Olgun Siyaset

05 Mart 2011 Cumartesi

Cenaze törenini seyrettik; müthiş bir kalabalık vardı. Sağcısı, solcusu, merkezi, laiki, dincisi, cemaati ve adeta iade-i itibar için gelen askeri... Bir ‘uç’tan öteki ‘uç’a herkes yerini almıştı. Geçmişte siyasi olarak onunla yollarını ayıranlar, eski ve yeni Milli Görüşçüler, savunduğu siyasi görüşe hiçbir zaman ve hiçbir biçimde destek vermeyen, vermeyecek olanlar cenazesinde yan yana saf tuttu. Tutabildi. Beğenelim beğenmeyelim Erbakan’ın yakın Türk siyasetindeki yeri ve rolü yadsınamaz. Milletçe sahip olduğumuz duygusal karakterin bir neticesi olsa gerek, doğru olsun olmasın, bir insanın ölümünden sonra onu aşırı övgülerin nesnesi haline getirme, sadece iyi yanlarını teatral bir havayla ortaya koyma eğilimi gösteririz sık sık. Erbakan için de böyle oldu biraz; geçmişte ona karşı çekilen kılıçlar vefatıyla birlikte bir anda kınına kondu.

Ancak insan düşünmeden edemiyor, törende yerlerini alan o bir anlamda heterojen kalabalık bir tür ahde vefa duygusuyla mı yoksa geçmişin intikamı için mi oradaydı?.. Ya da hiçbiri mi?..

Keşke diyor insan, cenazelerde gösterilmesine alıştığımız tüm bu olgunluklar, olgun insanlık ve olgun siyaset anlayışı ölümün ardından değil de insanlar hayattayken gösterilebilse. Ancak biliyoruz ki yaşamda ‘keşke’lere yer yok...

Özellikle, sabahın erken saatlerinde evleri arandıktan sonra apar topar gözaltına alınan, uzunca bir dönemden beri 100 kadar tutuklu arasında bulunan ve mesleklerini icra edemeyen iktidar muhalifi gazetecilerin başlarına gelenlerin toplumu tam anlamıyla endişeye sevk ettiği şu günlerde sözünü ettiğimiz türden bir olgunluğa ülkemizin aslında ne kadar ihtiyacı olduğunu görebiliyoruz.

En son Silivri Cezaevi’nde aynı koğuşu paylaşan Balbay ve Özkan, “bu tür sanıkların ayrı barındırılması gerekir” hükmüne bağlı olarak bir gece yarısı uygulamasıyla tek kişilik hücrelere, yani “müstakil oda”lara yerleştirildi. Örgüt üyeliğiyle suçlanan, aslında ne ile suçlandıkları tam olarak bilinmese de iki senedir cezaevinde tutulan iki gazeteci ‘müstakil odalar’a taşınmak için ilk akla gelen isimler oldu; terör eylemlerine doğrudan karışmış, şiddet suçlarından yargılanan o kadar insan yerine. Hemen arkasından da yeni bir tutuklama dalgası geldi, elbette yine gazetecilerin başrollerde olduğu... Ümit Boyner’in sormak zorunda kaldığı gibi; “Bakalım bu işin altından ne çıkacak, sorusunun son kullanma tarihi nedir”e bizi taşıyan neden toplumun vicdani eşiğinin artık aşınmış olmasıdır.

Kadının adı olsun

Geçen seçimlerde başarıyla yürüttükleri “bıyıklı kampanya”nın ardından Meclis’te eşit temsil ve gerçek demokrasi istemeye devam eden KADER’in (Kadın Adayları Eğitme ve Destekleme Derneği) başlattığı “275 kadın milletvekili” kampanyası, toplumdaki kadın temsilinin arttırılmasına yönelik önemli ve takdir edilesi bir çalışmadır. Kadın-erkek nüfus oranının hemen hemen eşit olduğu ülkemizi temsil eden 550 milletvekilli Meclisimizde, yüzde 9.1 oranındaki, 48 kişiden ibaret olan kadın milletvekilleri gurur duyulacak bir oran olmaktan çok uzaktır.

Bilhassa kadına yönelik şiddetin bu derece artış gösterdiği günümüzde kadın sorunlarının, yalnızca veya büyük çoğunluğu erkeklerden oluşmuş bir yönetici kadro tarafından doğru bir biçimde ve süreklilik arz eden nitelikteki çözümlere kavuşturulması bir hayli güç. Meclis’te toplumun her kesiminden kadının temsil edilmesi gerekmektedir. Bu anlamda KADER Genel Başkanı Çiğdem Aydın’ın sözleri dikkate değer: “Yıllardır sürdürdüğümüz çalışmalar, eşit temsilin parti başkanlarının (olmayan) ‘iyi niyeti’ ile çözülemeyeceğini ve kadın bakış açısının yansımadığı bir demokrasinin eksik demokrasi olduğunu açıkça göstermiştir. Bu bakımdan konunun Anayasa, Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu içinde düzenlenmesi artık bir zorunluluktur. Bu güç işi başaracağımıza inanıyoruz.” KADER bu kampanya için dört de slogan belirlemiş: “Eşit temsil”, “Gerçek demokrasi”, “Yeni anayasa”, “Engelleri aşmak”.

İşe, “nasıl bir ülkede yaşamak istediğini bilen; devletin onları ve haklarını korumaktaki acizliğini gören ve hepsinden önemlisi tüm bunları değiştirmek için umutları olan” kadınların Meclis’e giden yolda önlerindeki engelleri aşmakla başlanmalıdır. Bu yolda Siyasi Partiler Yasası ve seçim sisteminin değiştirilerek barajların kaldırılması ve önseçimin zorunlu hale getirilmesiyle demokrasimizin “demokrasicilik oyunu”ndan kurtarılması gerekmektedir.

[email protected]


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

IŞİD 13 Eylül 2014
Çankaya’da Sitemli Veda 23 Ağustos 2014