‘Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’

03 Aralık 2013 Salı

1 Aralık’taki Galatasaray Pilavı’nda sohbet etmek olanağını bulduğum bir işadamı arkadaşım, gayrimenkul balonunun patlamak üzere olduğunu söylüyor, ihracatın azalmasına karşın ithalatın artmasının cari açıktaki yükseliş trendini daha da tetiklemesi riskini vurguluyordu.
İktidar mensupları ya da yandaşları, bu tür değerlendirmelere yalnız sinirlenmekle kalmıyorlar, karşıtlarını, büyük bir krizi özlemekle suçluyorlar.
Oysa genelde söylenenler, özlemlerin değil, gözlemlerin sonucudur. Hepimizin aynı gemide olduğumuz ve patlak verecek fırtınanın boyutunun büyüklüğünün herkesi derinden etkileyeceği göz önünde bulundurulduğunda, böyle bir özlemin, kaptanına kızdığımız için içinde seyretmekte olduğumuz geminin denizin ortasında batmasını dilemekle eşanlamlı bir şapşallık olduğunu söylemek ise sanırım gereksiz.
Nitekim, Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları Derneği Başkanı Aziz Torun’un “Konut sektöründeki büyüme aynı hızla devam ederse önümüzdeki yıl bir balon riski var” diyerek, Galatasaraylı dostumun altını çizdiği tehlikeyi doğruladığı, dünkü Cumhuriyet’in ekonomi sayfasında da belirtiliyordu.
Konut sektöründe balonun patlamasının doğuracağı sorunların boyutu gerçekten dudak uçuklatıcı; bize düşen bunun gerçekleşmesini temenni etmek değil, gerekli önlemlerin yaşama geçirilmesi için şimdiden önlem alınması çağrısını yapmak.

***

Doğrusu, zaman zaman komik durumlar yaratan gayrimenkul furyasındaki çılgınlık o boyutlara vardı ki, sağduyu çağrılarına kimsenin fazla kulak asacağı yok gibi görünüyor.
Nitekim geçen hafta yayımlanan bir haberde, Tarlabaşı’ndaki kentsel yenilenmeyi gerçekleştiren Gap İnşaat’ın, projenin tanıtımı için Fransız oyuncu Jean Reno ile anlaştığı ve Ahmet Ümit’in son romanı “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi”nden ilham alan bir kampanya yapılacağı bildiriliyordu.
Haberi okuyunca kahkahayla güldüm.
Kasım ayı içinde okuduğum Ahmet Ümit’in “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi”nde Tarlabaşı’ndaki “kentsel dönüşüme” eleştirel bir biçimde yaklaşılmakta, spekülatörler ile mafyanın bu yağmada nasıl elbirliğiyle hareket ettiği anlatılmakta, büyük talanın acımasız yüzüyle birlikte, Gezi olayları sırasında polisin gaddarlığı hikâye edilmekteydi.
Zaten has bir İstanbul yazarı ve âşığı olan Ahmet Ümit, bir önceki romanı “İstanbul Hatırası”nda da İstanbul’un eşsiz değerlerinin vahşi talanına değinmekte ve cinayet örgüsünü bunun çevresinde geliştirmekteydi.
İki tür polisiye vardır.
Bunlardan birincisi bir suçun failinin kim olduğunun veya nasıl yakalandığının anlatıldığı salt gerilim romanları, ikincisi ise bir suçu, genellikle de cinayeti odak alan arka planda toplumsal yapıyı, psikolojik ortamı anlatan eleştiren romanlar.

***

İkinci tür eserleri, salt faili bulmak, suçlunun yakalanması sürecini izlemek için okursak, bülbülü duyup dinlemeden salt seyretmekten zevk alan kişinin durumuna düşeriz.
Agatha Christie cinayetin örgüsü kadar tipleri ve İngiliz taşra yaşamının betimlenmesiyle de değerlidir.
Georges Simenon’un bir polisiye yazarı mı, yoksa psikolojik roman türünün ustası mı olduğunu sorsalar ne cevap verebiliriz
Graham Greene bir polisiye veya macera yazarı mıdır, psikolojik roman yazarı mı? Dashiel Hammet’i, Horace Mac Coy’u ile Amerikan “kara roman”ının önde gelenlerindeki toplumsal eleştiriyi görmeden yalnızca suç kurgusuna takılıp kalmak, arkadaki kokuşmuş yapıyı ıskalamak yazık değil mi?
Ahmet Ümit de bu tür bir polisiye yazarı, onun için okumaktan zevk alıyorum ve eşime dostuma da tavsiye ediyorum.
Doğrusu onun İstanbul yağmasını gözler önüne sermesinin kent rantçılarının reklam aracı edilmesine kalkışılması bile çıldırtıcı bir trajikomik durum. Neyse ki Ahmet Ümit bu saçmalığa izin vermeyeceğini, gerekirse yasal yollara başvuracağını açıklamıştır.
Doğrusu “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi”ne yakışan da buydu.


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020
Dikiş tutmuyor 4 Eylül 2020