Kılıçdaroğlu’nun ABD Seferi

06 Aralık 2013 Cuma

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun merakla beklenen ABD seferinin tartışmaları daha bir süre devam edecek
Gezinin başarılı olup olmadığının yanıtı ondan ne beklediğinize bağlı olarak değişir.
Türkiye’de bir iktidar değişikliğinin eli kulağında olduğunu ama bunun ABD vizesi olmadan gerçekleşmesine imkân bulunmadığını düşünenler, gezi sonuçlarından hüsrana uğramaya mahkûmdurlar.
Hemen belirtmek gerekir ki genelde Türkiye’de iktidarı oluşturan tek iradenin ABD’ninki olduğunu düşünenler zaten baştan yanılmaktadırlar. Çünkü ABD kimi iktidarların oluşmasında ya da sona ermesinde, zaman zaman kolaylaştırıcı ya da çabuklaştırıcı etkiye sahip olmasına rağmen bu konuda tek belirleyici faktör olmaktan uzaktır.
Türkiye’de ABD’ye rağmen iktidar olmak, mümkündür ama ona rağmen iktidarını sorunsuz sürdürmek güçtür.
Bu gerçeklerin ışığında olaya baktığımız zaman, Washington’da ilgiyle karşılanmış olan Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisinin başarılı olduğu söylenebilir.
Bu demek değildir ki ABD yönetimi kendi dizayn ettiği AKP ile yine Made in USA patentli Tayip Erdoğan’a desteğini tümüyle çekip onun yerine Kılıçdaroğlu’nu destekleyecektir.

***

Böyle bir şey yoktur ve olamaz da.
Ama bir gerçeği de görmek gerek: Amerikan patentiyle oluşturulmak istenen uyumlu İslam modeli ile bugün yürürlükte olan Tayyibizmin aralarındaki açıklık giderek artmaktadır.
Tasarlanan ile yaşananlar birbirinden farklıdır.
Bu farklılık her şeyden çok, Tayyip Erdoğan’ın kişiliğinden kaynaklanmaktadır. Erdoğan’ın bölgeye mezhepçi yaklaşımını Irak, Suriye ve Mısır konusunda Washington ile Ankara’nın çizgilerinin çok farklılaşmasına neden olmuş bulunmaktadır.
Ayrıca, “one minute” şovu ve ardından gelen Mavi Marmara olayı, Tayyip Bey’in İsrail ile istenen doğrultuda ilişkiler kurmasını engelleyici bir antisetimizmin engellenemeyen dışavurumu olup olmadığı konusunda ciddi endişeler yaratmış bulunmaktadır
Tayyip Bey’in dediğim dedik despot kişiliği, ülkede gittikçe altı daha da kalın çizilen, artık ılımlı olarak da nitelenmesi mümkün olmayan bir sert İslamcı rejimin yerleşmesine yönelmektedir.
Böyle bir rejimin yapısı içeride küreselleşmenin gereksinim duyduğu düzenin kurulmasını güçleştireceği gibi dışarıda da, ABD’nin bölgesel ve küresel çıkarlarıyla hızlı uyum sağlama olanaklarının önünü tıkayacaktır.

***

Kısacası Tayyip Bey’in Milli Görüş gömleğini çıkarttıkları konusundaki güvenceleri yeterince inandırıcı bulunmamıştır.
Ama unutmamak gerekir ki Tayyip Bey yine de Kürt sorununun ABD’nin istediği doğrultuda çözümü konusunda hâlâ rakipsizdir ve iktidarının istikrarı için ABD’ye ihtiyacı bulunduğunun farkındadır.
Bu farkındalık onun gerekli balans ayarlarını zaman zaman yapmasını sağlayacaktır.
Sözü geçen balans ayarları da ona verilen desteğin bir süre daha devamına yol açabilir. Kısacası, ABD henüz “bu adam yanlıştır” kanısına varmamış görünüyor.
Ancak şurası da kesindir ki artık şu soru ABD yönetiminin kafasında iyice yer etmiştir:
- Acaba bu gerçekten doğru adam mı?
Bu sorunun ABD yönetiminin kafasında yer ettiğinden kimsenin şüphesi olmasın.
İşin daha da ilginci, “acaba doğru seçim mi” sorusu yalnızca Tayyip Bey özelinde sorulmamakta, aynı zamanda, onun ötesinde genelde “ılımlı İslam” modelinin de doğru bir seçim olup olmadığı sorusu ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Arkadaşımız Utku Çakırözer dünkü yazısında, ABD ’de filizlenen “Erdoğan hüsranı”ndan söz ediyordu.
Bu hüsranın genelde ılımlı İslam hüsranıyla aynı zamana rastlaması oldukça önemli.


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020
Dikiş tutmuyor 4 Eylül 2020