İngiltere dersleri-II

26 Aralık 2019 Perşembe

Pazartesi yazımı, İşçi Partisi’nin seçim yenilgisinden “gereken dersleri çıkarabilmek için -ki, bu yalnızca bir olasılıktır- ben bakış açısını biraz değiştirmek istiyorum: ‘Ya, verili durumun üzerindeki yapısal belirleyicilerin altında, İP’nin bu seçimleri kazanması zaten olanaksız idiyse?’ sorusuyla bitirmiştim.” Şimdi oradan devam edeceğim.

Bazı ‘durumlarda’ bazı engeller aşılamayabilir

Bunu, çözümsüz, aşılamayacak çelişkiler de vardır” olarak da ifade edebiliriz. Bu tür çelişkiler en fazla, çelişkinin bir tarafına dayanarak yönetilebilirler. Aşılabilmeleri (aufhebung) için, her iki tarafıyla birlikte tamamen ortadan kaldırılmaları gerekir. Bu seçimlerde İP’nin kendini böyle bir durum içinde bulduğunu, gereken dersleri çıkarabilmek için en azından bu olasılığı göz önüne almamız gerektiğini düşünüyorum.

Bu seçimlerde İP, yapısal belirleyici düzeyine yükselmiş iki aşılamaz çelişkiyle yüz yüzeydi. Birincisi, var olan durum içinde işçi sınıfı bir yeniden şekillenme, ayrışma yaşıyordu; “yaşam dünyaları” geleceği, yaşam alanı, ekonomik, kültürel olarak farklılaşmış ve birbiriyle çelişen, adeta “iki farklı zamanı” yaşayan iki kesimin varlığı söz konusuydu. Bu durumun ekonomi politiğini, bir taraftan geleneksel sanayilerin, bölgelerin ve kitlesel sendikaların üye sayısının ve sendikalaşma oranlarının gerilemesi oluşturuyordu. Diğer taraftan da hizmet sektöründe, yüksek eğitimli işçi gerektiren ileri teknolojiye, küresel tedarik zincirlerine bağımlı sektörlerde, “gig” ekonomisinde çalışanlar, üniversite öğrencileri arasındaki işsizlik oranlarındaki artış oluşturuyordu.

Bir sınıf iki eğilim

İkincisi, egemen sınıf içindeki ayrışma, hızla işçi sınıfı içindeki ayrışmanın simgesine dönüşen “Brexit” olayını tetiklemişti. İşçi sınıfının hızla gerileyen sanayi bölgelerinde yoğunlaşmış ve yok olmakta olan kesimi Brexit yanlısıydı. İşçi sınıfının yeni gelişmekte olan, büyük metropollerde yoğunlaşmış kesimi ise Brexit karşıtıydı.

İşçi sınıfının bir kesimi, kendi yaşam alanlarında geleneksel olarak aşırı sağın / faşizmin tabanını oluşturan “taşra küçük burjuvazisi” ile sıkı bir temas içindeydi. Sağ popülizm “Yeni faşizm” de göçmenler, yabancılar, eğitimli uzmanlar, enteller alerjisini kullanarak bu kesime, sahte bir dayanışma ve adeta bir “milliyetçi-beyaz ütopya” önerisiyle giderek daha fazla yaslanmaya çalışıyordu.

İkinci kesim ise büyük kentlerde çokkültürlü, çeşitli etnik grupları da içeren bir ortamda, bu ortama uygun bir yapıyla, kozmopolit entelijansiya ve yüksek eğitimli orta sınıflarla iç içe yaşıyor, benzer zevkleri, değerleri, tüketim normlarını paylaşıyordu.

İşçi Partisi üye sayısındaki ani ve hızlı artış, bu ikinci kesimden gelenlerle gerçekleşmişti. İşçi Partisi’nin “Sosyalist” tonları olan seçim manifestosu, bu kesimin damgasını taşıyor ve iki kesim arasındaki çelişkiyi, ikinci kesime yaslanarak yönetmeyi amaçlıyordu.

Ancak, Althusser’in bir kavramını ödünç alırsak bu çözülemez çelişkiye ek, bir “üst belirleyici” etken de vardı. Ve bu “üst belirleyici” etken çelişkiyi yönetmeyi daha da zorlaştırıyordu.

Uluslararası alanda yükselmekte olan, küreselleşme karşıtı, milliyetçi ırkçı “Yeni Faşist” dalga, İngiliz egemen sınıfları arasındaki bölünmeyle birleşince, işçi sınıfının içindeki çelişkiyi, medyanın İşçi Partisi düşmanlığının, sosyal medyanı manipülasyonlarının, “deep fake” (yalnızca yazılı değil görsel sahte haberler) propagandanın da katkısıyla daha da keskinleştiriyor, İşçi Partisi açısından yönetilemez kılıyordu. Bu durum daha bir süre en azından gelecek seçimlere kadar devam ederek İP’nin yolunu tıkamaya devam edecek gibi görünüyor.

Şimdi, karcımızda, çok önemli, ancak cevapları henüz belirsiz sorular var. İP, işçi sınıfı içindeki çelişkiyi aşamayacağına göre, o “üst belirleyici” etkenin altında, salt parlamenter araçlarla, salt ekonomik taleplere dayanarak yönetebilir mi? Yönetmek için nasıl bir çalışma tarzı izlemesi gerekir? Popülist milliyetçi “Yeni faşist” liderler bir kez hükümete gelince devleti, iktidarlarını kalıcılaştıracak yönde değiştirmeye başlıyorlar. Bu değişim süreci yalnızca parlamento içi direnişle bloke edilebilir mi?





Yazarın Son Yazıları

Amerika’da faşizm 13 Şubat 2020
Dost acı söyler 16 Ocak 2020
Uğursuz miras 13 Ocak 2020