Veysel Ulusoy

Üç konu, tek konuk

04 Temmuz 2021 Pazar

Ekonomik güven endeksi geçen aylarda hormonlu bir yapıya dönüştürülüp yukarılara taşındı ve o gün bugündür hep sabit bir seyirde gidiyor. Aşılama ve serbest bir toplumsal hayatın cümlelerle ifadeleri sonrası haziranda bir önceki aya göre yüzde 5.8 oranında arttı. 

Ama artan sadece beklenti tabii...

Tüketici, reel kesim, hizmet, perakende satış ve inşaat kesimlerinin kapsandığı endekste, haziranda en yüksek artış hizmet sektöründe olurken inşaat sektöründeki artış hızı çok aşağılarda gerçekleşmişti.

Ekonomiye güven ile onun işleyiş kuralları arasında çok sıkı ilişki olduğunu sürekli vurgulamaya gerek yok. Diğer bir ifadeyle verilerin yönü ile onun sokağa yansıması arasında doğrusal bağlantının varlığı yadsınamaz. Gelin görün ki umutlanmanın gerçeğe dönüşmesi tam da beklenen tarzda olmuyor, hatta çoğu zaman da tam tersi gerçekleşiyor.

Bugün üç örnekle bu durumu açıklayalım...

FAİZSİZ KONUT EDİNİMİ

Güven endeksinde önemsiz ama milli gelirin özellikle son 15 yıllık yolculuğunda önemli bir paya sahip olan inşaat sektöründe gariplikler yaşanıyor şu günlerde.

Birkaç yıldan bu yana “şuevim”, “buevim” tarzı sözde faizsiz konut edindirme yöntemiyle hayatımıza girdirilen paravan finansal modellerin iflaslarından birini tecrübe ediyoruz. Sisteme giriş (ne demekse!) koşullarının cazip bir şekilde tanımlanıp orta ve alt gelirli halkın konut edinmesi mantığı altında cazip taksitle ev sahibi olması vaadine dayalı bu finans modelinin nasıl bir sömürüye dayandığını ve sistemin yine çöküşünü gözlemlemekteyiz. 

Yine diyorum çünkü ekonominin çıkmaz sokağa girdiği, reel üretimin durduğu ve günün sloganlarla kurtarılmaya çalışıldığı dönemlerde olağan hale gelen, umut tacirliğinin devlette bulduğu izdüşümü ile palazlanan kurnazların çökmeye mahkûm bir ekonomik yaklaşımın ürünüdür bu(nlar).

En garibi de karar vericilerin gözlerini kapatarak onayladığı bir kurnazlık ve sömürü...

İşsizlik yasak değil artık

Normal hayata döndüğümüz karar vericiler tarafından tescillendi tescilleneli ortadan kaldırılan ilk yasak işsizlik oldu. Artık işsiz kalmak yasak değil diğer bir ifadeyle...

Şaka kaldırır yanı olmayan, ekonominin gerçeği ile yüzleşmenin diğer bir adıdır aslında...  

İşyerlerinin açılması ile gelirsizlik 

ve eriyen sermayenin başrolde olduğu bir oyun, kendi başına bırakılan işyeri sahibi ile çalışıp evine ekmek götürme amacındaki emek sahibinin ekonomideki davranışlarının sunulduğu bir gösteri karşımızdaki...

En acısı da bütçesi istihdam yaratma kabiliyetini kaybetmiş, dış borç faizleri altında inleyen, her yeni borçlanma aşamasında riskleri artan bir kamu ekonomisinin açıkça görülen resmidir... 

Son iki krize girişte olduğu gibi.

Enflasyon ve satın alma gücü

Yarın haziran ayı enflasyonu açıklanacak. Büyük olasılıkla ekonomistlerin anketlerdeki beklenti oranı olan yüzde 1.5 gibi bir oran verilecek. Bunun bildiğimiz gibi yarım puanı zaten mayıs ayında yapılan TÜİK hesabının yanlışlığından kaynaklanan kısmının hazirana olan transfer kısmıdır. Bunu eklediğimizde enflasyon oranının TÜİK’teki yansıması ile birlikte en az yüzde 2 olarak gerçekleşeceğini bekliyor piyasalar.

Böyle mi olacak bilemeyiz, ama bildiğimiz gerçek zamların yağmurdan doluya evrildiğidir. Enflasyon Araştırma Grubu (ENAGrup) enflasyon oranı bize bu gerçeği tüm çıplaklığı ile gösteriyor zaten. 

Yöneticiliğini yaptığım ENAGrup’un yarın açıklayacağı aylık ve altı aylık enflasyon oranı ile emekli ve çalışanlara ne kadar ücret/maaş artışının yapılması gerektiğini de vurgulayacağız.

Bilinmesi gereken, satın alma gücünü yükseğe taşıyamayan ekonomilerde başarı ya sahtedir ya da yönlü, belirli bir grup içindir.

Güzel ülkemde olduğu gibi. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları