Hani köpekler kutsaldı?
Üstün Dökmen
Son Köşe Yazıları

Hani köpekler kutsaldı?

11.08.2024 14:56
Güncellenme:
Takip Et:

Eski İstanbul’da köpeklerin canına kıymanın felaket getireceğine inanılırdı.

Tüm insanların birçok konuda çelişkisi vardır. Örneğin sokak köpekleri konusunda. Yüzyıllar boyunca dedelerimiz, nineleriniz sokak köpeklerini hem kutsal saymışlar, onları beslemişlerdir hem de onlardan rahatsız olup yok etmeye çalışmışlardır. Aynı ikilemi toplumca yine yaşıyoruz.

KÖPEK MEKRUH MU KUTSAL MI?

Geleneksel kültürümüzde iğrenç, tiksindirici şeylere mekruh denilmiştir. Mekruh sayılan hayvanların başında köpekler gelirdi. Dinen yasaklanmış değildi ancak göreneklere göre mekruh kabul edilen köpeklere el sürülmezdi, eve alınmazdı. Eski İstanbul’da köpeklerin mekânı sokaklardı, köpekler yaz kış sokaklarda yaşar, sokaklarda ürerlerdi. Fakat toplum ötelese de bu canlara merhamet duyardı, onları beslerdi. Bir Avrupalı gezginin ifadesiyle İstanbul bir köpek cennetiydi, sokaklar onlara terk edilmişti. Merhametli, can seven dedelerimiz özellikle ninelerimiz sokak köpeklerini beslerlerdi. Kedileri ve köpekleri öldürmek vicdan sahibi bu insanların akıllarından bile geçmezdi. İnsanlarımız 1980’li yıllarda belediyenin zehirlediği köpeklere yoğurt yedirip hayata döndürmeye çalışırlardı.

Eskiden şehirliler gibi köylüler de, çobanlar da köpekleri beslerlerdi ancak el sürmezlerdi. Bu davranış tarzı çelişkili gözükse de kanıksanmıştı, doğal kabul edilirdi, adı konmamış çevreci bir bakış tarzıydı. Eskiler genelde köpekleri sevmezlerdi fakat yaşama haklarına saygı gösterirlerdi. İnsanlar iğrendikleri, evlerine almak  hatta dokunmak istemedikleri köpeklere biraz insanî değerler açısından, biraz dinî değerler açısından, biraz da tasavvufî bakış açısıyla saygı gösteriyorlardı, onları besliyorlardı, öldürmüyorlardı.

Asıl çelişki şuradaydı: Geleneksel kültürümüzde insanlar köpekleri hem mekruh sayar hem de onlara kutsallık atfederlerdi. Köpeklere kutsallık atfettiklerini nereden anlıyoruz? Köpeklerin ulumalarına ilişkin yorumlarından anlıyoruz. Şöyle ki:

Sabah ezanı okunduğunda sokak köpekleri mutlaka ulur. Kurt ulumasına benzeyen bu uluma sabah sessizliğinde tüyler ürperten bir atmosfer yaratır. Halkımız bu ulumaları iki farklı şekilde yorumlar. Birinci görüş ezanını duyan köpeklerin Allah’ın adını yüceltmek için uludukları şeklindedir. Halkımızın bu konudaki ikinci yorumu ise ezanı duyan kötü cinlerin, şeytanların ortalığa çıkıp kaçıştıkları, insanların göremedikleri bu varlıkları gören köpeklerin ise öfkeyle uludukları şeklindedir. Bu yorumlar doğru olsun, olmasın, sonuçta halkımız köpeklere dinî açıdan bir kutsallık atfetmektedir. Bu çoğunluğun görüşüdür. Böyle olunca da köpekleri itlaf etmek halkın dinî duygularına saygısızlık olur. Sokak köpeklerini itlaf ettiğinizde onların sabah ezanında Tanrı’yı yüceltmelerini engellemiş olursunuz.

ESKİ İSTANBUL’UN KÖPEKLERİ

 Toplumun köpekler konusundaki çelişkili tavrı eski İstanbul’da üç defa gözle görünür şekilde ortaya çıkmıştır. Sürekli çoğalan köpeklerin varlıklarından ve gece havlamalarından bizar olan İstanbullular 19. Yüzyılda şehremininden (belediye başkanından) köpekleri uzaklaştırmasını istediler. Böylece iki defa şehrin köpekleri sürgüne gönderildi. Çok sayıda köpek yakalanıp mavnalarla Sivriada’ya götürüldü. Bu adada su yoktu, aç kalan köpekler birbirlerini yemeye başladılar.   

İşin ilginç yanı iki defa gerçekleşen bu sürgün olayından sonra iki ayrı nedenden ötürü köpekler adadan İstanbul’a geri getirildi.

Bir, sürgünden sonra İstanbul’da büyük bir yangın çıktı. Halk bu sefer, “Ağızsız dilsiz hayvanların ahını aldık, o yüzden başımıza bu felaket geldi” dedi. Genel istek üzerine, sağ kalan köpekler mavnalara yüklenip İstanbul’a geri getirildi. Bir diğer köpek sürgününden sonra Kırım Savaşı çıktı, halk yine köpeklerin ahı tuttuğu için savaş çıktığını düşündü, sağ kalan köpekler sokaklarına geri döndüler. 1910’da Şehremini Suphi Bey zamanında Sivri Ada’ya götürülen köpeklere ise geri dönmek kısmet olmadı ancak izleyen yıllarda I. Dünya Savaşı çıktı. (Bu savaş İstanbul’un köpekleriyle ilişkili mi bilinmez, fakat halkımıza sorarsanız ilişkilidir.)

Şimdi batıl düşünce sayılabilir ancak galiba köpeklerle fazla uğraşmamak gerekli. Neme lazım bir felaket gelebilir belki.

İnsanımız köpekleri sevmek veya nefret etmek konusunda hâlâ ikilem içinde, tarihimizdeki görülmemiş enflasyonu düşünmek, düşürmek yerine cümleten köpeklerle uğraşıyoruz. Aslında olay basittir, canları korumak için yıllardır yürürlükte olan kısırlaştırma yasasından yararlanabiliriz. Bizde can kutsaldır. Osmanlı, kuşları taş mimarinin yaşayan bir parçası yapabilmek için sarayların, köprülerin dış cephelerine kuş köşkleri yaptırmıştı. Sevgili Doğan Cüceloğlu hayatta olsaydı hakkaniyetli davranırdı, “Köpekleri öldürelim” demezdi. Doğan ağabey küçükken kuş avlıyormuş, analığı yapma oğlum dediğinde ise “Anne ben küçük kuşları vuruyorum” demiş. Işıklar içinde yatsın analığı ise “Canın küçüğü büyüğü olmaz yavrum” demiş. Anadolu insanının bu bilgeliğini, köpekleri itlaf konusunda trollük yapanlarımız dahil hepimiz sergileyebilsek ne güzel olur.

Yazarın Son Yazıları

Pers ve İran kültürü

Birinden mi duydum, ben mi söyledim hatırlamıyorum fakat 2011 yılında aldığım “İran Tarihi” adlı kitabın kenarına “İran’ı işgal edebilirsiniz ancak ona sahip olamazsınız” yazmışım. Çünkü İran’ın edebiyatı ve sineması güçlüdür. Edebiyatları, müzikleri, sinemaları güçlü olan ülkeler bir dönem içeriden veya dışarıdan sıkıntı yaşasalar bile sonuçta suyun üstünde, tarihin içinde hayatta kalmayı başarırlar.

Devamını Oku
03.05.2026
23 Nisan çocukları

23 Nisan çocukları

Devamını Oku
26.04.2026
Siber zorbalık

Siber zorbalık yalnızca dijital bir taciz değil, sınır tanımayan yeni bir şiddet biçimi. Üstelik yapay zekâ ile birlikte gerçek ile kurgu arasındaki çizgi her zamankinden daha tehlikeli biçimde bulanıklaşıyor. Siber zorbalık, yapay zekâ ile yeni bir evreye girmiş durumda. Çocuklarını siber zorbalıktan korumak için anne babalar, rahatsız edici olmadan onları gözlemeli, sergiledikleri değişiklikleri fark edebilmelidirler. Bir de internet kullanımını çocukla karşılıklı olarak anlaşarak sınırlandırmalıdırlar.

Devamını Oku
19.04.2026
Okul zorbalığı

Okul zorbalığı

Devamını Oku
12.04.2026
Songül ve Mahmut Telli

Zülfü Livaneli, “Serenad” isimli romanında “Türkiye’de her ailenin bir hikâyesi vardır” der. Balkan Savaşı, Çanakkale Savaşı, Sarıkamış, Kurtuluş Savaşı, 12 Mart’ın mağdurları, 12 Eylül’ün muğlak kayıpları ve türlü felaketler bu duruma neden olmuştur. Acısıyla, tatlısıyla kendine özgü hikâyesi olan bir Türk ailesi de Telli ailesidir. Songül ve Mahmtu Telli çiftinin Cenk ve Cem adlı iki oğulları olmuştu. Ailenin başına gelen felaket Cenk’i 19 yaşındayken Almanya’da bir trafik kazasında kaybetmeleriydi.

Devamını Oku
05.04.2026
Zorbalık

Zorbalık

Devamını Oku
29.03.2026