CHP listelerinden milletvekili seçilen üç milletvekilinin AKP’ye geçmesi, artık bir seriye dönüşen İLKESİZ SİYASET yazılarımın dördüncüsünü yazmamı gerektirdi.
2023’te CHP listelerinden aday gösterilen Gelecek Partisi kurucularından İsa Mesih Şahin ve DEVA Partili İrfan Karatutlu, AKP’ye geçerken “yuvaya dönüş vakti” dediler. Bunu söylemekte haksız değiller. Şahin, daha üniversite eğitimi sırasında 2003’te AKP’ye katılmış, Kadıköy ilçe başkanlığı da yapmış.
Karatutlu ise AKP Kahramanmaraş il yönetim kurulu üyeliği ve il başkan yardımcılığı görevlerinde bulunmuş, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve milletvekili aday adayı olmuş. Sonuçta kendi ifadeleriyle “kalpleri aynı atanların istikameti de aynı” olduğundan soluğu yine AKP’de almışlar.
Salı günü Erdoğan’ın AKP rozeti taktığı üçüncü isim ise CHP Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır’dı. CHP’nin 39. olağan kurultayının “sağlıklı olmadığı” iddialarını öne sürdükten sonra kesin ihraç istemiyle disipline sevk edilince geçen ay istifa etmişti. Onun AKP’ye geçişine yönelik tepkiler doğal olarak çok daha sert oldu.
Çünkü daha bir ay önce bir TV programında AKP’ye geçme düşüncesi sorulduğunda “Hiç böyle bir düşümcem yok. Kimse uydurmasın!” yanıtını veren Çakır, iki gün önce AKP Meclis grubundaydı. Hızını alamayıp “İki başkomutan var; biri Gazi Mustafa Kemal Paşa, diğeri de Türkiye Cumhuriyeti ordularının başkomutanı Recep Tayyip Erdoğan. Selam duruyorum kendisine!” diyerek asker selamı vermesi, siyaset tarihine geçecek kadar hızlı bir dönüştü.
CHP OYLARI VE AKP
“Bu sahnelere alıştık artık” diyen varsa, bir kez daha duyurayım ki bunlara şaşırmıyorum ama ilkesiz siyasete alışmıyor ve her defasında tepkimi kayda geçirmek için yazıyorum.
Ve soruyorum: 2006- 2013 yılları arasında hakkında 13 ayrı suçtan adli kayıt olduğu belirtilen biri, neden milletvekili yapıldı? Üstelik bu yeni ortaya çıkmadı; milletvekili adayları açıklandığında medyada söylendi, yazıldı.
Her üç milletvekili için de daha önce CHP’den seçilip AKP’ye geçenler için de bu soruya yanıt vermesi gerekenler, 2023 genel seçiminde milletvekili adaylarını belirleyenlerdir ve onların en başında gelenler de o dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile parti yönetimidir.
Çünkü “CHP’ye verilmeyen her oy AKP’ye gider” diyenler, altılı masa ile seçmen üzerinde inanılmaz bir baskı kuranlar, seçtirdikleri milletvekillerinin bugün birer birer anayasa değişikliği için hazırlanan AKP’ye geçmesinden sorumludur!
KAYGAN ZEMİNDE KAYPAKLAR
CHP’nin kendi ilkelerinden uzaklaşmasının ve “helalleşme” stratejisinin yaratacağı vahim sonuçları zamanında net olarak yazıp uyaranlardan biriyim. Ancak görülüyor ki şimdiki CHP yönetimi de onun adını “normalleşme” olarak değiştirip geriye sarmakta ısrar ediyor. Önce Erdoğan’la normalleşmeyi denediler, o yürümeyince şimdi onunla değil, AKP ve MHP tabanıyla “normalleşeceklermiş”.
Bu durumda gazeteci olarak sormamız gerekir. Onun için mi her cuma namazı çıkışında medya camiye çağrılıp orada beyanat vermek, âdet haline getirilmeye başlandı?
Onun için mi eski parti programında var olan “Laiklik ilkesinin temel amacı aklın özgürleştirilmesidir. Bu anlayışla, siyasetin dini istismar etmesine kesinlikle karşıdır. Ne dinin siyasallaştırılmasını ne de siyasetin dinselleştirilmesini kabul eder. Devletin dini olmaz. Din kamusal alanın değil, özel alanın olgusudur” ifadeleri yeni programdan çıkarıldı?
Kuşkusuz iktidara gelmek isteyen bir partinin toplumun geniş kesimlerinden oy almaya çalışması gerekir ancak bunu yaparken kendi ilkelerinizi geriye iter ve fırsatçıları partinize doldurursanız, gün gelir sizi temsil ettiğini sandıklarınızın coşkuyla iktidara katıldığını da izlersiniz.
Üzerinde durduğunuz zemini sağlamlaştırmak yerine kayganlaştırırsanız, zayıf halkalar birer birer kayıp düşer. Siyasette zemini sağlamlaştıracak olan ilkelere/ ideolojiye bağlılıktır, oradan buradan devşirilerek partiye alınan kaypaklar değil.