'Karartma Geceleri'...

'Karartma Geceleri'...

17.08.2008 10:42
Güncellenme:
Takip Et:

 

Bir ara yazmayı düşündüğüm Anılarıma koymayı düşündüğüm başlık. Sanırım Erdal Öz’ün ölümünün hemen ardından, yarıda bıraktım. Başlığı ona telefonda söylemiştim; çok beğenmişti. Çok süründürme, kafanı topla ve en kısa zamanda yaz…”

Yazılamadı.

Bundan sonra yazılıp yazılamayacağını da bilmiyorum. O proje, sanki Erdal ile aramızda özel bir ti. İnsanların ölümüyle, ilk anda farkına varılamayacak kadar çok şey değişiyor. Hele benim için. Dönüp geriye baktığımda -yazılsaydı, belki bu da Anılarımın bir parçası olacaktı!- hayatımda başlangıcından bu güne yeterince ne kurumsallaşabildiğimi ne de profesyonelleşebildiğimi düşünüyorum.

Karartma Geceleri, sadece yaşamımdan kişisel vurgu taşıyan bir başlık değildi. Gerçi başlangıç satırları, öyleydi: Biliyorum, daha doğrusu, hatırlıyorum: Çocuk ‘karartma geceleri’nden hep korkardı -bu nitelendirme, yani ‘karartma geceleri’, çok sonra kullanıldı. Çocuğu izleyen yetişkinlik döneminde. Yetişkinlik, çocukluğun hemen peşinden gelmiş, gençlik’ atlanmıştı. Çok acele eden, gözü doymaz bir yetişkinlikti. Sırasını beklemek bir yana, çocukluğa erkenden, zorbaca el atmıştı, saldırmıştı. -Çocukluğun ırzına geçen bir yetişkinlikti…”

Birkaç satır sonra, bir çocukluğun karartma geceleri daha da somutlaştırılmış. Bir babanın eviyle ilişkisini iyice gevşetmesinin ardından yaşanan parasızlıkların zorunlu olarak getirdiği karanlıklar… “…Ev sahibimizin akşamları işten eve dönme saatlerinde ışığı kapatır, evde yokmuş gibi yapardık. Ev sahibimiz de aynı apartmanda yaşardı. O yüzden uğramaması, üşenmesi gibi bir şansımız pek yoktu. Adam kapıyı birkaç kez çalar, sonra evine çıkardı. Biz, ışığı yakmazdan önce, ne olur ne olmaz diye, daha yarım saat kadar beklerdik. Sonra yakardık. Ama yatana kadar geçen zamanda bu, yine de çok tedirgin, insanın içine sanki buz dağları salan bir ışık olurdu…”

Bunları o zamanlar birilerine anlatabilmiş miydim, hiç hatırlamıyorum; galiba anlatmayı istedimse de, başaramamıştım. Belki de anlatmıştım da, karşı kıyılaraduyuramamıştım.

Karartma Geceleri, yaşamımdan hiç silinmedi. Şimdi düşünüyorum da, belki geride kalan bütün bir yaşama, içinde yaşadığım ülkenin tanığı olduğum, kimi zaman odak noktalarında yer aldığım tüm toplumsal çalkantılarına karartma geceleri açısından, onların ağırlığıyla baktım. Ama işin tuhafı, bu yüzden gerçekleri göremediğimi veya çarpıttığımı da sanmıyorum. Bugün, yaşadığım ülkenin benim geçmişteki yıllarımla kesişen tarihine baktığımda ve ileriye yönelik bazı saptamalarım bağlamında beni karamsar diye nitelendirenleri düşündüğümde; ayrıca, bir zamanlar karamsardiye nitelendirilen görüşlerimin neredeyse tümünün sonradan acı gerçeklere dönüştüğünü göz önünde bulundurduğumda, aklımda şöyle bir soru beliriyor: Karamsar tahminlerim gerçekleştiğine göre, ta çocukluk yıllarında kalmış olan o karartma geceleri, tüm yıkıcı ve kalıcı etkilerinin yanı sıra, bana çok erken bir dönemden başlayarak kendine özgü bir gerçeklik duygusu da kazandırmış olamaz mı? Robert Musil, gerçeklik duygusunun yanı sıra bir de olasılık duygusununvarlığından söz eder. Bende bu tersine dönmüş, yani baştaki olasılık duyguları sonradan birer gerçekliğe dönüşmüş olamaz mı?

Benim kuşağımdan olan çoğu insanın hep paylaştığı bir umudu, ülkemizde ilerde her şeyin çok daha iyi olacağı umudunu ben çok erken yaşlarımda terk etmiştim. Acaba bunun nedeni, Karartma Gecelerinde yaşananların, yersiz ve temelsiz iyimserliklerin gerçeklikle, gerçeklere doğru yola koyulmakla bir ilintisinin bulunamayacağını yüzüme hayatın sayfalarıyla defalarca vurduktan sonra, bana zorla benimsettiği bir gerçeklik duygusu olabilir mi?

e-posta: acem20@hotmail.com

Yazarın Son Yazıları

Papa Francis’in yeni misyonu…

Papa Francis’in yeni misyonu…

Devamını Oku
12.06.2017
‘ne garip federico adında olmak…’

‘ne garip federico adında olmak…’

Devamını Oku
05.06.2017
‘Sessiz savaşçı’lığın gürültülü yollarında…

‘Sessiz savaşçı’lığın gürültülü yollarında…

Devamını Oku
08.05.2017
Kültürde ‘geri kalan’ kavramı üzerine (2)

Kültürde ‘geri kalan’ kavramı üzerine (2)

Devamını Oku
01.05.2017
Kültürde ‘Geri Kalan’ kavramı üzerine (1)

Kültürde ‘Geri Kalan’ kavramı üzerine (1)

Devamını Oku
24.04.2017
Sermet Yeşil’den barış çağrıları…

Sermet Yeşil’den barış çağrıları…

Devamını Oku
17.04.2017
‘Evet’ ile ‘Hayır’ arasında bir sahaf turu …

‘Evet’ ile ‘Hayır’ arasında bir sahaf turu …

Devamını Oku
10.04.2017
Bir tiyatro açmak…

Bir tiyatro açmak…

Devamını Oku
03.04.2017
Tiyatron, düşleyebildiğin kadardır…

Tiyatron, düşleyebildiğin kadardır…

Devamını Oku
27.03.2017
‘Acil’de sabah saatleri…

‘Acil’de sabah saatleri…

Devamını Oku
20.03.2017
‘Belki biraz sevgi verebilirsin …’

‘Belki biraz sevgi verebilirsin …’

Devamını Oku
13.03.2017
Müjdat Gezen’in yaktığı göz ışıkları...

Müjdat Gezen’in yaktığı göz ışıkları...

Devamını Oku
27.02.2017
Kirletilmemiş bir zaman parçası aramak…

Kirletilmemiş bir zaman parçası aramak…

Devamını Oku
20.02.2017
Kediler tekin değildir…

Kediler tekin değildir…

Devamını Oku
13.02.2017
Onat Kutlar’ın düşündürdükleri...

Onat Kutlar’ın düşündürdükleri...

Devamını Oku
06.02.2017
Engin Cezzar da yok artık!

Engin Cezzar da yok artık!

Devamını Oku
30.01.2017
Çevirmenin yalnızlığı…

Çevirmenin yalnızlığı…

Devamını Oku
23.01.2017
Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘küresel finans oligarşisi’ (2)

Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘küresel finans oligarşisi’ (2)

Devamını Oku
16.01.2017
Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘Küresel Finans Oligarşisi’ (1)

Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘Küresel Finans Oligarşisi’ (1)

Devamını Oku
09.01.2017
Ressam Sadi Bey’in Son Tablosu…

Ressam Sadi Bey’in Son Tablosu…

Devamını Oku
02.01.2017
Bir aydın: Bertan Onaran

Bir aydın: Bertan Onaran

Devamını Oku
26.12.2016
İçimden yine tarih yazmak geldi de…

İçimden yine tarih yazmak geldi de…

Devamını Oku
19.12.2016
‘Ben’in sorumluluğu (2)

‘Ben’in sorumluluğu (2)

Devamını Oku
12.12.2016
‘Ben’in sorumluluğu -1

‘Ben’in sorumluluğu -1

Devamını Oku
05.12.2016
Bendeki Fidel Castro…

Bendeki Fidel Castro…

Devamını Oku
28.11.2016
Ataol’un çocukları...

Ataol’un çocukları...

Devamını Oku
21.11.2016
Cumhuriyetin çizgileri…

Cumhuriyetin çizgileri…

Devamını Oku
14.11.2016
Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ C yanılsaması (2)

Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ C yanılsaması (2)

Devamını Oku
07.11.2016
Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ yanılsaması…

Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ yanılsaması…

Devamını Oku
31.10.2016
‘Hiç kimsenin kenti’nde yaşamak…

‘Hiç kimsenin kenti’nde yaşamak…

Devamını Oku
24.10.2016
Akademisyenlik üzerine bir tartışma...

Akademisyenlik üzerine bir tartışma...

Devamını Oku
17.10.2016
Göçmüş bir kültürün simgesi: Giovanni Scognamillo

Göçmüş bir kültürün simgesi: Giovanni Scognamillo

Devamını Oku
10.10.2016
‘Fırıldaklar Festivali’ne hoş geldiniz!

‘Fırıldaklar Festivali’ne hoş geldiniz!

Devamını Oku
03.10.2016
Deneme üzerine birkaç not…

Deneme üzerine birkaç not…

Devamını Oku
26.09.2016
Evet, Tarık Akan da Türkiye’dir…

Evet, Tarık Akan da Türkiye’dir…

Devamını Oku
19.09.2016
Gündüz Vassaf’tan yarına atıflar...

Gündüz Vassaf’tan yarına atıflar...

Devamını Oku
12.09.2016
‘Paylaşılmış yalnızlık’lara sığınmak…

‘Paylaşılmış yalnızlık’lara sığınmak…

Devamını Oku
05.09.2016
Bir kez daha: Anayasa kültürü…

Bir kez daha: Anayasa kültürü…

Devamını Oku
29.08.2016
Sorun ‘Avrupalılık’ değil, uygar olmak...

Sorun ‘Avrupalılık’ değil, uygar olmak...

Devamını Oku
22.08.2016
Biz nasıl bu kadar cahil kalabildik?

Biz nasıl bu kadar cahil kalabildik?

Devamını Oku
15.08.2016