Bir ‘12 Eylül kadını’ olarak Oya Aydoğan
Tayfun Atay
Son Köşe Yazıları

Bir ‘12 Eylül kadını’ olarak Oya Aydoğan

10.05.2016 23:15
Güncellenme:
Takip Et:

Oya Aydoğan, Banu Alkan, Ahu Tuğba, Serpil Çakmaklı... Bu, bir 12 Eylül “kare-as”ıdır.

Bu dört kadını, birer kültürel temsil olarak “Darbe”ye borçluyuz biz...

Onlar da günahıyla-sevabıyla, eksiğiyle-gediğiyle, avantajları-dezavantajlarıyla, en önemlisi sağlıkları- hastalıklarıyla kariyerlerini “12 Eylül”e borçludur denilebilir.

Türkiye popüler kültüründe, tabii esasen sinemada kadın temsili denince hiç kuşkusuz ilk akla gelenler, 1960’ların başından 70’lerin ortasına kadar toplumsal ruh ve kişilik dünyamıza ayna olmuş bir başka “Kare-as”tan müteşekkildir: Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın ve Fatma Girik, yani Bircan Usallı Silan’ın onlara dair güzel kitabının başlığıyla “Dört Yapraklı Yonca”...

1960’larda Türkiye’nin “Doğu” ile “Batı” arasında etkileşimsel kültürel yelpazesinin karşılıklarıdır onlar. İki uçta (“Batı”) Filiz Akın ve (“Doğu”) Fatma Girik, merkezin “Doğu”su ve “Batı”sında da Şoray ve Koçyiğit...

Onların en revaçta olduğu yıllar, Türkiye’nin “açık toplum” olmaya doğru sancılı devinimler, gelgitler, tökezleyip doğrulmalar sergilediği döneme denk gelir. Köylerden kasabalara, metropollere kadar, bu mekânlardan her birinin kendi meşrebince kadın-erkek ilişkilerinin seyrine, daha özlü deyişle “aşk”a dair hayaller, onlar aracılığıyla ve dönem icabı en uygun form olan “melodram”lar eşliğinde inşa edildi.

Sonra feci bir dönem gelir. Aşkın beyazperdeden kovulup seksin onun yerini aldığı bir dönem... Sokaktaki eril siyasal şiddetin (“Sağ- Sol” çatışması) salonlardaki “cinsel” karşılığı denilebilecek bir dönem... Ve yine o sokaktaki şiddetten ürküp evde televizyon seyrine gömülen ailelerin boşalttığı koltukları doldurmuş eril mi eril bir “lümpen” seyirci kitlesine yönelik filmlerle dolu dönem...

Tutku ve şehvetin saklı biçimde “şefkatlice” sarılıp sarmalanarak servis edildiği melodramların yerinde onların şiddetle dışavurulduğu bu seks filmleri furyasında ortada “kare-as” falan da kalmamıştır. Nice pırıltılı, ümit vaat eden, yıldızlık hayali kuran güzel mi güzel kadın oyuncu heba olup gitti 1970’lerin ortasından sonuna kadar gelen o süreçte (Figen Han, Feri Cansel, Mine Mutlu, Arzu Okay, Zerrin Doğan, Zerin Egeliler, vd.).

Şimdi geçirdiği ciddi rahatsızlık ve hayati tehlikesi nedeniyle hepimizin endişe içinde hop oturup hop kalktığı Oya Aydoğan dâhil yukarıda zikrettiğim dört kadın ise böyle feci bir dönemin ardından oyunculuklarının en etkin yıllarını yaşadılar. 12 Eylül askeri darbesinin semt sokaklarındaki şiddete olduğu kadar, sinema salonlarındaki şiddete de (tabii çok çok daha büyük bir şiddetle!) son verdiği dönemin içinde parladılar

Ama ne Türk sinemasının o unutulmaz ve aşılmaz “Kare-as”ının yerini alabilecekleri, ne de kendilerini önceleyen seks filmlerinin as oyuncularının pozisyonunu (kendileri istemese bile) devralabilecekleri bir “politik-popüler” ortam söz konusuydu. Durumları bu açıdan “iki arada-bir derede kalmışlık” arz eder. Askeri rejim, bir yandan kitleleri apolitik kılma yolunda oyalayıcı reçetelere ihtiyaç duyuyor ve tabii bu bağlamda “cinsellik” de el altında tutuluyor, ama onun yine de bir “mazbutluk” içinde servis edilmesi gerekiyordu.

Bu dört kadın, Oya Aydoğan, Banu Alkan, Ahu Tuğba ve Serpil Çakmaklı işte tam da bu ihtiyacı karşılama yolunda işlevselleştiler. Cinsellik, onlarla ima ediliyor, vurgulanıyor, kışkırtılıyor, ama o 1970’lerdeki (aralarına “parça”lar da konulan) seks filmlerinde olduğu gibi tamamına da erdirilmiyordu! Amiyane deyişle, “göstermek, ama ötesine geçmemek” durumu söz konusuydu!..

Hayatı hiç de kolay seyretmemişti

Öte yandan 1980’lerden itibaren, hanidir süren iç göç sonucunda toplumsal tabloda artık “kırın kenti fethi”nin de berraklaşıp baskınlaştığı bir dönemde bu dört kadın, aralarında “kültürel” anlamda (Şoray, Koçyiğit, Akın ve Girik’te olduğu gibi) mahiyet farkı bulunmayan bir “türdeşlik” içinde karşımızdaydı. Onların birbirlerinden sadece derece (renk, ten, çehre, hava) farkı ile ayrıldıklarından söz edilebilir ve dördü de kentin yeni sahiplerinin, diğer deyişle “Varoş”un zevk, beğeni ve arzularını karşılayıp kamçılayan kültürel temsillerdi

Ne yazık ki sonuçta onlar için de harcanıp gittiler demek durumundayız. Çünkü bu kadınlar kameraların karşısındayken ağır bir siyasal baskının havaya hâkim olduğu Türkiye, henüz popüler kültürün iktidarından ve kültür endüstrisinin (özel televizyonlarla önü açılacak) altın çağından çok uzaktı. Memleket o noktaya geldiğinde de onlar yıpranmış ve yaşlanmışlardı.

Denilebilir ki Türkiye, bu dört kadında ne aradı, arzuladı, düşünü- fantezisini kurduysa, bunların hepsini Hülya Avşar’da temize çekmiştir!..

Ve tabii onların hayatı, oyunculuk kariyerleri, yıldızlık serüvenleri hiç kolay seyretmemişken Hülya, “yırtmış”tır.

Onların “yırttığını” söylemek güç... Aksine hayatlarının ekonomik, kültürel ve psikolojik bakımlardan ciddi “yırtılma”larla yüklü olduğuna dair çok veri ve ipucu var.

Yine de onlar arasında hayatı toplumsal çerçevede nispeten daha makul, “serin” ve sağlıklı seyretmiş olanın Oya Aydoğan olduğunu düşünürüm hep.

Ne yazık ki o da şimdi tıbben ağır bir sağlık sorunuyla karşı karşıya!..

Yazarın Son Yazıları

Kalacak bir türkü söyler gideriz

Kalacak bir türkü söyler gideriz

Devamını Oku
10.09.2018
Kovboylar yetmez, kotu da yasaklayın!

Kovboylar yetmez, kotu da yasaklayın!

Devamını Oku
05.09.2018
Betona tapanların mabedi yapıldı

Betona tapanların mabedi yapıldı

Devamını Oku
03.09.2018
Bir insanlık ibadeti: Cumartesi Anneleri

Bir insanlık ibadeti: Cumartesi Anneleri

Devamını Oku
20.08.2018
‘Eşkıya’nın namusu Deniz’den soruldu!

‘Eşkıya’nın namusu Deniz’den soruldu!

Devamını Oku
15.08.2018
Doların da Allah’ı var!

Doların da Allah’ı var!

Devamını Oku
13.08.2018
‘Üniversite pazarı’nın düşündürdükleri

‘Üniversite pazarı’nın düşündürdükleri

Devamını Oku
08.08.2018
Üniversite pazarı

Üniversite pazarı

Devamını Oku
06.08.2018
Diyanet, sayende gidiyor din elden, dikkat et!

Diyanet, sayende gidiyor din elden, dikkat et!

Devamını Oku
01.08.2018
‘Topluma karşı devlet’ ve polisi

‘Topluma karşı devlet’ ve polisi

Devamını Oku
30.07.2018
‘En doğru, en hakiki tarikat’ hangisi?

‘En doğru, en hakiki tarikat’ hangisi?

Devamını Oku
25.07.2018
Bikinili Müslümanlık, tesettürlü münafıklık

Bikinili Müslümanlık, tesettürlü münafıklık

Devamını Oku
23.07.2018
Meşihat makamı

Meşihat makamı

Devamını Oku
18.07.2018
‘Adnan Hoca’ya da ne istediyse verdiler!

‘Adnan Hoca’ya da ne istediyse verdiler!

Devamını Oku
16.07.2018
Ters köşe (10.07.2018)

‘Cülus töreni’

Devamını Oku
10.07.2018
Düzyatan Gazi’nin ABD seferi

Düzyatan Gazi’nin ABD seferi

Devamını Oku
08.07.2018
Matbaa kapitalizmi ya da ‘Gutenberg Galaksisi’nin sonu

Matbaa kapitalizmi ya da ‘Gutenberg Galaksisi’nin sonu

Devamını Oku
04.07.2018
Şehit cenazesinde ‘protokol’ olur mu?

Şehit cenazesinde ‘protokol’ olur mu?

Devamını Oku
02.07.2018
‘Yüzde yedi’yi kim yedi?

‘Yüzde yedi’yi kim yedi?

Devamını Oku
26.06.2018
Bitmiş iktidarın uzun ölümü sürüyor

Bitmiş iktidarın uzun ölümü sürüyor

Devamını Oku
25.06.2018
‘Yüzde yedi'yi kim yedi?

‘Yüzde yedi'yi kim yedi?

Devamını Oku
25.06.2018
‘Antroposen’, ama umudu kesme Doğa’dan!

‘Antroposen’, ama umudu kesme Doğa’dan!

Devamını Oku
11.06.2018
Uçtuğunu zanneden şeyh: Aziz Yıldırım

Uçtuğunu zanneden şeyh: Aziz Yıldırım

Devamını Oku
06.06.2018
Kıyametin jeolojik adı: ‘Antroposen’

Kıyametin jeolojik adı: ‘Antroposen’

Devamını Oku
04.06.2018
Başkanın değil babanın Ali’sisin Ali Koç!

Başkanın değil babanın Ali’sisin Ali Koç!

Devamını Oku
30.05.2018
Markalaşıp ‘makara’laşan tarikatlar

Markalaşıp ‘makara’laşan tarikatlar

Devamını Oku
28.05.2018
İmam-hatipten kaçanlar Galatasaray kuyruğunda

İmam-hatipten kaçanlar Galatasaray kuyruğunda

Devamını Oku
23.05.2018
‘Allah ruhumu diğer bedene koymuş Hocam!’

‘Allah ruhumu diğer bedene koymuş Hocam!’

Devamını Oku
21.05.2018
Eğlenceli ciddiyet: İnce

Muharrem İnce’nin mevcut iktidar ağzı karşısında en büyük avantajı, yerli ve milli “mizah duyusu”na sahip olması. Sanki Erdoğan, hiç beklemediği bir “lügat”le karşı karşıya kalmış gibi geliyor bana. Öyle hissediyorum.

Devamını Oku
17.05.2018
İnanç borsası nefslere açılırken…

İnanç borsası nefslere açılırken…

Devamını Oku
16.05.2018
‘Rabia gösterdikçe adalet görünmez oldu’

‘Rabia gösterdikçe adalet görünmez oldu’

Devamını Oku
13.05.2018
‘Afrin Türküsü’nde kim başrolde?

‘Afrin Türküsü’nde kim başrolde?

Devamını Oku
09.05.2018
Eşeğe kurban olun!

Eşeğe kurban olun!

Devamını Oku
07.05.2018
Fenerbahçe ‘Türk takımı’ mı?

Fenerbahçe ‘Türk takımı’ mı?

Devamını Oku
02.05.2018
Hitler’i anıyoruz (!)

Hitler’i anıyoruz (!)

Devamını Oku
30.04.2018
Biz tarihin yüzüne bu fotoğrafla bakacağız

Eve dönüş yolunda...

Devamını Oku
25.04.2018
‘Çocukluğun ilanı’dır 23 Nisan!

‘Çocukluğun ilanı’dır 23 Nisan!

Devamını Oku
23.04.2018
Geçmişimizdeki yarın: Köy Enstitüleri

Geçmişimizdeki yarın: Köy Enstitüleri

Devamını Oku
18.04.2018
ABD ‘simülasyon’a dönüşürken…

ABD ‘simülasyon’a dönüşürken…

Devamını Oku
16.04.2018
Dört duvar arasında havadır sudur kâğıt kokusu!

Dört duvar arasında havadır sudur kâğıt kokusu!

Devamını Oku
11.04.2018