Atatürk... Bilim... Siyaset

30 Ekim 2020 Cuma

Atatürk’ün birincil amacı diğer ülkelerle başarılı şekilde yarışabilecek çağdaş, modern, laik bir Türkiye idi. Bunun içindir ki “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyerek gelişmenin temeline “uygarlığın belkemiği” dediği bilimi, eğitimi oturtmuştu. 

Eğer gerçekten izinden gidilebilmiş olsaydı, bugün bambaşka Türkiye olacaktı. Olamadı... 

Olamadığı gibi öyle bir hale geldik ki bilimin daha da yeşereceği ortamlar olması gereken üniversitelerde “bilimin seküler ve laik olamayacağı, olayların bilimsel açıklamalarının ise ‘ateist ve deistik’ olduğu” iddia edilebiliyor. 

Dumlupınar Üniversitesi ev sahipliğinde geçen hafta gerçekleşen Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi’nden bahsediyorum.. “Bilim dünyasının yaklaşık iki yüz yıldır ateizmi esas alan pozitivist felsefenin tesiri altında” olduğu ileri sürülen kongrenin destekçileri arasında Diyanet İşleri Başkanlığı, TÜGVA, TÜRGEV, İlim Yayma Cemiyeti ile tarikat ve cemaat bağlantılı vakıflar, AKP’ye yakın kuruluşlar yer aldı.

Kongrenin sonuç bildirgesinde ise “Din ayrı, bilim ayrı’ düşüncesi materyalist felsefenin ürünüdür. Bilim dünyası yaklaşık 200 yıldır ateizmin tesiri altında. Bilim, Allah’ın kâinattaki eserlerini inceleme sanatıdır. Eğitimin bütün safhalarında ilimler, tevhidi bakış açısı ve üslupla ele alınmalı. Bunun sonucu olarak gençlerimizin hem taassuptan hem de onları inançsızlığa sürükleyen hile ve zihinlerine atılan şüphelerden kurtulacakları; böylece ailesine, vatanına, milletine bağlı mükemmel insan modelinin ortaya çıkacağı aşikâr” sözleri yer aldı.

İnsanoğlunun yerleşik düşünce kalıplarını değiştirmek çok zordur. Hele bu düşünceler çocuk yaştan beri dini kalıplar üzerinden şekillendiriliyorsa... Hele siyaset dini kendi amaçları için bir alet olarak kullanıyorsa... Bu yüzden bilimsel odaklı düşünmek, neden-sonuç ilişkilerini bu bağlamda sorgulayabilmek son derece yaşamsal. Özellikle tüm dünyada kutuplaşmanın tehlikeli biçimde tırmandırıldığı bu dönemde...

Fransa’da derste Hazreti Muhammed karikatürleri gösterdiği için, bir öğretmenin kafası kesilerek öldürülmesi ile İslamofobi’nin Macron’un öncülüğünde Avrupa’nın baş gündemi haline getirilme çabaları örneğin. Ya da tam tersi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslam dünyasının bu konudaki sözcülüğüne soyunması ve savurduğu tehditler? 

Her iki kesimin de bu gerilimi tırmandırması ne işe yarar? Kendi seçim alanını pekiştirme isteğinin buradaki rolü nedir? 

Fransa’da bu terör eylemlerini gerçekleştirenlerin hemen hemen hepsi çok küçük yaşlardan beri Fransa topraklarında yaşayan, eğitim sisteminin içinde yer alan kişiler. Burada devletin ayırımcı politikalarının ya da sorunları görmezden gelme gerçeğinin rolü nedir? Sorular çoğaltılabilir... Peki, tüm bunlar neden her iki tarafın da kamuoylarında hiç tartışılmıyor?

Bunların açıkça masaya yatırılmaması ise sadece iki kesimin ekmeğine yağ sürüyor: İslami terör ve aşırı ırkçılık.  

Bu güncel gelişmeler, geçen hafta yanıtını aramaya başladığımız iki sorunun da aslında ne kadar önemli olduğunu gözler önüne sermesi açısından önemli. 

O iki soruyu yeniden hatırlatalım:

Bilim hangi değerler üzerine inşa edilmeli?

Siyaset hangi amaca hizmet etmeli? 

Okurumuz Melih Oğuz, bilimin üzerinde yükselmesi gereken değeri, “yaşam zincirini korumaya öncelik vererek, insanlığın bilgi birikimini artırma yoluyla doğaya, evrene uyumlu biçimde yaşamasının koşullarını yaratmak” olarak tanımlıyor.  

Siyasetin hangi amaca hizmet etmesi gerektiği konusundaki ikinci soruya verdiği yanıt ise “toplumsal değişimi şiddetten uzak ve barış içinde gerçekleştirmek”. 

Oğuz, çok önemli bir konuya da parmak basıyor: “Günümüz yaşamında bu değerlerin benimsenip yaygınlaştırılarak uygulanmasındaki sorunlar beni düşündürüyor. Eğitim yolu ile değerlerin yaygınlaştırılması, meslek örgütleriyle bazı normların oluşturulması ve kamuoyu baskısı ile bazı gelişmeler sağlansa da Batı’da neoliberal düzenin ve doğuda ise otokrasinin baskısı kanımca sorunların kaynağını oluşturuyor.

Güler Kızıltun,Bilim hangi değerler üzerine inşa edilmeli” sorusunu “Düz mantıkla, canlıyı, doğayı kucaklayan ve geleceğe taşıyacak olan ETİK değerler... Yok eden değil, var eden ve ileriye taşıyan..” diye yanıtlarken “Siyaset hangi amaca hizmet etmeli” sorusunu,

İnsanların inanç odaklı değil, mantık odaklı bir sosyal ortamda özgürce yaşamalarını, çalışmalarını sağlamak; eğitim, sağlık ve konut gereksinimlerini adil bir şekilde karşılamak..” diye yanıtlıyor. 

Özant Yüzak ise “Bilim de din gibi siyasete bulaşmamalı. Nasıl din için laiklik varsa bilim için de benzer bir kavram olmalı. Akıllı siyasetçi bilimin çıktısını kullanır ya da kullanmalı ama bilimin ve kurumlarının siyaset tarafından suiistimal edilmesine de izin verilmemeli. Siyaset ayrı bir kulvar. Amacı/ideali falan pek yok, eskide kalmış onlar, siyasetin tek amacı iktidar olmak ve para..” diye görüşlerini paylaşmış... 

Ne dersiniz? Konuya devam mı?


Yazarın Son Yazıları