Ortadoğu’dan uzakta

12 Aralık 2015 Cumartesi

Ortadoğu’daki olayların 3. dünya savaşının başlangıcı olduğunu ileri sürenler ne kadar haklıdırlar, olayı bu denli büyütmek ne kadar doğrudur, bilemem. Ama şu anda bölgenin, dünyanın bütün büyük güçlerinin burnunu soktuğu bir yeniden paylaşım ve yapılanma oluşumu içinde olduğu tartışma götürmez.
Peki, bu durumda Türkiye ne yapıyor?
Bu oluşumda Türkiye bölgeyle kendisi arasına sembolik bir duvar örüyor.
Evet duvarın gerekçesi Suriye’den istenmeyen geçişleri engellemek, ama yalnızca fiziki koşullardan kaynaklanmayan bu geçişkenliğin duvarla önleneceğini sanmak saflık olur.
Duvarlar, tel örgüler sızmaları önleyebilseydi, ABD-Meksika sınırında sonuç alınırdı.
IŞİD ile geçişkenliğe neden olan psikolojik faktörler ve çıkar ilişkileri, doku benzerlikleri değişmeden, duvar geçişkenliği önlemez, yalnızca tempoyu düşürür.
Bu durumda da duvar, Türkiye’nin Ortadoğu’dan soyutlanmışlığının simgesi olarak durur orada.
Gerçekten de, Türkiye, tarihinin hiçbir döneminde Ortadoğu’nun bu kadar dışında, uzağında kalmamıştı.

***

Şu anda, Suriye hava sahası fiilen Türkiye’ye kapanmış durumdadır; Ankara, Bağdat tarafından Irak’ın egemenliğini ihlal ile itham edilmektedir.
Bölge devletlerinin hepsi Türkiye’ye karşı tutum almış konumdalar.
Buna karşılık, uçağını düşürdüğümüzden bu yana Rusya bölgedeki varlığını hızla pekiştirirken, Türkiye de dışlanmaktadır.
Bu durumda, Tayyip Bey’in “Rusya Tartus’ta ne arıyor önce onu söylesin!” çıkışının hiçbir anlamı kalmaz. Ya Rusya bunun üzerine kalkıp da, “Amerika İncirlik’te ne arıyorsa biz de Tartus’ta onu arıyoruz!” dese Tayyip Bey ne yanıt verecek ?
Sırça köşkte oturan etrafı taşlarken dikkatli olmalı. Değil mi efendim?
Diplomaside hüner, çeşitli yollar arasında en ehvenini bulmaktır.
Tayyip Erdoğan iktidarı ise yeni Ortadoğu politikasını oluştururken, yollar arasında en beterini tutmuş ve soyutlanmış, tüm bölge devletleri tarafından dışlanmıştır.
Ortadoğu’dan dışlanmamız, “efe ağabey” tavırlı Osmanlı iddiasıyla bölgeye yaklaşmamızla başlamıştır.
Doğrusu bundan daha budalaca bir tavır, ne kadar uğraşılsa bulunamazdı.

***

Cumhuriyet tarihinin en uzun süre Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturmuş, en tecrübeli siyasetçilerinden İhsan Sabri Çağlayangil, 12 Eylül döneminde kendisiyle yaptığım kapsamlı söyleşilerden birinde, şunları söylemişti.
- Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olarak, ABD dışişleri bakanının odasına kapısını vurmadan girebilirdim de, bir Arap ülkesinin değil dışişleri bakanı, büyükelçisinin önünde ayak ayak üstüne atarken dikkat etmek zorundaydım.
Bu sözleriyle Çağlayangil, Ortadoğu ülkelerindeki Osmanlı alerjisini vurguluyordu.
Erbabının bildiği bu gerçeği görmezden gelerek, izlenen “Osmanlı ağabey politikası”nın Türkiye’nin bu korkunç yalnızlık noktasına varışındaki katkısını görmemek imkânsız.
Buna bölgeye “İhvancı” yaklaşım ve diğer yanlışlar da eklenince, Ortadoğu ülkesi olmanın bütün kahırlarını çekerken, bölgeden dışlanmış olan Türkiye’nin bu noktaya neden vardığını kolayca anlayabilirsiniz.
Evet yüzyılda bir tekrarlanan kritik bir dönemde Türkiye, etkinliği sıfırlanmış bölge dışı bir devlet.
Bu durumda oturup halimize şöyle ağıt yakalım:
- Ne içindeyim ne de dışındayım Ortadoğu’nun, ben Ortadoğu’da değilim, Ortadoğu benim içimde.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

ABD, AB, NATO ve Türkiye 22 Haziran 2021
Fotoğraf falı 18 Haziran 2021