‘Hepimiz mafyayız be abicim...’

14 Mayıs 2021 Cuma

Yüce idealleri betimleyen süslü asil sözcükleri, gelenekselleşmiş, kutsallık sıfatlarını, sloganları, söylenceleri, temenni sözcüklerini, törenlerde dile getirilenleri bir yana koyup olayı yalın, dürüst ifade edersek açıkça itiraf etmek gerekir ki siyaset, kimi zaman içinde kaba güç de barındırmış olan bir paylaşım kavgasıdır.

Siyaset paylaşım kavgası olunca, devlet de paylaşım kavgası ve çeteleşme örgütlenmesinin son aşamasıdır.

Bu temel gerçeği bir kez gördükten sonra, birçok kurumu ve kavramı yerli yerine oturtmak daha kolay olacaktır.

İnsanoğlu, uygarlığa geçişten yani daha tarım toplumundan önce bile yaşamını sürdürmek ve daha güçlü olmak için bir arada davranmaya başlamış, bir araya gelir gelmez de paylaşım kavgasını başlatmıştır.

Devlet, bu kavganın en gelişmiş aracı, bir tür çetedir. Belki de daha doğru deyişiyle çetelerin en gelişmiş ve karmaşık yapılısından başka bir şey değildir.

***

Devletin toplumsal bir bela, ama zorunlu kaçınılmaz bir bela olduğunu ve kutsal bir yanı olmadığını gören insanoğlu, zaman içinde korunacak ve kollanacakların ön sırasına devleti değil, insanı yerleştirmiştir.

Öyle olması da kaçınılmazdı, çünkü devlet, özünde baskı, zorbalık, korkutma, sindirme olan bir yapıdır.

İnsanlığın gelişmesiyle birlikte devletin paylaşıma müdahalesi ve egemen sınıfın baskı aracı olma niteliği ortadan kalkmamış ama onu daha çok, çoğunluğun çıkarı demek olan kamu yararı ve hukuk kavramına bağlı kalmak zorunda bırakmıştır.

Zamanla gelişen teknoloji düzeyi ve toplum algısı, devletin hukuka bağlılığı ve kamu çıkarını kollama davranışını -ki buna demokrasi diyoruz- ana kural haline getirmiştir. 

Ayrıca gelişen koşullar, demokrasinin toplumların ekonomik gelişmeleri için de bir önkoşul olduğunu ortaya koymuştur.

Artık devlet - birey ilişkileri ve toplumsal yaşam, birbirlerine sıkı sıkıya bağlı denge ve denetleme mekanizmalarının egemen olduğu çok daha karmaşık bir yapıya ulaşmıştır.

O kadar ki başlangıçta devlete ve egemenlere karşı bir tepki olarak çıkan ve zaman içinde demokrasinin güvencesi haline gelen milli irade bile o nazik denge, denetleme mekanizmalarının kontrolüne girmiştir.

Henüz gelişmiş ülkeler için söz konu olan bu durum, bazıları için hâlâ bir ütopyadır ama insanlığın gelişmesi bu yöndedir.

***

Toplumların, uygarlık düzeyiyle doğrudan orantılı bu gelişme, büyük özverilerin ve çabaların sonunda elde edilebilmiştir.

Ama hâlâ o üretim ve yaşam düzeyine gelememiş, hâlâ yağma ve talan ekonomisini aşamamış, biat kültürünün ötesine geçememiş, uzlaşmayı bilmeyen, kendine benzemeyeni sürekli ötekileştirip dışlayan, insan haklarına, hukuk devletine özenle bağlılığın devletin mazereti haline gelmediği toplumlarda, bu gelişmeyi beklemek abestir.

Oralarda devlet nerede biter, çete yani mafya ne zaman başlar, onu bile kestirmek imkânsızdır. Çünkü hukuk olmayınca devlet ile çetenin bir farkı kalmaz.

İşte o durumdaki toplumdan bir öykü:

19. yüzyılın sonları, 20. yüzyılın başları. Osmanlı, cehalet, yoksulluk, yolsuzluk  savaş gibi bin bir gaile ile uğraşırken bir gün Anadolu’daki mutassarrıflıklardan birine İstanbul’dan bir yazı gelir. “Vilayetinizde ne kadar mevaşi (davar, koyun, keçi, sığır gibi tarım hayvanı) var bildirin.”

Yazıyı alan cahiller, mevaşinin ne olduğunu bilmiyor; içlerinden bir uyanık, mevaşi herhalde savaş ortamında özveride bulunmuş kahraman demek olsa gerek diye düşünüp İstanbul’a cevabı  yazıyor:

“Müftü hariç hepimiz mevaşiyiz!”

İşte son günlerdeki mafya tartışmalarının özü bu. Şimdi bir yüce kattan bir ofise “Oradaki mafya sayısını bildirin” diye bir yazı gelse verilecek en doğru yanıt şu olacak:

“Birkaç münafık hariç hepimiz mafyayız abicim!”


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Fotoğraf falı 18 Haziran 2021