Seçim politikasının rehineleri mi Kavala ve Demirtaş?

09 Aralık 2021 Perşembe

İktidarın doğrudan emrindeki üç beş “hukukçu”nun dışında, vicdanların, yerli ve yabancı (AİHM, mesela) hukukçuların görüş birliği içinde oldukları bir konuda, yani Kavala ve Demirtaş’ın haksız yere tutukluluklarının sürdürülmesi, hem ulusal hem de uluslararası bir sorun oldu ama kimin umurunda?!

Avrupa Konseyi, AİHM’nin verdiği ve bizim anayasanın da üstünde olan kararın iktidar tarafından uygulanmaması üzerine, bir ay içinde hükümetten bir savunma istedi.

Katar dönüşü, uçaktaki sevgili gazetecilerinden birinin sorusuna, Cumhurbaşkanı, “Biz, Avrupa Birliği’nin Kavala’yla, Demirtaş’la... ilgili aldığı kararları tanımıyoruz. Olay bu kadar basit. Yok farz ediyoruz.. Bizim yargımızın vermiş olduğu kararın üzerinde biz, Avrupa Birliği kararı tanımıyoruz. Ne biliyorlarsa onu yapsınlar.”

12 DEVLETTEN BİRİYİZ

Tahliye kararını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aldı. Türkiye, bu mahkemenin bağlı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraftır, altında imzası vardır. AİHM’nin yargı yetkisini de kabul etmiştir. Avrupa hukukunun en önemli belgesi budur ve ülkemiz 4 Kasım 1950’de bu belgeyi imzaladı, ilk 12 Avrupa devletinden biri olarak.

Sözleşmede: “Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt eder” diyor. AİHM kararları ülkelerin yanlış hukuk uygulamalarını da düzeltir. Mesela “Danimarka’da bir sendikaya üye olma zorunluluğunun ortadan kalkması, Fransa’da gözaltında avukat olmaksızın ifade alınması, Birleşik Krallık’ta okullarda dayak veya İsviçre’de telefon dinlemeleriyle ilgili yasal düzenlemeler AİHM kararları temelinde gerçekleşti.”

AİHM de Avrupa Konseyi’ne bağlı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi yılda birkaç kez toplanarak AİHM kararlarının uygulanmasını denetler.

Peki, Avrupa Konseyi nedir? 1949’da kurulmuştur, üyeyiz (1950), amacı Avrupa’da insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü savunmaktır, hükümetlerarası bir kuruluştur. Avrupa Konseyi’ne 47 devlet üyedir ve Avrupa Birliği’nin 27 ülkesi de üyedir.

AİHM’NİN KARARLARI KESİNDİR

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”  Yani bizim mahkemelerin değil, AİHM kararları geçerlidir.

Cumhurbaşkanı, kararın Avrupa Birliği tarafından verildiğini sanıyor. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden ve Avrupa Konseyi’nden ihracına kadar giden bir sürecin içinde bulunuyor. Avrupa Konseyi ise AİHM kararlarını uygulamayı reddeden üye ülkeler hakkında hukuki işlem başlatmakla sorumlu. Konsey bunu yapıyor.

AKP İÇİNDE KİMSE YOK MU?

Cumhurbaşkanı, kararları uygulamam diyemez, ama şunu yapar: Meclis’e bir kanun teklif verir, İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekilir. Konsey üyeliği düşer. Böylece iktidar daha rahat “astığım astık kestiğim kestik” politikasını uygular, elini bağlayan bir uluslararası sözleşme de olmaz!

Ne yazık ki AKP içinde Türkiye’nin bu durumda karşı karşıya kalacağı ağır sorunları dile getirecek tek bir Allah’ın kulu politikacı kalmadı. Otoriterliğin düzeyini anlayın artık... Türkiye resmen diktatörlüğe adım atmış olur, Kavala ve Demirtaş ve daha yüzlerce, binlerce insanın haksız ve hukuksuz yere infazı rahat rahat yerine getirilir.

Fakat bu “uygulamam” tutumunun seçim süreciyle yakın ilgisi var. Eğer iktidar bu “uygulamam” politikasını sürdürmekte kesin kararlıysa, dünyaya yine meydan okumak, seçim politikasının önemli bir ayağı olacak demektir.

Kavala ve Demirtaş, bu politikanın rehinleri durumunda. Tıpkı, daha önce Türk asıllı Alman gazeteci Deniz Yücel gibi, (Merkel’in araya girmesi ile bırakıldı), Amerikalı rahip Brunson gibi (Trump’ın ekonominizi mahvederim tviti üzerine bırakıldı).

Nelere kaldı iktidar, düşünün artık.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları