Erdoğan’ın Kontrolü Kaybettiği An

26 Aralık 2013 Perşembe

Batı demokrasilerinde, bakanları, bürokratları ve aile bireyleri böylesine büyük yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla suçlanan bir başbakan tereddütsüz istifa eder. Ancak yolsuzluk ve rüşvet operasyonu başladığı günden bu yana Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kafasında bambaşka bir plan var.
Önce halkta hâkim “yolsuzluk” algısını değiştirecek bir “illüzyon” yaratmaya koyuldu. Aynı Gezi Parkı protestoları sonrasında olduğu gibi “iç ve dış komplo” tezine başvurdu. Başta ABD olmak üzere genelde Batı karşıtı sert bir söylem kullanarak muhafazakâr milliyetçi tabanı kendi etrafında kenetleme arayışına girdi. Bir hafta boyunca tüm konuşmalarında üst üste aynı mesajları vererek halkın algısını yönetmeye çalıştı.
Bu algı yönetiminin bir diğer aşaması, yolsuzluk iddialarının merkezindeki bakanların (hemen değil ama aşamalı olarak) değiştirilmesiydi. Böylece halka “Temiz ve yeni bir kabine ile devam edileceği” mesajı verilecekti. Dün sabah üç bakana gönderilen matbu istifa metinleri işte bu aşamanın parçasıydı. Muammer Güler ve Zafer Çağlayan’da sorun yaşanmadı. Ancak Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar önüne konan açıklama yerine Erdoğan’ı da istifaya çağıran bir çıkış yaparak istifa edince plan çöktü. Bayraktar’ın açıklamaları sonrasında durum Erdoğan’ın öngörebileceği, kontrol edebileceği aşamanın çok ama çok ötesine geçmiş durumda. Erdoğan 12 yıl içinde bir bakanı tarafından istifaya çağrılma gibi bir olay hiç yaşamadı.
Bayraktar’ın açıklamasının başka yan etkileri de olabilir. Kulislerde konuşulanlara bakılırsa başka bakanlar ve bürokratlara yönelik yeni operasyon dalgaları gündeme gelebilir.
Erdoğan’ın artık “çok büyük” hale gelen bu krizi yönetmesi, başlarda düşündüğü kadar kolay olmayacak. Türkiye bugünden itibaren “erken seçim” dahil birçok senaryo ile karşı karşıya kalabilir.

İKTİDAR MI, İTİBAR MI?
Dün Cumhuriyet’i kuran kadronun önde gelen ismi İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 40. ölüm yıldönümüydü. Geçirdiği solunum yolu rahatsızlığı nedeniyle hastanede tedavi gören yazarımız Ahmet Tan ile birlikte, İsmet Paşa’nın kızı Özden Toker’i arayıp iyi dileklerimizi ilettik. Özden Hanım duygularını “Bugün babamı anmak için Anıtkabir’i ziyaretimiz sırasında Cumhuriyeti kuran kadronun 90 yıl önce yaptıklarının önemini bir kez daha ruhumuzda hissettik. Ülkemizi karanlıktan aydınlığa nasıl çıkardıklarını hatırladık. Sanki o kadro hâlâ aramızda diye düşündük” sözleriyle paylaştı. Ardından içinden geçmekte olduğumuz sürece ilişkin İsmet Paşa ile ilgili çok anlamlı bir anısını paylaştı bizimle. Geçmişte Ahmet Tan’ın kaleminden de okuduğumuz bu anekdotu bugünün koşullarında bir kez daha atktarmakta yarar gördük:
“1950 seçimlerine birkaç ay kala bir akşam odamda ders çalışıyordum. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi öğrencisiyim. Babam ‘Hazır mısın?’ dedi. Derslerimi soruyor sanarak ‘Çalışıyorum tabii’ yanıtını verdim. Yok yok derse değil seçimlere hazır mısın? Bir süre sonra iktidarı devredeceğiz’ dedi ve arkasından devam etti: ‘Kızım bizim için önemli olan iktidar kalmak değil itibarlı kalmaktır.’ ‘İktidar ve itibar’ sözlerini ondan defalarca işittim. Şimdi geri dönüp bakınca, belki çok fazla iktidar olamadık ama çok şükür ki hep itibarlı kaldık diye düşünüyorum”
İnönü, Türkiye’yi çok partili siyasi hayata geçiren kişi olarak demokrasi tarihimizde özel bir yere sahip oldu hep. Kızı Özden Toker, İsmet Paşa’nın çok partili demokrasiye geçiş arzusunun önemli bir nedenini de şöyle aktardı:
“Babam devlet yönetiminde yolsuzluk konusunda çok duyarlıydı. Bir kuruş dahi kamu parasının hesabının verilmesini isterdi. Çok partili hayata geçmek istemesinin bir nedeninin de ‘İktidarın icraatlarının denetlenmesi, yolsuzlukların önlenmesi için muhalefet şarttır’ düşüncesi olduğunun en yakın tanıklarındanım.”
İsmet Paşa’nın siyasette, dedikodu ya da şaibelere konu olan siyasetçilerin derhal istifa ederek aklanmaları gerektiği inancıyla hareket ettiğini hatırlatan Toker, gündemdeki yolsuzluk iddiaları için o günlerden “Ürgüplü” örneğini verdi.
Suat Hayri Ürgüplü, başında olduğu Gümrük ve Tekel Bakanlığı’nda kahve ithalatı yolsuzluğu ortaya çıkınca “Adımın da karıştığı kahve yolsuzluğuyla ilgili, bakanlığımda bir komisyon kurulmuştur. Bu teftiş heyetinin selametle çalışabilmesi için, benim, bu bakanlık koltuğundan ayrılmam gerekir; aksi halde, komisyonu etkilerim, sağlıklı bir karar oluşmaz. O nedenle, siyasi ahlak gereği, bakanlıktan istifa ediyorum” diyebilen bir siyasetçiydi. Yüce Divan’da yargılanıp aklanmış, yıllar sonra 1965’te de başbakan olarak hükümet kurmuştu.
Nerede Ürgüplü?
Nerede yolsuzluk iddialarının göbeğindeki bugünkü bakanlar?  


Yazarın Son Yazıları

Büyü Bozuluyor 26 Ocak 2015
2014: 3Y Çöktü 29 Aralık 2014
Medyaya Çağrı 22 Aralık 2014
Barajın Arkasındakiler 8 Aralık 2014
Yasakla ve Yönet 1 Aralık 2014
Fakirliğin Fotoğrafı 24 Kasım 2014
Ağaç Meselesi 10 Kasım 2014