İyi ki Varsın Marquez

İyi ki Varsın Marquez

20.04.2014 02:25
Güncellenme:
Takip Et:

Gerçekliğin Düşsel Büyücüsü... Dünya, Marquez’i böyle adlandırmıştı. Şimdi düşler de, gerçeklik de biraz daha yalnız, biraz daha öksüz...
Ölüm haberini aldığımda ilk aklıma gelen 1982’deki o ünlü Nobel konuşması oldu. “Güzel ve yalnız kıta Latin Amerika”nın kükreyen sesiydi o. Konuşmasında Latin Amerika’nın “şeytansı diktatörlerine” meydan okurken, dini baskı aracı olarak kullanmalarına lanet ederken, Batı’nın ikiyüzlülüğünü de vurguluyordu. Batı, Latin Amerika edebiyatına, sanatına kucak açıyor ama toplumsal ve politik kimliğini, sömürgecilikten gelen bir alışkanlıkla yok sayıyor ve küçümsüyordu...
Marquez bilenmiş bir antiemperyalistti. Sosyalistti. Sözü kadar eylemleriyle de politikanın içindeydi. Eşsiz bir anlatıcıydı. Sapına kadar gazeteciydi.

‘Yüzyıllık Yalnızlık’
60’lar sonuydu, Türkiye’de “Yüzyıllık Yalnızlık” kitabını (Can Yayınları) Seçkin Selvi’nin güzelim Türkçesiyle okuduğumda. Gece gündüz sadece bu kitabı konuşur olmuştuk.
“Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayırım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım.”
Günde 60 sigara ve Olivetti daktilosu, 3 metreye 2 metre bir odaya kapanıp ilk romanını yazmaya başladı. Bir buçuk yıl boyunca karısı Mercedes, iki çocuk, ne yedi ne içtiler hiç bilmedi, beş parasızdılar. “Köpek gibi acı çeksen de en iyi meslek gazetecilikti” dediği mesleğiyle para kazanamıyordu! Yazdığı romanın her bölümünü arkadaşlar kadar, borçlu olduğu konu komşu, bakkal, kasap, manav da merakla bekliyordu. Bir an önce bitsin, basılsın, borçlar ödensin diye...

Posta parası yetmeyince
Sonunda kitabını bitirdi. Tam 590 daktilo sayfası. Saman kâğıdı desteyi paketleyip, karısıyla doğru merkez postahaneye koştular. Buenos Aires’e “Sudamerikana Yayınevi’ne” yollayacaklar. Paket tartıldı. 82 Pesos tuttu. Ceplerini boşalttılar. Toplam 53 peso çıkıştı. Çaresiz paketi açtılar, sayfaların yarısını ayırdılar, yeniden paketlediler. O paraya romanın ancak yarısını postalayabildiler.
Eve döndüklerinde Marquez kahroldu! Yanlışlıkla, pakete ilk yarıyı değil, ikinci yarıyı koymuştu! Neyse ki yayınevi derhal para yolladı, böylece kitabın ilk yarısını da postalayabildiler...

Büyükanne yöntemi
Büyükanne ve Kolombiya iç savaşında savaşmış büyükbabasının etkisi büyüktü üzerinde.
“Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu anladım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.”
“Yüzyıllık Yalnızlık”ı bir buçuk yılda yazdı, ama o kitabı daktilo başına oturmadan önce 16 yıl boyunca düşünüp, içinde geliştirdiğini açıkladı sonradan.

Serseri gençlik
Gençliğinde iflah olmaz bir serseri olduğunu adeta roman tadındaki kitabı “Anlatmak İçin Yaşamak” kitabında (Can Yayınları) ne güzel anlatır. Baba zoruyla gittiği hukuk fakültesini terk ediş. “Bana roman tekniğini öğreteceğine inandığım özgün ve çeviri metinlerin hepsini yalayıp yutmuştum... 23 yaşıma basacaktım, bir süreden beri asker kaçağıydım, belsoğukluğundan iki kez gaziydim. Mümkünse biriyle birlikte yattığım, nerede akşam orada sabah günler.”
Ama işte Hemingway, James Joyce, Virginia Woolf, Faulkner hele hele Kafka bu “serserinin” ahlakını bozdu!
Kafka’nın “Dönüşüm” romanının ilk cümlesini okudu: “Gregor Samsa bir sabah huzursuz uykusundan uyandığında, yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olduğunu gördü.”
Gerçek olması için yazarın öyle yazmış olması yeterliydi... Kitabı okuyabilmek için birinden ödünç almıştı. Okudu, bitirdi ve kendi deyişiyle, “Bir daha asla eskisi gibi huzur içinde uyuyamadı”.
“Günün birinde hepimiz sonsuza dek susacağız. Onun için sevdiklerinize şimdi ‘Seni seviyorum’ demekten çekinmeyin” demişti... Seni seviyorum Gabriel Garcia Marquez. İyi ki varsın!  

Yazarın Son Yazıları

Tuhaf, Saçma, Neyse...

“Biz bu adaletsizlikle mi yaşayacağız? Biz böyle nasıl devam edeceğiz?”

Devamını Oku
08.10.2026
Çağımızın Antigone’si

90 yaşına iki gün kala hocaların hocası, İoanna Kuçuradi sonsuzluğa göçtü.

Devamını Oku
04.10.2026
İşte hayatımız

Sonbaharla birlikte dolu dizgin etkinlik mevsimine daldık.

Devamını Oku
01.10.2026
Karaca Tiyatro yeniden

Önümde 15 Ekim 1979 tarihli Sanat Dergisi. Kapakta Toto Karaca, Mürvet Sim, Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Şükran Güngör, Genco Erkal, Metin Deniz, Gülriz Sururi, Engin Cezzar, Zafer Önen, Ulvi Alacakaplan, gepegenç bir Zeynep Irgat...

Devamını Oku
27.09.2026
Şiddet sarmalında

Şiddet bulaşıcıdır.

Devamını Oku
24.09.2026
Margarita’ya veda

Sevgili Gülsen Tuncer’in sonsuzluğa göçmesiyle sinema, tiyatro ve televizyon dünyamız yasa büründü.

Devamını Oku
20.09.2026
İştahla okumak...

Yaz bitti.

Devamını Oku
17.09.2026
Utanç duygusu

Bu yazının başlığı “Bizim iki 12 Eylül’ümüz” de olabilirdi.

Devamını Oku
13.09.2026
Gümüşlük’ten...

İzmir’deki Nâzım Hikmet sergisinden sonra rüzgâr beni Bodrum-Gümüşlük’e attı.

Devamını Oku
10.09.2026
Nâzım Hikmet müzesine doğru...

Dev boyutlarda, özenli, dikkatli, nitelikli bir sergi olacağını biliyordum.

Devamını Oku
06.09.2026
Canım Şükran Soner

Canım Şükran, Dün sabah, önce Cumhuriyet gazetesinin bahçesinde, sonra Şişli Camisi’nin avlusunda tüm Cumhuriyet âşıklarının, emek tutkunlarının, örgütlü mücadeleye inananların, seninle ve senin aracılığınla birbirlerimizle kucaklaşmalarını görmeliydin.

Devamını Oku
03.09.2026
30 Ağustos

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Nutuk” eserini okuyup anlamayanlar...

Devamını Oku
30.08.2026
Hisset... Haykır... Hayal et...

Sabancı Müzesi’ndeki Yoko Ono Sergisi’ni gecikmiş olarak izledim ve çarpıldım.

Devamını Oku
27.08.2026
Bilgesu Erenus’la...

Tiyatro, insanı insan yapan değerleri, emeği, insan onurunu, yaşama sevincini yüceltmeye yönelikse...

Devamını Oku
23.08.2026
Korkuyla umut arasında...

Sakın yukarıdaki başlığa bakıp politik bir şeyler okuyacağınızı sanmayın!

Devamını Oku
20.08.2026
Yazı söz dinlemiyor...

Yazmak böyle bir şey.

Devamını Oku
02.08.2026
Genco’ya tiyatro yapalım!

31 Temmuz 2024. Tiyatromuzun o eşsiz insanı Genco Erkal’ın sonsuzluğa yürüdüğü gün.

Devamını Oku
30.07.2026
Umudu canlı tutabilmek

Sadece sanat değil...

Devamını Oku
26.07.2026
Bunlar normal mi? (2)

Birkaç gün önce çevremde herkes birbirine soruyordu...

Devamını Oku
23.07.2026
Homeros’un aynasından

Yazının başlığı “Bugüne, Homeros’un aynasından bakmak...” olmalıydı, kısalttım.

Devamını Oku
19.07.2026
Bunlar normal mi?

Araya başka konular girdi.

Devamını Oku
16.07.2026
Dünyayı ‘aşk’laştırmak!

Kimi insanlar aramızdan ayrıldığında yalnızca bir insanı yitirmezsiniz.

Devamını Oku
12.07.2026
Deniz’in mektubu

Deniz Göktaş yıllardır sahnelerden sanatını icra ederken kitlelere söyledikleri nedeniyle hapse atılmadı.

Devamını Oku
09.07.2026
‘Bize sorulmadı’

Şu günlerde mezuniyet törenlerinden yükselen sesleri dinliyorum.

Devamını Oku
05.07.2026
Ben unutmadım. Ya siz?

Bugün 2 Temmuz.

Devamını Oku
02.07.2026
Silivri’de kucaklaşmak

Birçok yazar ve yayıncıyla birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasını izlemek için Silivri’deydik.

Devamını Oku
28.06.2026
Uygarlık düşleri

Önceki akşam AKM’de İstanbul Müzik Festivali’nde (İKSV) kendimi iki ayrı Türkiye arasında gidip gelirken buldum.

Devamını Oku
25.06.2026
Cazın direnci

Bir ülkede umudun tamamen kaybolup kaybolmadığını anlamak için gazetelerin manşetlerine değil, gençlerin gözlerine bakmak gerekir.

Devamını Oku
21.06.2026
Sanatın Belleği-Toplumun belleği

Hukukun bir gecede değiştiği, insanların sabaha karşı evlerinden alındığı, gençlerin umutlarının, emeklilerin yaşamlarının, kadınların güvenliğinin her gün biraz daha aşındığı bir ülkede yaşıyoruz. İyi sanat bize gerçeklikten kaçmayı değil, gerçekle yüzleşecek cesareti verir.

Devamını Oku
18.06.2026
Festivalde büyülü gece: Bedenimiz bir evrendir

Bomboş bir sahne. Arkada fonda dev bir ay...

Devamını Oku
14.06.2026
Darbeler arası festival

Oysa hepimizin nefes alma hakkı var. Nefes almak, gülümsemek, korkmamak, acı çekmemek, isyan etmemek, ülkemdeki ve dünyadaki rezillikleri kısacık bir süre için de olsa düşünmemek hakkı var.

Devamını Oku
11.06.2026
Korkuyorlar...

Dünyanın çivisi çıktı.

Devamını Oku
07.06.2026
Sevgili Osman, Çiğdem, Can, Mine ve Tayfun

Bu mektubu size Gezi’nin yıldönümünde yazıyorum.

Devamını Oku
04.06.2026
Baldwin hâlâ yaşıyor

James Baldwin’in “Kimseler Bilmez Adımı” kitabı, uzun yıllar sonra Bülent O. Doğan’ın çevirisiyle ilk kez Türkçe yayımlandı.

Devamını Oku
31.05.2026
Bayram gibi bayramları özlerken

Tam bayram öncesiydi.

Devamını Oku
28.05.2026
Nefes alamıyoruz

Sevgili okurlar, Chicago’dayım.

Devamını Oku
24.05.2026
Diktatörlerin ortak dili: Maval

“Bana maval okuma” deriz karşımızdaki aklımızla alay ettikçe, yalan söyledikçe, iftira attıkça, yalanlarla iftiralarla bizi oyalamaya kalktıkça, karşımıza geçip bize “masal” okudukça...

Devamını Oku
21.05.2026
Müzik ve Vicdan

Kimi akşamlar vardır; yalnızca bir konser dinlemezsiniz.

Devamını Oku
17.05.2026
Karadeniz’den

Sevgili Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan: Esir alınmış ama teslim olmayan sizler, dünyanın en hukuk dışı “casusluk davası”yla uğraşırken inanın başka herhangi bir konuda yazı yazmak, bana zulüm gibi geliyor.

Devamını Oku
14.05.2026
Seyahat sanatı

İnsan neden yola çıkar?

Devamını Oku
10.05.2026