Senaca yüzyıllar önce soruyor, sorduğunun yanıtını da gene kendisi veriyor:
“İyi nedir, bilgidir. Kötülük nedir, bilgisizlik! Filozof ya da sanatçı, yerine göre, kimi bilgileri fırlatıp atar, aralarından kimilerini de seçer. Yeter ki içinde yenilmez bir ruh taşıyıp ‘Senin yenilmene, ezilmene karşıyım’ diyebilsin. Düşünce üretiminin kaynağı bilgi, bilginin kaynağı kitap, resim gibi sanatsal gösterimler, müzik gibi işitsel yaratılardır. İnsan ancak sanatla uğraşarak duygusunu, düşüncesini, beğenisini geliştiriyor.”
Kant, duyguyu, “Hiçbir biçimde bir nesnenin tasarımını oluşturmayan şey” diye tanımlıyor. Kant, insanın gözlem-duyumsama-algılamakavrama-yorumlama güdümlerinin soyutsal yaklaşımını çözümlemede de karşımıza çıkıyor.
EĞİTİLMEK
İyi bir eğitim, kişiyi bilgiyle donatıp gerçekleri, olguları algılayacak bir duyarlıkla yetiştirebiliyorsa amacına varmış sayılır. Kişinin olguları eytişimsel (diyalektik) bir anlayışla kavrayabilmesini ancak öyle bir eğitim anlayışı sağlar. Montaigne’in sözünü ettiği kişideki “iç kale”nin sağlam temele oturması buna bağlıdır.
Bu yolda eğitilen kişi, hiçbir etki altında kalmadan kendi iradesiyle karar verir. Bir şeyin gerçek yüzünü görenler, güzellikle çirkinliği birbirinden ayırt eder, nelere acıyıp nelere gülünmesi gerektiğinin bilincinde olur. Ancak öyle bir eğitimden geçen, olayları tarafsız bir anlayışla sorgulayıp yargılamayı bilir.
DUYARLI OLMAK
Euripides’e göre duyarlık, aklın kılavuzluğunda etkisini gösterir. Balzac, “Akıl, duygunun yanında her zaman bayağı kalır” diyor. Pascal, “Yüreğin kendi aklı vardır, aklın hiç bilmediği” diyerek Balzac’ı onaylıyor. Goethe de “Benim edindiğim tüm bilgiyi herkes edinebilir ama yüreğim yalnızca benimdir” diyerek duyarlığa geniş alanlı bir ayrıcalık tanıyor. Bir başka düşünür de aklı, “Zihinden geçmeden, gözden yüreğe giden bir yol var” diye tanımlıyor.
Akıl söz konusu olduğunda akıllı olmak yetmiyor, insanın akıl yürütecek kadar irade göstermesi de önemli. Pascal’ın “Akıl veren çoktur, akıl yoktur” sözü özdeyişe dönüşmüştür. Paskal bu yaklaşımıyla, çok sözle mantığı allak bullak etmeye kalkanların foyasını ortaya çıkarıyor!
Akıl, insan beyninin öyle bir belirleyicisidir ki bir Japon atasözü bu gerçeği doğruluyor:
“Yasalar akla aykırı olabilir ama akıl, yasalara aykırı olamaz.”
AKIL-DUYUM İÇ İÇE
Dünyayı algılamamızı gerçekleştiren duyumsamalar birbirinden bağımsız değildir. İnsanın iç evrenini oluşturan her şey zihinde akılla, yürekle bütünleşir. “Eşref-i mahlukat”tan sayılmak da bu düşünce-duygu bütünselliğiyle açıklanabilir.
O nedenle hiçbir insana yalnızca düşünce ya da duygu varlığı olarak bakılamaz. Duygusal ya da düşünsel, zihindeki her değişim insanın davranışlarına da yansır. Okuma, resim, müzik gibi sanatsal yeteneği geliştiren özünde de akıl egemendir.
Düşüncede, duyguda tekdüzelik yoktur. Hüzünlü bir insanın içinde sevinç kıpırdanışları eksik olmaz. Neşe içindeki bir insanın içinden aynı anda hüzün de geçebilir. Yunus Emre bir deyişinin şu iki dizesinde akıl-duyum iç içeliğini dile getiriyor:
Hak bir gönül verdi bana ha demeden hayran olur
Bir dem gelir şâdi olur (sevinir) bir dem gelir giryân olur (ağlar)