Yaralar Nasıl Kapanacak? (1)

25 Nisan 2015 Cumartesi

Yıllar önce İlhan Selçuk’un yaraya ilişkin bir değerlendirme yazısında “Kırım” başlığını gördüğümde, “İşte budur” demenin ötesinde benimsediğimi anımsıyorum. Kimileri “Ayıplarımızı, toplumsal olarak bize düşen suçluluk payındaki ağırlığı kapatma” önyargısı ile hafif kaçan suçlamayı benimseme çıkarımı yapsalar da doğru değil... Ortak acının yasının tutulabilmesi, yaraların kapatılabilmesinde adalet, hak, hukuk tartısının akılcı, doğru işlemesi yaşamsal değerde olduğu için... Kuşkusuz Ermeniceden alınmış, ABD Başkanı Obama’nın, kendi çıkar dengeleri içinde bilinçli seçtiği “büyük felaket” kavramı da ortak acının yasının tutulması, yaraların sarılmasında akılcı bir yaklaşım sayılabilir...
100 yıl önce bu topraklarda yaşanmış ortak acının yasını tutmak, yaraları sarmak adına, asıl mağdurların Osmanlı vatandaşı; tehcire uğratılmış, kadın-çoluk çocuk çok ağır acılarla can kayıpları yaşatılmış Ermeniler olduğu gerçeğini bile bile “soykırım” yargısı ile çözüm aramanın, öncelikle ortak acının yasının tutulması, yaraların sarılmasında işe yaramaktan çok yeni yaralar açacağına inandığım için... “Soykırım” suçunun gerek toplumsal algı, gerekse yasal, hukuksal suç sayılmasının evrensel, ölçümlenebilir kriterleri var değil mi?
Hangi pencereden bakarsanız bakın, Osmanlı topraklarında yaşayan, ortak vatandaş Ermenilerin sırf kimlikleri nedeniyle tehcir emriyle kitlesel katledildikleri suçlaması, yaşanan tarihsel gerçeklerin bütününe bakılmaksızın, akıl süzgecinden geçirilmeden, adalet terazisinin gerçekleriyle kanıtlanmadıkça çok boyutlu yeni travmalara, cepheleşmelere, önyargılara kapı açmak olmayacak mı? Sizi bilemem ama ortak acının yasını tutmak, yaraların kapanmasında yürünecek yolda, atılan adımlarda, çıkarlar ve öncelikler arasında çok dikkatli olmamız gereken uçurum-yaklaşım farklılıkları dikkatimi çekiyor...

***

“Soykırım” suçlamasında kampanyayı yürütenler dünyanın en güçlü ülkelerinde etkin “diyaspora” örgütlenmeleri görülse de, algıya dönüşmesinde emperyal odakların güncel çıkar dengeleri ile gelen siyasi kararları belirleyici oluyor... 100. yılda gelinmiş noktada, “soykırım” iddialarının evrensel gerçeklilik içinde BM ya da evrensel geçerliliği olan yargı kararları alınması gündemde değil... Yerine, dünyanın güçlü ülkelerinin meclisleri, liderleri ağırlıklı, yaptırım içeriği olmayan siyasi kararlarla, dünya çapında etkin kamuoyu yargısının oluşturulması stratejisi ile, Türkiye’ye yönelik baskılarla, Türkiye’nin “soykırım” gerçeğini kabul ederek gereğini yapması isteniyor...
Sonuç olarak sınır komşusu Türkiye ve Ermenistan, bu ülkelerde yaşayan halkları ile birlikte, yaraların sarılması için atılacak adımları atamaz bir siyasal çatışmanın kaosunun bedellerini ödeyen taraflar oluyor... Türkiye ve Ermenistan’ın dünya siyasal güç odaklarının tuzağından, ırkçı ve dinci güdülemelerin çatışmacı ağlarından olabildiğince arınmayı başararak kendi aralarında çözüm üretmek zorunda oldukları gerçeği ağırlık kazanıyor... Emperyal güç odaklarının güdüleme, zorlamalarında, baskılarla yaratılmış fotoğraf karelerindeki yürütülemeyen uzlaşma anlaşmalarından daha işlevsel, ülkelerin, halklarının gerçeklerinden fışkıran adımlar atılması gereği öne çıkıyor..
Bu yolda beslenen düşmanlıklar, önyargılarla katledilmiş Hrant Dink’in “23 buçuk Nisan” yazısı çok çok anlamlı, öğretici... Bu ülkenin vatandaşı, bu sorunlara yaşamını adamış Ermeni aydını olmayı katledilerek ödemiş Hrant Dink’in yakalanmış tetikçilerinden yola çıkılarak, katledilmesinin asıl suçlularına ulaşmak, onlarla hesaplaşmak... Türkiye siyasi erki cephesinden çözüm üretmede ilk anlamlı işlevsel, iyi niyetli küçük adımlardan olabilirdi. İktidarları, çocuk tetikçileri kullanan, besbelli din ve ırk ağırlıklı, ayrımcı, kendi dönemlerinin derin devlet örgütlenmesinde yer almış suç ortaklıklarını saklamada, şimdilerde tüm suçu Cemaate atarak aklanmış değiller... İki ülke ilişkilerindeki zikzaklarıyla ise sorunlar arapsaçı...  


Yazarın Son Yazıları

Öğretmen öğretir 24 Kasım 2020
Deprem.. 31 Ekim 2020