Mescitsiz Olmaz Abi...

09 Mayıs 2015 Cumartesi

Cumhurbaşkanı’nın Rumeli Hisarı müzesinin sahne alanı içinde cami inşasına karşı çıkan sanatçıları “Allah düşmanı” ilan ettiği gün, seçim kampanyasına çıkmış taban örgütlerinin yemek yiyecekleri lokantalarda mescit sorgulaması yapmaları sürpriz olabilir mi? Birkaç ay öncesine kadar her okula, her şehirlerarası duraklarda geçerli kılınan cami olmadı mescit sorgulaması, yukardan estirilen rüzgârlarla ister inanın ister inanmayın alışveriş merkezleriyle yetinilmeyerek büyükçe lokantalara kadar indirgenmiş bulunuyor... Adayların düzenledikleri toplu yemekler için seçilen lokantalarda yer ayrıltılırken, en masum siyasal rüşvet yemek yedirme eylemi içinde gösteriş halinde, “mescidi var mı?” yoklamasının, İslami inançla akla uygun bir ilişkisi nasıl kurulabilir ki?..
Hele de Türkiye’deki cami, mescit sayılarının şeriatın en katı uygulandığı ülkeleri katladığı gerçeği rakamlarla ortada iken... Siyasal İslamcılık, ucuz siyaset adına siyasi baskı aracı olarak cami, mescit yarışının gerçeği ile yüzleşilebilse... Birileri cesaret edebilse de içlerinin ne kadar doldurulduğu, kullanıldığını sorgulayabilseler... Türkçe Kuran’ı, ezanı dinsizlik, inanan Müslümana zulüm olarak ilan etmiş, CHP’nin bağışlanamaz günahları arasında sayıp duran, oy toplama aracı olarak kullanmaya kalkışan siyasal İslamcı kafalar... Başkanlık sistemine geçişte nasıl bir oy hırsına kapılmış olmalılar ki... Arkalarında dev parasal, örgütsel güç olarak kullandıkları Diyanet’i de katmış olarak Kürtçe, Ermenice Kuran çevirileriyle kampanya yürütmeye kalkışmış bulunuyorlar...
Çoğunluk için akıl almaz bir yoksullaşma, yoksunlaşma, insan haklarına el koyma, demokrasinin olmazsa olmaz ilkelerinden, hukuk devleti düzeninden sapma, yargı bağımsızlığının katledilmesi icraatları da katlanırken.. insanın aklını kör inanç, düşmanlıklar, kirli çıkarlarla uyuşturmanın, tehdit etmenin ötesinde, kirli siyasete kalan geçerli olabilecek bir yol yok...

***

Ermeni kırımının 100. yıldönümünde iç siyasetimizde, seçim kampanyalarında da en çok kullanılan sorun üzerinden dün Ermenistan Hükümeti ve liderinden çok düşündürücü bir açıklama geldi. Yaşam gerçekleri dayatıyor, zengin Kuzey dünyasında yaşayan diyaspora ve zengin kuzey dünyasının siyasi hesap ve çıkarları üzerinden çok geçerli çatıştırmacılıkta odak yapılmış “soykırım” siyasetinden geri dönüş yapılamıyor. Ancak çok yoksullaşmış, işsizliği katlanmış Rusya ağırlıklı dünyaya, Türkiye’ye de kaçak işçi göndermek zorunda olan Ermenistan için sınır kapılarının açılabilmesi, ikili ekonomik ilişkilerin kurulabilmesi yaşamsal. “Soykırım”ın açılmış yaraları kapatmak değil kanatmak anlamına gelen, düşmanlıkları, suçlamaları tek yanlı keskinleştirdiği, cepheleştirdiği, ilişkileri kırdığı, en önemlisi de ucu Türkiye’den toprak isteme, bugünkü sahiplerinden mal-mülk geri alma anlamına geldiği gerçeği Ermenistan siyasetini zorluyor. Dünkü resmi açıklamada Ermenistan’ın Türkiye’den toprak talebi olmadığı güvencesi verilmeye çalışılıyor...
Erdoğan ise sıkıştığı seçimler için, Türkiye’de kaygı yaratan “soykırım”ın siyasi kararları üzerinden bir adım ileri gidilebilir, hukuksal sonuçlarına doğru yol alınabilerse, toprak, mal mülk isteme anlamına geldiği gerçeği üzerinden, oy toplama niyetiyle ABD diretmesinde Ermenistan ile imzalanan işbirliği anlaşmasına imza atan Başbakan olduğu gerçeğini unutturmuş olarak, kendi döneminin, partisinin Cumhurbaşkanı, siyasi kankası, dönemin Cumhurbaşkanı Gül’ü harcamakta bir sakınca görmüyor. Ortak spor etkinliklerine katılmayı siyaseten onaylamadığını ilan ediveriyor. Belki bugünkü siyasi kankası Başbakan Davutoğlu’nun, kamuoyunda yeni duyulan Gülen’i ABD’de ziyareti polemiğinde açıkta kalmalarının da rövanşını alıyor...
Belki de dönemin Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyaretten haberli olmadığı ilanının, AKP içinde gelecek siyasi kırılmaların, dahası parlamenter rejimde kalma ya da Türkiye tipi Erdoğan odaklı başkanlığa geçiş savaşlarının yansıması.. olarak değerlendirilen toplumsal algılamayı kırmaya çalışıyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları