Köşe Yazısı

A+ A-

‘Durum’ üzerine spekülatif düşünceler-II

22 Temmuz 2019 Pazartesi

Ülkede, denetim altına alınamayan, “kanayarak” devam eden bir ekonomik kriz var. AKP Türkiyesi, “S-400”, “Doğu Akdeniz”, İdlib ve Erbil suikastının gösterdiği gibi, ekonomik sonuçları olması kaçınılmaz jeopolitik krizlerle yüz yüze. Yakında bunlara Umman Körfezi’nde bir yenisi eklenecek. Bu sırada, AKP’de temsil edilen siyasal İslam, iktidarının iyice daralan zemini yeniden genişleme çabası içinde.
Bu resmin muhalefet kanadında, İstanbul belediye seçimlerinde yeni bir enerji kazanmış, umutlu beklentiler içinde, ancak henüz bir yol haritasından yoksun, bir kitle, siyasi partiler ve gruplar var.
Hiçbir “durum” kalıcı değildir. Bu “durumun” içinden çıkılırken, muhalefet, çıkış sürecine Makowsky’nin korktuğu “yasadışı işleri” önleyebilecek, çıkışın yönünü belirleyecek biçimde müdahale edebilmek için, “durum” içindeki olanakların özelliklerini doğru değerlendirmelidir.

İki ders
Gerek AKP yükselir, siyasal İslamın iktidarı yerleşirken, gerekse de Yunanistan’da Syriza yükselir “bir tarihsel blok“ kurma fırsatı şekillenirken, her iki ülkede de muhalefetin, çok parçalı yapısını aşamadığı, güçlerini birleştiremediğini biliyoruz. Buradan çıkacak en önemli ders siyasi partilerin ve grupların liderlerine ilişkindir.
Evet, siyasi gruplar, örgütler, partiler gereklidir, ama bunlar aynı zamanda kendi yapılarını korumaya öncelik veren “muhafazakâr” eğilimler taşırlar (Rosa Luxemburg, Simon Weil). Grupların liderliklerinin bu eğilimlerin ayırdında olması, kendi “özgün” çıkarlarını andaki “durumun” acil sorunlarına cevap verme sorumluluğunun, temsil etme iddiasında oldukları sınıf ve tabakaların, o durum içindeki genel çıkarının önüne koymaktan kaçınmaları gerekiyor. Liderler, sıradan bireyler, “durumun” ortaya koyduğu siyasi toplumsal sorunlara, ait oldukları grup ya da partileri bir an için unutarak, “toplumun ve adaletin yararına ne yapabilirim” sorusuyla yaklaşmalıdırlar.

Bir yanılsama
Durumun”, özelliklerinin ürünü “siyasi alan”, ekonomik kaygılar kadar, hatta daha da fazla iktidarını korumaya çalışan siyasal İslamın, yeni bir şekillenme arayan büyük sermayenin arzularını, jeopolitik sorunların körükleyeceği milliyetçi şoven duyguları da içeren bir ideolojik kültürel iklimle birlikte var oluyor. Ekonomik sorunlar, kaygılar bu iklimin içinde anlamlandırılıyorlar.
Muhalefetin bu iklimde başarılı olabilmek için kavraması gereken gerçek şudur: İnsan ile hayvan arasındaki fark: Açlık tokluk, barınma, türünü yeniden üretme sorunları değil, bir “simgesel sisteme” sahip olduğu için bu sorunları, adalet kavramıyla birlikte konuşma kapasitesi ve arzusudur.
Kararlarını, tercihlerini, ekonomik çıkarlarına göre değil, ahlaki kültürel değerlere göre belirleyen entelijansiya, bu farkı sık sık unutur; büyük bir bilgiçlikle, biteviye halkın tercihlerini ekonomik kaygılarla ekmek peynir kaygısıyla yaptığını varsayar. Halkın ahlaki değerlere sahip bir kültür içinde var olan bireylerin toplamı olduğunu unutur. Böylece, farkında olmadan, kendisini “etik özne”, halkı da biyolojik varlıkların (haz ilkesine göre yaşayan bireylerin) toplamı olarak tanımlar.
Üstelik, entelijansiya bunu yaparken kendine dayanak olarak Marx’ı aldığına inandığı için çok rahattır.
Halbuki Marx, halkı oluşturan bireylerin bilincini toplumsal varlığının belirlediğini vurgular. Toplumsal varoluş ise her zaman kültürel (simgesel) ve etik bir varoluştur. Freud’dan sonra da, insanın her zaman “rasyonel” davranmadığını “bilinçdışı” olarak tanımlanan bir yerden gelen etkiler altında, “bölünmüş” bir varlık olarak davrandığını biliriz. Bilinçdışı da simgeseldir.
Bu nedenlerle, muhalefetin başarısı, güçlerini birleştirebilmesine ve ekonomik kaygıları anlamlandıran kültürel ortam içinde, siyasal İslamın, şoven milliyetçiliğin, liberalizmin (üçü de ekonomik kaygıların farklı ifadeleridir) söylemine karşı, kültürel ve etik sorunları, adalete ilişkin kaygıları kucaklayan bir karşı söylem ve tarz üretebilmesine bağlı olacaktır. İstanbul belediye seçimleri, haksızlığa karşı öfke ve “her şey çok güzel olacakumuduyla kazanılmadı mı?

Tümü Ergin Yıldızoğlu - Son yazıları

Küresel ısınma, doğa katliamı, ‘Yeni faşizm 15 Ağustos 2019 Per
Küreselleşme, fantezi ve kötü 12 Ağustos 2019 Pzt
‘Yeni faşizm’, ırkçılık, Suriyeliler 8 Ağustos 2019 Per