Kurtuluşumuz ‘COVID-19 biziz’ dediğimizde

30 Nisan 2020 Perşembe

Doğa üzerinde “egemenlik kurma”, “kontrol”, “çağdaş uygarlığın” isteyerek veya istemeyerek geldiği noktaydı. Bilim ve teknolojide ulaşılan “yüksek düzey”, bu kanıyı yaratmış - kanaati uyandırmıştı. Bunu, 35 yıldır BT’yi izleyen bir yazar ve yayıncı olarak yazıyorum.

Şüphesiz, insanlığın bilimde, doğayı, yaşamı, kozmosu ve yasalarını anlamakta geldiği nokta gerçekten göz kamaştırıcıdır, olağanüstüdür. Bu tanımlamayı, geleceğe değil, geçmişe bakarak ve kıyaslama yaparak söylüyoruz.

50 yıl, 100 yıl sonra, bugünü bile ilkelleştiren gelişmelere de bilim ve teknoloji imza atacaktır. O dönemin yazarları o günü nasıl tarif edecekler, bilmiyorum. Şüphesiz, öncelikle bizim geçmişe ilişkin olağanüstü tanımlamamız çöpe atılacaktır! Her dönemin kendi olağanüstülüğü geçerlidir!

***

Ama burada bir temel sorunumuz var: “Egemenlik kurma!”

Bu, insanlığın, yaptıkları karşısında büyük bir “gurura” ve “mutlaklık sanısına” kapılmanın ifadesidir.

Bunu inanılmaz bir kibir olarak da ifade edebilirsiniz!

Yaşamın dizgesini çözüyorsa insan, kendisini var eden genetik kodlarını deşifre edip bir dizge olarak eline alarak şöyle bir bakıyor ve “İşte bu benim” diyorsa adeta “yaratıcılık” pozisyonunda görüyor kendini. Güneş sistemini aşarak yıldızlar arası yolculuğa çıkan kimi Pioneer ve Voyager araçları, bir gurur abidesi olarak yolculuklarını sürdürüyorlarsa hâlâ!

***

Fakat her kibrin, gururun, “büyük ben”in sınırları olduğunu unuttuğumuzda, bizim dışımızda “bir şeyler” bize bunu anımsatıyor.

Bizim dışımızda” yanlış bir deyim, parçası olduğumuz doğa ve evren bunu anımsatan!

Mesela 50-70 nanometre büyüklüğünde Covid-19 gibi bir yarı canlı!

Bizi sığınaklara koşturan, deyim yerindeyse altına yapacak konuma sokan, o müthiş gururumuzu, kibrimizi, büyüklüğümüzü yerle bir eden!

Küresel ekonomiyi çökerten ve trilyonlarca değeri birden değersiz kılan!

Yakamıza yapıştığı anda feleğimizi şaşırtan, bildiğimiz, sevdiğimiz, yaşadığımız evren için bize

Yeryüzü zulüm

Gökyüzü işkence

Dedirten (Süreyya Berfe), bir saç telinin binde bir kalınlığı gibi düşünebileceğiniz bizden biri!

Evet, bizden biri ya! Doğanın aynı biyolojik gergefinde dokunduk!

***

COVID-19, yeryüzündeki tüm kahramanları, kahramanlıkları silip yok etti ve kilitledi!

Var mıydılar? Özellikle çağımız kahramanların sıfır olduğu çağdır, diyeceğim aması var.

Bütün ünlüler, bize kakalanan ve milyonlarca kişiyi adeta ümmetine dönüştüren medya görüntüleri falan... Hepsi sığınaklarındalar! Hepsi sahte imiş mi diyeceğiz!?

Ortada tek kahraman kaldı ve gözler ona çevrildi: Bilim!

Zaten hep tek oydu diyeceğim ama insanın büyük kibrini, gururunu yaratan da o değil miydi?

Trilyonlarca dolarlık ekonomik değer mi dersiniz yoksa servet mi, yaratan da bilimdi.

***

İnsanoğlu, sürü olarak da tek birey olarak da koynuna gireceği bir koruyucu kendine her zaman yaratmıştır. O olmadan varlığını sürdürmekte zorluk çeker.

Şimdi ne o ne bu, meğer sığınacağı tek “varlık” bilim imiş!

Bazı şeyler” insana, aslında eski olmayan yeni keşifler yaptırıyor!

Doğayı keşfettik mi bilmiyorum onu yakıp yıkarak, bozup içine ederek “servet”e dönüştürmek “insanlığın” şanından olmuştur hep. Aslında bu eylemi ile kendisini anadan üryan bıraktığının farkında bile olmadı.

Şimdi yine kimsenin farkında olmayacağı bir dönüşümün eşiğinde duruyoruz.

***

Bulaştıklarının aslında normalde yüzde birinden azını “öldürdüğü” ileri sürülen COVID-19 ile yüzleşme zamanı!

“COVID-19 benim!” diyebileceğimiz zaman, hem uygarlığı hem de kendimizi kurtaracağız.

Düzeltme: 23 Nisan tarihli “Egemenlik kayıtsız şartsız.. Saray’a ait değildir” başlıklı yazımda “23 Nisan 1923” olarak geçti birkaç yerde ve bundan doğan da bir hesaplama hatası vardı; şüphesiz ki 23 Nisan 1920 olacak. Sabah elektronik metinde düzeltmeleri hemen yaptım, ama baskı hata kabul etmiyor! Yazı işlerine “galiba artık yazı yazmamam gerekli” dedim; arada sırada bunu ciddi olarak düşünmüyor değilim.. İkinci bir düzeltme de 27 Nisan’da “Uygarlığın çektiği beyaz bayrak” yazımdan: 30-50 mikron demişim, daha önce nanometre sözcüğünü kullandığım halde. Doğrusu 50-70 nanometre olacak. Bir de kullandığım minicanlı deyimiyle koronayı kastettiğim anlaşılıyor; her ne kadar güncel bir tartışmada canlı sayılıp sayılmayacağına ilişkin yeni yorumlar olsa da, virüsler yarı canlı sayılıyor.. Özetle daha dikkatli olmalıyım.


Yazarın Son Yazıları