Feyzi Açıkalın

3 Haziran Dünya Bisiklet Günü’nde Nâzım Hikmet

03 Haziran 2024 Pazartesi

Günün birinde bana, “yüzyıllardan yüzyıl beğen” diye sorulsa tercihimi 20’sinden yana kullanırdım. 21. yüzyılın ilk çeyreğindeki baş döndürücü gelişmeye tanık olmuş biri olarak, gönlüm yine de 1900’lı yılların başına ait zaman dilimini isterdi.

İcatlar yüzyılı olan 1800’lü yıllar da önemliydi belki ama o buluşların yaygın kullanım alanı bulduğu 20. yüzyıl başı beni daha çok kendine çekmiştir. Bir bisiklet düşkünü olarak örneğin, o, iki/üç tekerleğin hem fotoğraf stüdyolarında “iliştirilmiş” olarak kullanımı hem de yarışlarının yapılarak üstünden spor ekonomisinin üretilmesi bana ilginç gelmiştir. 

Bisikletin gelişimi üstünden çağ değerlendirmesi yapmaktayken, üç tekerlekli bisikletinin üstünde poz veren Nâzım Hikmet’in fotoğrafının kapak olarak kullanıldığı bir kitap çıkageldi. Değerli yazar/çizer Aydan Çelik’in bir “tesadüfler didiklemesi” olarak adlandırılabilecek Nâzım çalışması, yine ne tesadüftür ki(!) 3 Haziran öncesinde değerlendirmeye hazırdı.

Aydan Çelik çok yönden kıskanılacak/özenilecek niteliklere sahip bir insan. Ama anlatmak istediklerini, yazdıklarını daha da güçlendirmek için onları görsel ile desteklemesi, benim için Çelik’in en özenilesi yanı. Yazar, kafasındakilerin çizimini bir başkasına değil, kendisine ısmarlaması(!) gibi büyük bir konfora sahip… 

Öncelikle kitap, Nâzım Hikmet ile sınırlı kalmayan müthiş bir ön okumayı içeriyor. Ayrıntılı okumalardan elde edilen bilgilerin dikkatlice ayıklanıp özetlenerek, diğer konularla bağlantısının kurulması büyük bir ustalık gerektiriyor. Satır aralarına yerleştirilmiş “faideli” bilgilerin peşi sıra gitmek isteyenler için yazar, hiç yüksünmeden çağın en büyük bilgiye erişim yolları olan arama motorlarını da öneriyor. Dahası kitabın sayfalarında QR Kod (Karekod) oluşturarak okumayı genişletiyor.

Nâzım Hikmet’in Bisikleti isimli eser, “Nâzım’ın gözünde bisiklet”i araştırmayı, öncelikle amaçlıyor. Giderek konu Nâzım’ın dünyasındaki, onunla dolaylı da olsa bir şekilde ilişkilendirilebilecek diğer önemli kişileri de kapsıyor. Tolstoy’dan başlayıp, Che Guevera, Emile Zola ve Madam Curie’ye denli uzayan ünlülerin günlük yaşam ya da yazın dünyasında bisikletin yerini, müthiş geçişlerle irdeliyor. 

Bir “özgürlük aracı” olduğu şu götürmez olan bisiklet, Nâzım’ın konstrüktivizm ile fütürizm arasında gidip gelen düşün dünyasında kah sağladığı hız ile yüceltilerek, kah işlevselliği ile ya da sağlıklı ve doğal ilkeler üzerine inşa edilmişliğiyle değerlendiriliyor. Bisiklete düşkünlüğünü bir zaaf olarak da gören Tolstoy’u anlatırken Zweig, onun bu sevgisini yaşlılığın geciktirildiği bir “şifa nesnesi” olarak da tanımlıyor. Bisiklet, dünya yanmaktayken Çar 2. Nikola’nın, yazlığına gezide kullandığı “huzur dolu tasasızlık” iken, devrimci Lenin ya da Troçki için “işlevselliği” ile öne çıkmaktadır. Latin Amerika’yı dolaşan bir diğer devrimci Ernesto Guevera’nın ise yolu uzun, zamanı kısıtlı olduğu için bisikletine motor taktırarak ilerlediğini anlatır Çelik. 

Kitabın 50. sayfasında büyük bir düş kırıklığı ile Nâzım’ın hiç bisiklet kullanmadığını öğreniriz. Büyük ustanın sağlığı, geçirilmiş hastalıkları bisiklete binmesini engellemiş olmalıdır. Ama bisiklet eserlerinde çokça yer tutar. Bisiklete Dair isimli “tatbiki” hikâyesinde, bisiklet yüzünden başına gelenleri sıralar. Masallarında, örneğin orman cücelerine bisiklet kullandırır; senaryosunu yazdığı Tosun Paşa filminde ana karakterin bisiklet fabrikası vardır. Üretim araçlarının ortak kullanımının söz konusu olduğu sanayi mitosuna bağlılığı, ne yazık ki bisiklet yerine tren ve otomobil kullanımını öne çıkarır.

Aydan Çelik’in, interaktif radyo programı sunumu tadındaki anlatımında bisiklet 2. Dünya Savaşı öncesi (bugünün Ukrayna’sında olduğu gibi!) “şehirlerden kaçış yolu”;  sonra da “savaş nesnesidir.” Yıldız Sertel için ise “dertlerden kaçıştır.” Halide Edip Adıvar da bisikleti “erken cumhuriyetin modernleşmesi ve toplumsal değişimi” olarak görür. Jean Paul Sartre ise, yürümenin monotonluğu yerine pedal çevirmenin ritmini yeğlemektedir.

Nâzım Hikmeti odak alarak tesadüflerin peşinde koşan yazar Çelik, bu uğraşısında zaman makinesiyle “çok gelgitli” bir yolculuk yapmaktadır.  Bu gerçek zamanlı yolculukta yazar değerli bilgiler sunarken güncele, popüler olana doğru geçişlerle kitabın içeriğini zenginleştiriyor. “Bisikletsavar” anlayışla mücadelenin sürmekte olduğu günümüz Türkiye’sinde bisikletin devrimci bir nesne ve insan gücünün tamamlayıcısı bir artı(k) değer olduğunu bir kez daha bu çalışma ile anlıyoruz. Bisikletin yalnızca bir eylem ya da muhalefet aracı değil, yeni bir dünya hayalinin asli unsurlarından biri olduğunu söyleyen büyük ustanın ütopyasını yerine getirmek için, bisikleti maviliklere sürmek de okura düşüyor. Öncelikle Nâzım Hikmet’in Bisikleti kitabını edinip, okuyarak…



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Ah şu çöl tozları 27 Nisan 2024

Günün Köşe Yazıları