Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı İngiltere’ye karşı verdi

24 Ağustos 2020 Pazartesi

Türk - Yunan düşmanlığı İngilizlerin ektiği büyük tohumdur...

Sakarya Savaşı, büyük bir tarihsel olaydır; hem Kurtuluş Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve bağımsız bir ülke olarak dünyada yerini alması hem de dünya savaş tarihindeki, stratejik, taktik, başkomutanlık yönetimi bakımından çok özgün yeri dolayısıyla... Atatürk’ün askeri dehasının tartışılmaz bir şekilde yeniden parladığı bir savaş olması da olayın büyük ekstrasıdır.

Yunan ordusu sayıca ve her türlü silah bakımından çok üstün. İlk saldırıları başarılı oluyor ve ordumuz geri çekiliyor. Atatürk, Yunanistan için cepheyi genişletiyor ve yayıyor, Yunan ordusu da yayılmak zorunda kalıyor.

Askeri bakımdan tarihe geçen Atatürk’ün emri her şeyi belirliyor; hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır. Bu emirde artık cephe hattı yoktur, her nokta, her siper, her toprak, her tepe, yani her bulunduğun yer bir cephedir, nerede bulunuyorsan, orayı savunacaksın, bir adım gerisinde siper alacaksın. Böylece “cephe çöktü” lafını tarihin çöplüğüne atıyor Mustafa Kemal.

Atatürk bunun teori ve pratiğini Çanakkale’de yapmıştı. Siper savaşı! Düşmanın büyük saldırısı ve gücü karşısında kaçan askerleri bizzat durdurmuş yere yat komutu verdirmiş, siper aldırmış ve süngüsünü kullandırmıştır. Düşman şaşırmış, güçlü konumdayken ne olduğunu anlayamamış, o da sipere yatmış, böylece sonunu hazırlamıştır.

Sathı müdafaa”, Çanakkale’deki doğrulanmış büyük emrin, Sakarya Savaşı’nın özel koşullarında uygulanmasıdır.

Neden böyle bir yazı?

Şimdi, bu yazı ve bunlar da nereden çıktı güncel konular mı bitti, diyeceksiniz. Anlatayım.

Önceki gün Sakarya Savaşı’nın başlangıcıydı... Doğu Akdeniz’de yine Yunanlar... İki aydır durmadan kurtuluş, kuruluş ve özel olarak Atatürk odaklı okumalarım... Yeterli mi?! Ve Yunanlarla savaş gerilimleri, gemi batırma önerileri...

Şüphesiz, Türkiye özellikle Meis Adası konusundaki tezleri ve Doğu Akdeniz’de açılımları açısından haklı bir konumda.

Her ne kadar iktidar ideolojik dış politika izlemesiyle ülkeyi dünya karşısında tamamen yalnız bırakmış olsa ve derdini tezlerini kimselere anlatamıyor olsa da...

Yunanistan neredeyse her kaya parçasına “ekonomik alan” yaratma politikasıyla Türkiye karşısında “kadim düşmanlık” izlemek istemektedir.

Derdim bu “kadim düşmanlığı” anlamak.

İngiltere başdüşmandı

Kurtuluş Savaşı aslında İngiltere’ye karşı verildi. Çanakkale’de de İngilizler başroldeydi! Orada Yunanlar yoktu. Fakat Birinci Büyük Savaş’ın bitimiyle Osmanlı İmparatorluğu üzerine tam çöken de esas olarak İngiltere idi. İstanbul’un işgali de İngiltere’den sorulurdu. Meclisi basarak yurtseverleri Malta’ya süren de onlardı. İstanbul’da vatanseverleri kurşuna dizen de.. Vahdettin’i esir alarak vatan haini derekesine düşüren ve Kurtuluş Savaşı’nı boğma komplolarının tümünün kaynağı ve Hilafet Ordusu denen ilkel artıklar takımını İngiliz altınlarıyla örgütleyen de.

Ve, Yunanları Anadolu’ya saldırtarak iğfal eden ve onlara “Küçük Asya Felaketi” yaşatan da.. Yunanların “Büyük Yunanistan” hayalini kullandı. Trakya ve Batı Anadolu’yu (Ege Bölgesi’ni) siz alın dedi. Venizelos da Kral Konstantin de bu zokayı yuttu ve ülkelerine büyük felaketi hazırladı.

Çünkü İngilizlerin ellerinde, Anadolu’yu Sevr Antlaşması’yla parçalamak için başka bir “büyük kullanışlı alet” yoktu. Yunanistan, Anadolu’da büyük kötülükler yaptı. Bu kötülüklerin önemli hesabı da İngilizlere aittir.

Askerler çözemez sorunu

Yunanistan bu felaketin iç hesaplaşmasını nasıl yaptı, İngilizlerin oyuncağı olduklarını gördü mü... Ama ellerinde kalan, Türkiye düşmanlığı oldu. Yunanistan’a egemen olan bu düşmanlık politikasının tohumlarını eken İngiltere’dir. İngiltere gittiği, işgal ettiği her yerde milletleri, etnisiteleri, mezhepleri birbirine kırdırarak, tüm bunlardan menfaat çıkarmıştır.

Şimdi de Yunanistan, adaletli ve her ülkenin çıkarını gözeten dostluk politikası yerine, büyük ağabeylerini devreye sokmaya çalışıyor.

Bu yanlış, Türkiye ile kardeşçe işbirliğinin herkese, tüm Akdeniz’e kazandıracağı büyük bir dünya ve refah var..

Gerginliklerin ise kaybettireceği, yine büyük bir dünya ve refah var.

Bu iş, askerlerin çözebileceği bir sorun değildir. Osmanlı tokadı falan...

Bu sorunu her iki tarafın toplumunun, sivillerinin büyük dayanışmasıyla çözmeliyiz. Tarih iki ülkeyi dostluğa, birlikteliğe davet ediyor. Bir tarihsel ve coğrafi zorunluluk.

Farkında değil miyiz?!


Yazarın Son Yazıları