‘Kanun Benim!’

05 Kasım 2021 Cuma

AKP Reis-i Umumisi, Reis-i Cumhur, Veziri Azam Recep Tayyip Erdoğan’ın (RTE), şu sözleri gazete sütunları arasında kayboldu:

‘Başkanlık sistemini’ getirdik ve bu yeni sistemden de memnunuz. Dönüş yok. Eski vesayetçi sistemi tekrar denemenin anlamı yok! Parlamenter demokrasiye dönüş noktasında asla böyle bir şey söz konusu değil. 

‘Başkanlık sistemini’ getiren bir iktidar kalkıp da muhalefetin kuyruğuna takılır mı? Böyle bir şey asla olamaz. Biz, ‘başkanlık sistemini’ getirdik ve bu yeni sistemden de memnunuz. 

‘Başkanlık sistemiyle’ inşallah yolumuza devam edeceğiz. ‘Başkanlık sistemiyle’ aldığımız mesafe de ortadadır. Bizi yıllarca geride bırakmış olan eski vesayetçi sistemi tekrar denemenin anlamı yok!”

***

Amerikan polisiye kurgu yazarı Mickey Spillane’nin 1947’de, “I, The Jury” adlı ilk romanı, Türkçeye “Kanun Benim!” olarak çevrilmişti! Kitaptaki özel dedektif Mike Hammer, kolay unutulamayacak bir karakter idi... 1953’te “3 boyutlu” filmi çekilmişti…

***

“Parlamenter sistem”, “yasama - yürütme meclisinin” denetiminde olduğu “demokratik” bir yönetim biçimidir. “Parlamenter sistemde” devlet ve hükümet başkanları ayrıdır. “Başkanlık sisteminde” ise “devlet başkanı, hükümet başkanıyla” aynı kişidir.

“Federal (eyaletler)” yapıda olduğu için ABD, “Başkanlık sistemi” ile yönetilir... Başkan, hem devlet başkanı, hem başbakandır. ABD anayasasına göre Başkan, “kanunlara sadık kalındığına dikkat etmeli” ve “anayasayı korumalı ve savunmalıdır”. Başkan, “federal yönetimin” yürütme organının da başında yer alır. 

Eğer Başkan, bir yasayı “veto” ederse, Kongre’nin her iki meclisi, yasa tasarısını üçte iki çoğunluk ile yeniden geçirebilirler. Bu durumda, tasarı Başkanın imzası olmadan yasalaşır.

***

Türkiye’de “Başkanlık sisteminin” uygulamada “Kanun Benim” biçiminde olduğunu gösteren somut bir örnek var. 

CHP Grup başkanvekili Engin Altay, “CHP, TBMM’de 1907 adet yasa önerisi verdi. Bir tanesi bile, bırakın TBMM Genel Kurulu’nda konuşulmayı, komisyonlarda dahi görüşülmedi!” dedi…

***

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, dünyadaki “1929 Buhranı” döneminde “hükümeti kurma görevini”, güven duyduğu İsmet İnönü’ye bir kez daha verdi. 

1929 Buhranı - 4 Çocuk Satılık

Atatürk, 27 Eylül 1930’da bir demecinde “Eğer, İsmet Paşa hükümeti kurmaktan kaçınsaydı, başbakanlığı bizzat yüklenmekten başka çare kalmazdı. Ya ben, ya İsmet Paşa!” dedi.

Bu sözlerinin, “Türkiye’de de, Amerika’daki gibi ‘Başkanlık Sistemi’ söylentilerine yol açtığını duyunca Atatürk şu açıklamayı yaptı:

“Milletin genel eğilimi, benim şu veya bu zaruret karşısında başbakan olmamı icap ettirirse bu vazifeyi alçakgönüllülük ve minnetle yapmaya hazırım. Bu takdirde benim aynı zamanda cumhurbaşkanlığını üzerimde bulundurmanın elbette kanuni imkânı yoktur.

Amerika sistemini memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim; cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığı birleştirmeyi düşünecek adam olmadığım da bütün milletçe, malumdur zannederim…”

***

1929’da yaşanan “dünya ekonomik bunalımı”, iktisatçılar arasında “tarihin en önemli bunalımı” olarak kabul edilir. 

1. Dünya Savaşı (1914-1918) sonrasında ABD, dünya ekonomisinde etkinlik kazanmış, savaş süresince önemli oranda “altın” biriktirmişti. 

ABD’de biriken sermaye, gayrimenkule ve toprak alımına yönelmişti. Ancak, toprak üzerindeki vurgunların sona ermesi ile “toprak fiyatlarında düşüş yaşanmış, topraktan çıkan sermaye, Nev York Borsası’na” yönelmişti. 

“Federal Rezerv Bankası”, “Hisse senedi fiyatlarının, aşırı yüksek” olması nedeniyle gerçeklerden kopması üzerine, vurgun artışlarını durdurmak için, 1929’da faiz oranını yüzde 7’den yüzde 15’e yükseltmişti.

“Borsa hisse senetleri” dorukta iken “hisse sahipleri” satışa yönelerek Nev York Borsası’nın çöküşüne neden oldular. Bu çöküşü, bankaların çöküşü izledi. ABD ekonomisi de bunalımın derin etkisini yaşamaya başlamıştı! Bu durum öteki ülkelere de yayılmıştı. 1929’da bu nedenle dünya borsaları değer kaybetme sürecine girmiş, bankalarda iflaslar yaşanmıştı. Bu bunalım dönemi, “uluslararası ticaretin durmasına yol açmıştı”.

Bazı yerlerde insanlar çocuklarını satar olmuşlardı!

***

1929 buhranı ile birlikte, hammadde - tarım ürünleri fiyatlarında düşüş ve dış ticaret hadleri, Türkiye’nin de aleyhine dönüşüyordu. 

Türkiye’de para piyasalarını düzenleyecek bir Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) olmayışı, piyasanın üzerinde devletin bazı haklarını kullanmasını engelliyordu! 

Türkiye, mali piyasalarını düzenlemek amacıyla yeni vergiler çıkaramıyordu. Ayrıca yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti’nin “Düyun-u Umumiye’den” devraldığı borçlar; mali piyasalarında devletin yapacaklarını sınırlıyordu. 

ABD’de ortaya çıkan 1929 yılı bunalımı sonucunda büyük oranda işsizlik ve fiyat düşüşleri ortaya çıkmıştı. Tüm dünya ile eşzamanlı olarak 1933’ten itibaren “devletçi siyasalar” ağırlık kazanmaya başlamıştı.

İki anıtsal asker...

İnönü, bu ağır koşullarda 25 Ekim 1937’ye kadar “Başbakanlık” yapmıştı! Atatürk ile aralarındaki fikir ayrılıkları derinleşmişti. Kamuoyunda, “iki önder arasında bir uçurum oluştuğu inancı” vardı!

İstifasından birkaç gün sonra maç izlemeye giden İnönü’ye seyirciler büyük tezahürat yapmışlardı!

Atatürk’ün bu olay karşısında “Gördünüz mü büyük milleti? Kendisine hizmet edenleri işte böyle daima takdir ve hürmetle karşılar… Aferin… Pek memnun oldum!” demesi, iki kader arkadaşı arsındaki sevgi bağının sürdüğünü kanıtlamıştı!

İnönü, 2. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’da Atatürk’ün koltuğuna oturmuştu… Bereket, bugünkü AKP Reisi o koltukta oturmuyor. Yoksa her iki arkadaş da Anıtkabir’de sağdan sola, soldan sağa döner dururlardı!

***

20. yüzyılın dünya genelinde “1. Adam” olarak kabul edilen ve koltuk sevdalısı olmayan Atatürk’ü 10 Kasım 1938’de kaybettik. Kendisini saygı ve şükranla anıyorum…


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları