Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

24.12.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Image

95 yıl önce, 23 Aralık 1930’da, Menemen’de yedek subaylık yapan genç öğretmen asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, Derviş Mehmet adlı Cumhuriyet düşmanı bir tarikat mensubu yobaz tarafından vahşice katledildi. Aynı olayda Derviş Mehmet ve müritleri bekçi Hasan ve bekçi Şevki’yi de şehit ettiler.

1930 yılında Nakşibendi tarikatı mensubu Derviş Mehmet ve müritlerinin Menemen’de genç öğretmen asteğmen Kubilay ile bekçi Hasan ve bekçi Şevki’yi vahşice katletmelerinden yaklaşık 5 yıl önce, 1925’te, Atatürk, tarikat mensupları, şeyhler, dervişler ve müritler konusunda halkı uyarıp uyandırmaya çalışmıştı; 30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da şöyle demişti:

“Bugün ilmin, fennin, bütün kapsamıyla medeniyetin yaydığı ışık karşısında filan ve falan şeyhin yol göstericiliğiyle maddi ve manevi saadet arayacak kadar ilkel insanların Türkiye medeni camiasında varlığını asla kabul etmiyorum. Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kâfidir.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.17, s. 294)

Atatürk, tarikatlar ve tarikat mensupları konusunda sadece halkı uyarıp uyandırmakla kalmamış, tarikat bataklığını kurutmak için gerekli yasal adımların atılmasını da sağlamıştı.

TARİKATLAR KAPATILDI 

30 Kasım 1925’te, 677 sayılı “Tekke ve zaviyelerle türbelerin kapatılasına ve türbedarlıklarla bir takım unvanların yasaklanmasına ilişkin kanun” çıkarılmıştı. “Alelumum tarikatlar... memnudur” (yasaktır) denilen bu kanunla tarikatlar da kapatılmıştı. 677 sayılı kanuna göre “cami ve mescit dışındaki”, tekke, zaviye ve türbeler kapatılmış; tarikatlar ile şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, muskacılık gibi san ve sıfatların kullanılması yasaklanmıştı. Bu kanun 13 Aralık 1925’te yürürlüğe girmişti.

Aralık 1925’te tarikatların kapatılmasından; şeylik, dervişlik, müritlik… gibi san ve sıfatların yasaklanmasından 5 yıl sonra, 23 Aralık 1930’da Menemen olayı gerçekleşti. Nakşibendi tarikatına mensup bir grup cumhuriyet düşmanı ham yobaz, Menemen’de asteğmen Kubilay’ı ve iki bekçiyi katlettiler.

1925’te tarikatlar kapatılmıştı, ancak 5 yılda tarikat bataklığını kurutmak mümkün olmamıştı. Menemen’de Nakşibendi tarikatının faaliyetleri gizliden gizliye devam etmişti. Şeyh Esat’ın, Manisa’da nakşibendiliği yaymak için görevlendirdiği Laz İbrahim Hoca bölgedeki tarikat yapılanmasının devam etmesini sağlamıştı. Menemen olayı öncesinde Manisa’da tarikat toplantıları, zikir ayinleri yapılmıştı.

İSYANCILAR DİNİ KULLANDI

Giritli Derviş Mehmet ve beş müridi, esrarlı sigaralarla ve dumanlı kafalarla Menemen’de Çarşı Camisi’ne giriyorlar. Başı sarıklı Derviş Mehmet “Ben mehdiyim! Dinimizi korumak için buraya geldim! Beni dinleyin!” diyerek cemaati etkilemeye çalışıyor. Daha sonra mürteciler, tekbirlerle camiden çıkıyorlar. Camiden aldıkları ve üzerinde Fetih Suresi’nin birinci ayetinin yazılı olduğu yeşil sancağı Menemen Meydanı’na dikerek halkı “şeriat sancağı” altında toplanmaya çağıyorlar. Kalabalığın şaşkın bakışları arasında zikre başlıyorlar. Derviş Mehmet, olay yerine gelen yüzbaşı Fahri Bey’e, “Ben mehdiyim! Şeriatı ilan ediyorum! İzmir-Bergama yolu silahlı adamlarım tarafından tutuldu!” diye meydan okuyor. Olay yerine gelen asteğmen Kubilay, önce vuruluyor, sonra cami avlusunda Derviş Mehmet tarafından vahşice katlediliyor. Kubilay’ın başını kesen Derviş Mehmet, elindeki başı, caminin önündeki büyükçe bir taşın üzerine koyarak “Gördünüz mü? Kâfirlerin akıbeti işte budur!” diye bağırıyor. Sonra kesik başı yeşil sancağa takıp meydana getirip oradaki bir elektrik direğine asıyor. Derviş Mehmet “Kalkın ahali! Müslümanlığı kurtaralım!” diye bağırıyor. Oradaki kalabalık da Derviş Mehmet’i alkışlıyor. Bu sırada bekçi Hasan ve bekçi Şevki de mürteciler tarafından öldürülüyor. “Teslim olun!” çağrısına Derviş Mehmet, “Ben mehdiyim! Bana kurşun işlemez!” diye cevap veriyor. Derviş Mehmet’in üzerinde şeyh Ahmet Muhtar’ın yazdığı bir muska var; ona güveniyor.

TARİKAT AĞACININ ZEHİRLİ MEYVESİ 

Menemen olayı, başından beri laik Cumhuriyet karşıtı bir “irtica olayı” olarak görüldü.

Cumhurbaşkanı Atatürk, 28 Aralık 1930’da Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’ya gönderdiği yazıda bu olayı “irtica teşebbüsü” diye adlandırıp şöyle demişti: “Kubilay Bey’in şehadetine mürtecilerin gösterdiği vahşeti, Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla onaylamaları, bütün Cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadisedir.”

TBMM, 1 Ocak 1931’de Menemen olayını görüşmek için toplandı. Başbakan İsmet (İnönü), Menemen olayının üç aylık bir hazırlığın sonucu olduğunu, bu olayla bir kere daha dinin kullanılmak istenildiğini belirtip “laikliğe” vurgu yaptı. Konuşmalardan sonra Menemen, Balıkesir ve Manisa merkezde sıkıyönetim ilan edildi.

Menemen Türk Ocağı, “Bu irtica baskınını unutma!” diye başlayan bir bildiri yayımladı. Pek çok ilde irtica karşıtı mitingler yapıldı. 31 Aralık 1930’da İstanbul Darülfünunu’nda “İrticayı Telin Mitingi” düzenlendi. Orada hukuk mektebi müderrisi Muhiddin Adil Bey şunları söyledi: “Arkadaşlar aslında imha edilmek istenen Kubilay değildir, bu Kubilay timsalidir. Caniler, şuurla hareket etmişler, yeniyi, hürriyeti, medeniyeti, gençliği ve Cumhuriyeti imha etmek istemişlerdir…” Gazeteler, Menemen olayını “Cumhuriyet karşıtı bir irtica olayı” olarak okurlarına aktardı.

Menemen iddianamesinde Menemen olayı “tarikat ağacının zehirli meyvesi” olarak adlandırıldı. Menemen yargılamaları sırasında sanıkların ifadelerinden ve olayın gelişiminden, bu vahşetin temelinde medrese kültürünün ve tarikatçılığın yer aldığı görüldü.

Yargılamalar sırasında -kadın istismarından, esrarkeşliğe kadar- tarikat, cemaat bataklığı, olanca çirkefliğiyle gözler önüne serildi. Menemen olayı; tarikatların, şeyhlerin, dervişlerin, müritlerin, mensupların dini nasıl tehlikeli bir silah olarak kullanabileceklerini bir kere daha gösterdi.

Menemen olayı, Atatürk’ün, 16 Mart 1923 tarihinde yaptığı şu uyarının ne kadar haklı olduğunu bir kere daha kanıtladı.

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir.” (Hâkimiyeti-i Milliye, 21 Mart 1923)

ATATÜRK’ÜN LAİKLİK VURGUSU 

Atatürk, tekke, zaviye, türbe ve tarikatların kapatılmasından 5 yıl sonra bile tarikat mensuplarının dini kullanarak ayaklanmasına, halkın dini duygularının kolayca sömürülmesine çok kızacak, buna karşı bir taraftan toplumsal aydınlanmayı sağlayacak “kültür devrimine” ağırlık verirken, diğer taraftan Cumhuriyet’in laik karakterini daha da belirginleştirecekti.

Atatürk, bu kapsamda öncelikle, 1929- 1930 yıllarında yazdığı; uluslaşmayı, özgürlükleri, siyasal sistemleri, demokrasiyi, kadın haklarını ve laikliği anlattığı ve Afet İnan imzasıyla yayımlanan “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” kitabının, 1931 yılında orta öğretimde ders kitabı olarak okutulmasını istedi.

Atatürk, “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” kitabında milleti tanımlarken “Türk milleti, halk idaresi olan cumhuriyetle idare edilir... Türk devleti laiktir. Her reşit dinini seçmekte serbesttir…” diyerek laik bir millet (ulus) tanımı yapmıştı.

“Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” kitabında tarih bilimsel gerekçelerle “ümmet” fikrini kesin olarak reddeden Atatürk, laik ulus devletin “vicdan hürriyetine” taraftar olduğunu belirterek şöyle demişti:

“Her birey istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine özgü siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin gereklerini yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz. Vicdan hürriyeti kesin ve saldırılamaz olup bireyin doğal haklarının en önemlilerinden sayılmalıdır… Türkiye Cumhuriyeti’nde her yetişkin dinini seçmekte özgür olduğu gibi belirli bir dinin merasimi de serbesttir; yani ayin hürriyeti dokunulmazdır.”

Atatürk, şöyle devam etmişti: “Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes Allah’a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı bir şey yapılmaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur… Devlet idaresindeki bütün kanunlar, kurallar, ilmin çağdaş uygarlığa sağladığı esas ve şekillere, dünya ihtiyaçlarına göre yapılır ve uygulanır. Din anlayışı vicdani olduğundan, Cumhuriyet din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş ilerlemesinde başlıca başarı etkeni görür.”

Atatürk, aynı kitapta Türkiye’de tarikatların yasak olduğunu da şöyle hatırlatmıştı:

“Bir de Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde bilumum tekkeler ve zaviyeler ve türbeler, kanunla set edilmiştir (kapatılmıştır). Tarikatlar lağvolunmuştur (kaldırılmıştır). Şeyhlik, dervişlik, çelebilik, halifelik, falcılık, büyücülük, türbedarlık vs. memnudur (yasaktır). Çünkü bunlar irtica kaynağı ve cehalet damgalarıdır. Türk milleti böyle müesseselere ve onların mensuplarına tahammül edemezdi ve etmedi.”

Atatürk, Menemen olayından sonra, 1931 CHP Programı’na, diğer beş ilkesiyle birlikte “laiklik” ilkesini de koydu.

CHP’nin 1931 Programı’nda laiklik şöyle tanımlanmıştı: “Fırka (Parti), devlet idaresinde bütün kanunların, nizamların ve usullerin, ilim ve fenlerin muasır medeniyete (çağdaş uygarlığa) temin ettiği (sağladığı) esas ve şekillere ve dünya ihtiyaçlarına göre yapılmasını ve tatbik edilmesini (uygulanmasını) prensip kabul etmiştir. Din telâkkisi (düşüncesi) vicdanî olduğundan, Fırka, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin muasır (çağdaş) terakkisinde (ilerlemesinde) başlıca muvaffakiyet (başarı) amili (etkeni) görür.” (CHP Nizamnamesi ve Programı 1931, s.31)

CHP’nin 1931 Programındaki bu laiklik tanımı biraz daha Türkçeleştirilerek CHP’nin 1935 Programı’nda da aynen yer alacaktı. Atatürk’ün yaptığı bu laiklik tanımı 1930’da “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” kitabında da yer almıştı.

1932’de halkevlerinin açılması, 1932’de din dilinin Türkçeleştirilmesi, 1933’te üniversite reformunun yapılması, 1934’te kılık kıyafet devriminin tamamlanması ve 1937’de laikliğin anayasaya girmesi, toplumsal aydınlanmayı sağlamaya ve Cumhuriyet’in laik karakterini güçlendirmeye yönelik diğer adımlardı.

***

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar, Atatürk ve dava arkadaşları; dinin kullanılmasının, irticanın sırtının okşanmasının, tarikat bataklığının ve bunlara ek olarak cehaletin ve bilgisizliğin nelere mal olabileceğini gördükleri için dinin kullanılmasına karşı çıktılar, irticayla mücadele ettiler, tarikat bataklığını kurutmaya çalıştılar ve cehalete savaş açtılar. Dindarlara değil, -Atatürk’ün deyişiyle- “din oyunu aktörlerine” (dincilere) karşı çıktılar. Ne kadar haklı oldukları bugün çok daha iyi anlaşılıyor. 

Yazarın Son Yazıları

Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025
Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Devamını Oku
09.07.2025
Yaşasın laiklik

“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” (Uğur Mumcu- Cumhuriyet 1 Mart 1987)

Devamını Oku
02.07.2025
Atatürk’ün dünya barışını koruma formülü

Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, güneyimizde İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ediyordu ki, birden bire İsrail-İran Savaşı başladı.

Devamını Oku
25.06.2025
Sykes-Picot, Sevr, BOP ve Lozan

Şu gerçeği iyi görmek gerekir ki Sykes-Picot’tan Sevr’e, Sevr’den BOP’a, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik planların önündeki en güçlü kalkan Lozan Antlaşması’dır.

Devamını Oku
18.06.2025
Tek parti döneminde hac yasak mıydı?

1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı.

Devamını Oku
11.06.2025
Atatürk'ün Mirası Büyükdere Fidanlığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1928 yılında İstanbul’da “Büyükdere Meyve Islah Enstitüsü” kuruldu...

Devamını Oku
04.06.2025
Lozan ve Kürtler

“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.”

Devamını Oku
28.05.2025
1921 Anayasası ve Muhtariyet

“Vilayetler kendi başına bir devlet değildir. Amerika hükümeti müttehidesi gibi değildir. Her vilayetin haiz olduğu muhtariyet, mahalli işlere münhasırdır. O işler ki yalnız vilayeti alakadar eder. O işler o vilayetin işleridir.”

Devamını Oku
21.05.2025
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine saldırmak

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

Devamını Oku
14.05.2025
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

Devamını Oku
07.05.2025
Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Devamını Oku
30.04.2025
‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’nin açılması

‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’NİN AÇILMASI

Devamını Oku
23.04.2025