Osman Ulagay

Çıkmaz sokakta bayrak yarışı

27 Mayıs 2016 Cuma

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) “bayrak değişimi” kongresi, 2002’den beri iktidarda olan partinin nasıl bir “tapınılacak lider” partisi haline geldiğini gösterdi. Kongre salonunda bulunmayan Recep Tayyip Erdoğan’ın (RTE) salonda bulunanların gönlündeki varlığı, kongrenin her anında kendini hissettirdi. Efsane liderin işaret ettiği yeni kişi olarak bayrağı devralan Binali Yıldırım kongrede yaptığı konuşmada “Sevdan sevdamız, davan davamız, yolun yolumuz” diyerek salonda bulunanlara tercüman oldu. Gene RTE tarafından seçilmiş olan Ahmet Davutoğlu’ndan bayrağı devralan Binali Yıldırım, şimdi efsane liderin gösterdiği hedefe doğru var gücüyle koşacak.
Coşku ve heyecan ortamında umutlar bilenmiş durumda, AKP’den yeni atılımlar bekleyenler hayli fazla. Böyle ortamlarda gerçekçi değerlendirme yapmak zorlaşır, herkes kendine göre duygu yüklü yorumlar yapar, beklentilerini ve umutlarını dillendirir. Şimdi aradan beş gün geçti, AKP’nin “bayrak değişimi” kongresini biraz daha serinkanlı değerlendirebiliriz.

Efsane liderin büyük hedefi
Bu kongre, efsane liderin büyük hedefine doğru yürüyüşünde önemli bir yeni adımdı. Reis’in büyük hedefi “Yeni Türkiye”, bu hedefe varmak için yaşanmakta olan ülkesel dönüşümün tamamlanması gerekiyor. RTE için kentsel dönüşüm yalnızca bir başlangıçtı, şimdi RTE imzalı ülkesel dönüşüm projesiyle “Yeni Türkiye” inşaatında son aşamaya gelinmiş bulunuyor.
Bu aşamada, fiilen uygulanmakta olan “tek adam” rejimi anayasal güvenceye kavuşturulacak, bütün erkler tek elde toplanacak, her konuda son sözü güçlü “tek adam” söyleyecek. Büyük hedefe yürürken son aşamada karşılaşılabilecek zorlukların ve engellerin, her yönteme başvurularak aşılması için otoriter “tek adam” yönetiminin sağlam kazığa bağlanması şart. Bu son aşamada hedef, temeli 1923’te atılmış olan TC projesinin laiklik gibi son kalıntılarının da temizlenmesi ve “Yeni Türkiye” heyulasının inşa edilmesi.

Oyunu RTE yönetiyor
Proje uygulamadaki başarılarıyla öne çıkan bir siyasetçi olan Binali Yıldırım, şimdi bu en büyük projeyi nihai hedefine ulaştırmak için başbakanlık görevine getirildi. Geçmişteki performansına bakıldığında bu çok isabetli bir seçim gibi görünüyor. RTE kendi projesini hiç tartışmadan eksiksiz uygulayacak enerjik bir yardımcı arıyordu ve tam aradığı kişiyi buldu. Bu noktada bütün ilginin RTE üzerinde toplanmış olması ve umudunu efsane lidere bağlamış olanların, şimdi tam da onun istediği niteliklere sahip icraatçı bir başbakanla yeni umutlara kapılması da çok doğal.

‘Yeni Türkiye’ çıkmazı
Şaşırtıcı olan şey AKP dışındaki siyasi partilerin, inanılmaz biçimde, Erdoğan’ın kendilerine biçtiği rolü oynaması ve onun efsane lider haline gelmesine katkıda bulunması oldu. 7 Haziran seçimlerinde seçmenin bir şans tanıdığı AKP dışındaki partilerin siyasete farklı yön verecek bir projesinin ve hazırlığının olmaması, bugün bu noktaya gelinmesinde belirleyici rol oynadı. Siyaset sahnesindeki son gelişmeler, bütün oyuncuların tek teknik direktörden direktif aldığı garip bir oyunun sürmekte olduğunu gösteriyor. Siyaseti bir kişi yönetiyor ve doğal olarak yalnızca o kazanıyor.
Sayın Erdoğan şimdi yakalamış olduğu bu büyük fırsatı kullanarak ülkesel dönüşüm projesini hedefine ulaştırmak isteyecek. Başkanlık sistemini getirecek anayasa değişikliklerini de gerçekleştirebilirse önünde hiçbir engel kalmayacak. ‘Yeni Türkiye’ inşaatı tamamlanacak. Ancak unutulmaması gereken bir sorun var: Küresel oyun Türkiye’dekine benzemiyor, küresel oyunun oyuncuları tek teknik direktörden direktif almıyor ve giderek daha karmaşık hale gelen bir oyun oynanıyor. Bu oyunda başarılı olmak için çok farklı niteliklere ve hedeflere sahip olmak gerekiyor.
Şu anda dünyada, RTE gibi ya da Donald Trump gibi, toplumlardaki tepkileri ve beklentileri iyi okuyan liderlerin popüler olduğu ve gündeme damga vurduğu bir dönem yaşanıyor. Ancak bu liderlerin gelecek vizyonu, parlak olduğu varsayılan bir geçmişin yeniden ambalajlanarak pazarlanmasından ibaret. RTE, “Yeni Türkiye” hedefiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu, Trump “güçlü büyük Amerika”yı yeniden yaratmayı düşlüyor.
Geleceği bilim ve teknolojinin belirleyeceği bir dünyada, geçmişe dönük düşlerle ülkeleri yüceltmenin mümkün olmadığını ve çıkmaz sokakta zaman kaybedildiğini sonunda herkes anlayacak ama bunun bedeli ağır olacak.

Davutoğlu neden kaybetti Erdoğan neden kazandı?
Davutoğlu birkaç nedenle Erdoğan’ın aradığı adam olamadı. Birincisi, “Yeni Türkiye” projesinin oluşturulmasında katkısı olmasına karşın, Davutoğlu’nun 7 Haziran sonrasındaki uygulama planında birinci öncelik tek adam rejiminin konsolidasyonu değildi. Davutoğlu, Türkiye’deki ve dünyadaki olası tepkileri de düşünerek daha geniş tabanlı bir iktidar modelinin uygun olacağını düşünüyordu.
İkincisi, RTE’nin sahip olduğu niteliklere sahip olmadığı halde onun kötü bir kopyası olmaya, “güçlü lider” görüntüsü vermeye çalıştı ama hem biraz komik duruma düştü hem de Erdoğan’ın gözünde puan kaybetti.
Üçüncüsü, partisinin 7 Haziran seçimlerinde kötü bir sonuç almasını önleyemedi. 7 Haziran sonuçları RTE için bardağı taşıran damla oldu.

Koalisyon son şanstı
Başbakan Davutoğlu için son şans, seçmenin 7 Haziran’da ortaya koyduğu iradeden uzlaşmaya dayanan bir koalisyon hükümeti çıkarmak olabilirdi. Kendisi ve çevresi bunun farkındaydı ama Davutoğlu bunun için gerekli ortamı yaratamadı, gerekli ittifakları kuramadı. Bunun bir nedeni Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın böyle bir koalisyonu hiç istemediğini ve ülkeyi yeniden sandığa götürmeyi hedeflediğini peşinen belli etmiş olmasıydı. Erdoğan oyun planını buna göre kurdu. AKP dışındaki siyasi partilerin, Erdoğan’ın oyun planında öngördüğü şekilde davranması da buna eklenince koalisyon arayışlarının anlam kazanması mümkün olmadı. AKP dışındaki partilerin Türkiye’de siyasete farklı yön verecek bir projesinin ve hazırlığının olmaması bu süreçte belirleyici rol oynadı.
HDP büyük bir seçim zaferi kazanmıştı ama bu zaferin Kürt hareketinin bütün unsurlarını sevindirmediği ve siyaseti çıkış yolu olarak içine sindirememiş unsurların hareket içindeki ağırlığını koruduğu çok geçmeden anlaşıldı. CHP ve MHP de, seçmenin yarattığı bulunmaz fırsatı değerlendirip Erdoğan’ın oyun planını bozacak bir oyun planı ortaya koyamadı. Tersine onun oyununa alet oldu.
Sonuçta TBMM’de çoğunluğu ele geçiren muhalefet partileri aralarında anlaşarak bir Meclis Başkanı seçip TBMM’yi çalıştıramadı. Siyasetin gündemini belirleyecek ve oyun kuruculuğu Erdoğan’ın elinden alacak beceriyi gösteremedi. Sonuçta oyunu Erdoğan kurdu, bütün diğer partiler ve Kürt hareketi Erdoğan’ın onlara verdiği rolü oynadı ve doğal olarak da oyunu Erdoğan kazandı ve bugünlere gelindi.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları