Altan Öymen

“Yüzde 50+1” ve Anayasa Mahkemesi...

22 Kasım 2023 Çarşamba

“Anayasa Mahkemesi var mı olsun, yok mu olsun?” tartışması devam ederken, buna bir tartışma daha eklendi. Sorusu şuydu:

“Cumhurbaşkanı seçilmek için asgari oy oranı kaç olsun” “Şimdiye kadarki ‘yüzde 50+1’ olarak mı kalsın, yoksa daha az mı olsun?”

O konuda, tabii, anayasa değişikliği gerekiyor.

***

‘Cumhur İttifakı’nın iki liderinin bu iki konudaki düşünceleri farklı. Anayasa Mahkemesi’nin varlığı-yokluğu konusunda, MHP Genel Başkanı Bahçeli daha radikal... Kararlarını beğenmediği o yüksek mahkemenin kaldırılması gerektiğini açıkça söyledi. AKP Genel Başkanı Erdoğan ise o işi –henüz– o noktaya kadar götürmedi.

Cumhurbaşkanı’nın seçimindeki şimdiki “yüzde 50+1” konusunda ise, o oranın düşürülmesi önerisini yapan Erdoğan’dı. Bahçeli ise dün o oranın faydalı olduğunu öne süren ve değişmemesi tezini savunan bir konuşma yaptı. Ama o görüşüne rağmen konuyu fazla büyütmemeyi tercih ettiği izlenimini veren sözler söyledi.

Bu tartışmayı izleyen yorumcular, şimdi o konuda “Acaba amaçları ne?” sorusunun cevabını arıyorlar...

Ben de tabii, o cevabı merak ediyorum ama o konuda yorum yapmanın kolay olmadığını görüyorum... Özellikle AKP yöneticilerinin, yakın geçmişte söyledikleriyle şimdiki görüşleri arasındaki taban tabana zıtlıkların örnekleri, bu son konuda da ortada... Erdoğan’dı o “yüzde 50+1”in ne kadar önemli olduğunu söyleyen, o konunun ilk güncelleştiği zamanlarda...

O açıdan, o yüzde 50+1 konusu, önümüzdeki zaman içinde ne hale gelecek, kestiremiyorum. Kamuoyunu bir süre oyalayıp diğer konuları –o arada, geçim sorunları, açlık ve sefalet manzaralarıyla kendini gösteren sıkıntıları– geri planda bıraktıktan sonra yerini başka bir “tartışma”ya mı bırakır? Tahmin edemiyorum. Bugün anayasa mahkemeleri üzerine, geçen yazıda başladığım anayasa mahkemelerinin “dün”ü ile ilgili yazıyı tamamlasam daha iyi...

***

Anayasa mahkemelerinin kurulmasının başlıca nedeni, malum, demokrasiyi, demokrasi karşıtı politikacıların eylemlerinden korumak. Çıkaracakları kanunların, alacakları kararların, anayasal haklara, özgürlüklere ve anayasanın uygulanması usullerine aykırı olmasını önlemek... O görevin ne kadar önemli olduğunun anlaşılması ve gereğinin yerine getirilmemesinin sakıncalarının çok açık olarak görülmesi, 1920’lerde ve 1930’larda Avrupa’daki diktatörlüklerin oluşması sürecinde başlamış...

Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini başta olmak üzere, daha birçok ülkede demokratik yollardan iktidara gelen politikacıların kısa zamanda diktatörleşivermeleriyle, dünyanın büyük kısmında katliama, soykırıma ve nihayet dünyanın en büyük savaşına yol açmış...

O yüzdendir ki, 1945’te o savaşın bitmesinden sonra, birçok devletin yönetimlerinde anayasa mahkemelerinin kurulup göreve başlamaları, yapılacak işlerin en önemli olanlarından biri haline gelmiş.

Burada, bu konunun değerli uzmanlarından anayasa profesörü İbrahim Kaboğlu’nun eserindeki kronolojik listeye göre belirteyim. Savaştan önce sadece birkaç ülkeden ibaret, Anayasa Mahkemesi’nin devamlı olarak bulunduğu ülkeler. Birkaçında kurulmuş ama savaş sırasında devam edememiş. Ama savaştan sonraki liste hayli uzun. Şöyle:

Avusturya (yeniden kuruluş), İtalya, Almanya, Kıbrıs, Türkiye, Malta, İsveç, Belçika, İspanya, Fransa, Portekiz ve Avrupa Konseyi üyesi diğer devletler... O arada, 1980-1990 yıllarında eski Varşova Paktı üyesi ülkelerin katılması da geliyor. Macaristan, Polonya, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Beyaz Rusya, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Litvanya, Makedonya, Moldovya, Rusya, Slovakya, Slovenya, Ukrayna...

Bir kısmını saydığım bu Avrupa ülkelerinin yanında tabii, Avrupa dışındaki ülkeler de var... Ama Avrupa ülkelerinden Avrupa Konseyi üyesi olanlar, ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kurallarını da kabul etmişlerdir. Kendi ülkelerinde demokratik hak ve özgürlüklerin uygulanmasıyla ilgili başvuruların o mahkemenin konuları arasına girebilmesinin usullerine uymayı taahhüt etmişlerdir.

O kural, Türkiye’ce de kabul edilmiş, o konuda gerekli anayasa değişikliği yapılmıştır.

***

Bütün bu manzara gösteriyor ki bugün ülkemizde, gerek bizim Anayasa Mahkemesi kararlarını, gerek Avrupa Mahkemesi’nin o alandaki incelemelerini ve kararlarını, görmezden gelmemiz veya –daha beteri– bazı politikacıların yaptığı gibi “yok sayma”mız, fiilen mümkün olsa bile, üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi’yle ve müzakere halinde bulunduğumuz Avrupa Birliği’yle ilişkilerimiz açısından fevkalade yanlıştır. Ne yaptığımız uluslararası anlaşmalarımıza uygun düşer ne de kendi anayasamızla kabul ettiğimiz kurallara.

Bunu, bugünkü iktidar koalisyonu mensubu olan partiler ile onların sözcüleri de fark edip ona göre davransa iyi olacaktır.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Adaylar ve sonrası 14 Şubat 2024

Günün Köşe Yazıları