayın Yıldırım’ın anayasanın 94’üncü maddesine ilişkin yorumları ve görev sürelerinin uzatılmasını sağlayan kanun, bir yanda hukuk...
Ancak YSK büyük bir sorumluluk altında olduğunu da unutmamalı, vereceği hukuka uygun kararın olumlu sonuçlarının ülkenin her kesimine yansıyacağını bilmelidir. Böyle bir karar halkın büyük bir kısmında “hukuk devleti” özlemini ayakta tutacak umutları yeşertecek; iktidara ise “şok” etkisi yaparak, belki de hukuk devletini hatırlatıp yönünü yeniden değerlendirmesine vesile olacaktır. Anayasanın “mahkemelerin bağımsızlığı” ve “hâkimlik teminatı” ilkelerinin şemsiyesi altında görev yapan yüksek mahkeme yargıçlarının, Anayasanın açık ve buyurucu hükmüne uygun kararı vererek kaotik hukuki ortamı sonlandıracaklarına ve ülkeyi rahatlatacaklarına inanıyorum.  

Nuri ALAN Eski Danıştay Başkanı


Yazarın Son Yazıları