İki sevgili

14 Şubat 2017 Salı

Bugün “14 Şubat Sevgililer Günü”. Ben bir süredir, Sevgililer Günü veya sevgili dendiğinde hepimizin tanıdığı iki sevgili, Gülriz Sururi ve Engin Cezzar’ı hatırlıyorum.
Yok yok, Engin Cezzar’ın gençliğimin Hamlet’i, Keşanlı Ali’si, bütün hünerlerinin yanı sıra insanı kapıp götüren yazar Gülriz Sururi’nin yaşamımın eşsiz İrma La Douce’u, bütün kadınlar adına ebedi gençliğin simgesi olmasından dolayı, değil, tek tanığı olduğum unutulmaz bir olay yüzünden anımsıyorum.
Engin Cezzar’ın, vasiyeti üzerine gömüldükten sonra aldığımız ölüm haberi ulaşmadan az önce, Gülriz Hanım’ın son kitabı Zefiros’u yeni bitirdiğimden, unutulmaz oyuncunun sağlık durumundan haberdardım.
Zaten bir süre önce de Pera Müzesi’nde karşılaşıp konuşurken, beni uyarmışlardı:
Engin Cezzar kan sulandırıcı ilaçlarını birden kestiği için beyninde oluşan hasar yüzünden afaziye yakalanmıştı.
Konuşma bozukluğu demek olan afazide, hasta söyleneni anlıyor, aklından söyleyeceklerini doğru tasarlıyordu ama bunlar seslendirildiklerinde, anlamsız hecelere dönüşüyordu.
O gün Pera Müzesi’nde Engin Cezzar, konuşurken İtalyanca izlenimi veren garip sesler çıkarıyordu.
Afazisi konusunda uyarıldığım için Engin Cezzar konuşurken şaşırmamıştım.

***

Aradan bir süre geçti. Bir gece dostlarım Mehmet Karaören ve Ata Sakmar ile arada gittiğim ve çok beğendiğim, Karaköy Lokantası’ndaydık. Biraz ötemizde iki kişilik bir masada Gülriz Sururi ile Engin Cezzar oturuyorlardı. Toplumun hayranlığının ağır yükünü ömür boyu taşımaktan belki de zaman zaman yorulmuş olan bu iki seçkin insanı özel yaşamlarında taciz etmekten çekindiğimden, kısaca selamlaştık, geçip masamıza oturduk.
Masamızda sohbet koyulaşmıştı. Bir ara gözüm Engin Cezzar ile Gülriz Hanım’ın masasına kaydı. Birbirlerinin gözlerine dalmışlar, fısıl fısıl, alçak sesle konuşuyorlardı.
Gülriz Hanım, Engin Cezzar’ı gülümseyerek uzun uzun dinliyor, sonra da sakin sakin yanıtlıyordu.
Sanki Engin Cezzar’ın afazisi yok gibiydi. İkisi de birbirlerinin söylediklerini mükemmel anlıyorlardı.
Birden, bütün salon siyah beyaz oldu ve flulaştı, çevrede her şey hareketsizleşti, yalnızca, sanki projektör üzerlerine çevrilmiş olan, Engin Cezzar ile Gülriz Sururi renkli ve hareketliydiler, lokantanın bütün gürültüsü kesilmiş, sadece, iki sevgilinin mırıl mırıl ahenkli konuşmalarının fısıltıları duyuluyordu.
Sevginin dilini canlandıran bu görüntünün tek izleyicisi bendim.
Hem onları bakışlarımla taciz etmekten çekiniyor, hem de izlemekten gözlerimi alamıyordum.
Bu zaman dışı durum ne kadar devam etti bilmiyorum. Sonra birden büyü bitti, salonun gürültüsü ve hareketliliği yeniden başladı, hiç belli etmeden, ama kafam allak bullak masanın muhabbetine geri döndüm.

***

Sonradan bu olayı anlattığım, evliliğinin 51, aşkının 56. yılındaki bir dostum, “şaşıracak ne var, aşklarının, birlikte yaşanmışlıklarının ortak dilini konuşuyorlarmış” dedi ve ekledi:
- Bazen televizyon izlerken karıma, kafamdan geçen bir şey söylemeye kalktığımda hayret ve dehşetle, onun ön alıp, aynı şeyi aynı sözcüklerle söylediğini görüyorum.
Anlattığına göre, birlikte film izlerlerken, bir görüntü karşısında dönüp “Şimdi şunu düşündün değil mi?” dediğinde, artık hem sevgilisi, hem karısı, hem anası, hem kızı olan eşi kendisini gülümseyerek onaylarmış.
Yıllarca, aynı olayları aynı imbikten damıtmaktan doğan bir alışkanlıkla artık çağrışımlarımızı bile ezberledik”, diyordu.
Yekvücut olmanın da ötesinde, yıllar boyu nice badirelerden birlikte geçip, nice vartayı beraberce atlatarak, tek ruh haline gelmişlerdi artık.
O gece Karaköy Lokantası’nda, tek izleyicisi olduğum o muhteşem olayda Engin Cezzar ve Gülriz Sururi’de gördüğüm de oydu.
İşte onun için artık her “Sevgililer Günü”nde, iki sevgili, Gülriz Sururi ve Engin Cezzar’ı hatırlayacağım hep.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

En tehlikeli varyant 30 Temmuz 2021
Düzen namus istemiyor 23 Temmuz 2021
Bir 20 Temmuz sabahı 20 Temmuz 2021