Müslümanların büyük sorunu
Özdemir İnce
Son Köşe Yazıları

Müslümanların büyük sorunu

29.03.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Müslümanların en büyük sorunu İslamın son din, Hz. Muhammed’in son peygamber, Kuran’ın son kutsal kitap olması inanç ve iddiasından kaynaklanır. Sanki Tanrı İslamdan sonra evren, Dünya ve insanlarla bütün ilişkisini kesmiş gibi. Bir başka sorun da Hz. İbrahim’in bile Müslüman olduğu türünden efsanelerdir. Bir de Kuran’ın üç zamanın (dün, bugün, yarın) bütün bilgilerini içerdiği, kapsadığı inancı. Bilim bu saplantıya ancak safsata der.

Bakara suresinin 22. ayetinde olduğu gibi “firaş” kelimesiyle Allah’ın yeryüzünü tıpkı bir tümsek gibi üzerinde yaşamanın imkânsız olduğu bir alan yapmayıp düz bir satıh şeklinde yaydığı bildirilmektedir. Dolayısıyla bu ayetten yeryüzünün düz olduğu düşüncesi açıkça anlaşılmaktadır.

Oysa dünyanın yuvarlak (küresel) olduğunu öne süren ilk kişi, MÖ 500’lü yıllarda antik Yunan filozofu ve matematikçi Pisagor’dur. Daha sonra Aristoteles gözlemleriyle bu fikri desteklemiş, bilimsel olarak kanıtlayan ilk kişi ise 1519-1522 yılları arasındaki seferiyle Ferdinand Macellan olmuştur. Ancak bu gerçek ve doğrular İslam dünyasında (nedense) hiç iltifat görmemiştir.

Dünya durmadan dönmektedir. Kendi ekseni etrafındaki dönüşünü yaklaşık 24 saatte (1 gün) tamamlar ve bu sayede gece-gündüz oluşur. Aynı zamanda Güneş etrafında saat yönünün tersine, yaklaşık 365 gün 6 saatte bir tur atar. Ekvatorda hızı saatte yaklaşık 1600 km’yi bulsa da sabit hız nedeniyle bu dönüş hissedilmez.

Kuran kitap olarak birinci hamur kâğıda yazılı, maroken ciltli olarak inmemiştir. Kuranıkerim, Hz. Muhammed döneminde dağınık malzemelere (deri, taş, kemik) yazılmış ve ezberlenmiş, kitap haline getirilmesi ise Hz. Ebubekir döneminde, Yemame Savaşı’nda hafızların şehit olması üzerine, Zeyd b. Sabit başkanlığındaki bir heyet tarafından (cemi) gerçekleşmiştir. Bu mushaf, Hz. Osman döneminde çoğaltılarak resmiyet kazanmıştır.

Kuran’ın Enam suresine göre “Karanlığı yarıp tanyerini ağartan odur. Geceyi, dinlenmek için, Güneş’i, Ay’ı (vakitlerinizi) hesaplamak için yaratmıştır. İşte bu, her şeye gâlib gelen ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.” Veee İslam dünyasının çıkmazı... Hiçbir din doğanın işleyişine yön veremez!

Evrenin, dünyanın oluşumu ve hareketleri konusunda, Kuran’ın içerdiği bilgiler bilimsel açıdan geçerli değildir. Haçlı Seferleri ve Rönesans’tan sonra bilimin eriştiği bilgiler üç kutsal kitabın içerdiği bilgileri geçersiz kılmıştır. Ancak İslam dünyası günümüzde bile çağdaşlaşma konusunda çok tembeldir. Bunu Amin Maalouf, Telos Yayınevi’ni yönettiğim sırada ilk baskısını 1997 yılında yayımladığım Arapların Gözünden Haçlı Seferleri adlı o çok önemli kitabın son sayfalarında yazar:

“Haçlı Seferleri dönemi Avrupa açısından hem ekonomik hem de kültürel alanlarda tam bir devrim başlatırken Doğu’da bu kutsal savaşlar ve karşılığındaki ‘cihat’, uzun yüzyıllar sürecek bir gerilemeye ve aydınlık düşmanlığına yol açar. Her taraftan kuşatılan İslam âlemi kendi kabuğuna çekilir. Ürkekleşir, hoşgörüsünü yitirir, savunmaya çekilir, kısırlaşır; gezegen çapındaki evrim sürüp Müslümanlar kendilerini bu gelişmenin iyice dışında kalmış hissettikçe de söz konusu tavırlar kökleşir. Bundan böyle ilerleme, “‘Öteki’ anlamına gelmektedir. Modernizm, ‘öteki’dir. Kendi kültürel ve dinsel kimliğini, Batı’nın simgelediği bu modernizmi yadsıyarak ifade etmek zorunlu muydu? Yoksa tam tersine kimliğini kaybetme riskini göze alıp kararlı bir biçimde izlemelerinin nedeni işte bu çözümsüzlüktür.” (YKY Yayınları, s.242-243)

Ama Doğu’nun bezirgân aklı aradaki mesafeyi kapatmak için bir reçete üretti: “Batı’nın tekniğini, teknolojisini, keşif ürünlerini alalım ama kendi kültürümüze, örf ve âdetlerimize sahip çıkalım.”

Müslümanca düşüncede “şimdi” ve “gelecek” yoktur. İkisi de “geçmiş”in içindedir. Buna selefi düşünce denir. Selefi, bugünkü zayıf ve düşkün durumunu kendine sorup kendisi cevap verir: “Geçmiş”i terk ettiğimiz için böyleyiz, tekrar güçlü olmak için geçmişin kurallarına, yasalarına sarılmak zorundayız. Ama gelecek zaman yoktur fiil çekiminde, geçmiş zaman vardır. İkisi de geçmiş zamanın içindedir. Gerçek de geçmişin içindedir ve gerçek Kuran’ın naslarında, dogmalarında yazılıdır.

Böyle olunca da Kuran’dan başka düşünce kaynağı yoktur. Gâvurla baş etmek için Batı gâvurundan uçak ve füze alınır ama uçak ve füzeyi yapan düşünce ve kültürü benimsemek gâvur olduğu için mekruhtur. Yerli ve milli olmayan ürünü ve teknolojisini satın alacaksın ama o ürünü yaratıp üreten kültür ve uygarlığa asla bulaşamayacaksın.

Avrupa tarzı modernleşme yoluna girmek mi gerekirdi? Kuşkusuz zorunlu bir gereklilikti(r) bu! Kısmen Türkiye dışında ne İran ne de Arap dünyası bu ikilemi çözmeyi başarabildi. Bugün hâlâ zorunlu Batılılaşma evreleriyle yabancı düşmanlığı rengine de bürünen haşin gericilik evrelerinin birbirlerini, çoğunlukla da şiddet yüklü bir zincirlemeyi izler.

Arap-İslam dünyası petrol sayesinde bugünü idare eder. Sonrası düşman başına!