Kanıksamak

27 Şubat 2019 Çarşamba

Kanıksamak, yani bir şeye, bir duruma, bir olguya alışmak, artık şaşırmamak, hatta artık bıkmak, ilgilenmemek, sıradan bir şey olarak görmek vb...
Kanıksadığınız şey sizin kişisel yaşamınızla ilgiliyse, bu sizin kendi sorununuzdur.
Fakat söz konusu olan toplumsal bir olay, herkesi ilgilendiren-ilgilendirmesi gereken bir konuysa, bıkmaya, kanıksamaya hakkınız olamaz.
Bu giriş cümlelerini, biri yazı masamın çekmecesinde bekleyen, öteki bugün (pzt.) gazetedeki posta kutumda bulduğum iki cezaevi mektubu nedeniyle yazdım.
Cezaevlerinin F tipine dönüştürülmesi süreçlerinde gelen cezaevi mektupları klasörler doldurmuştu.
O hız zamanla kesildi, fakat yine de nereyse her hafta en az bir iki cezaevi mektubu alıyorum.
Kanıksadığımı gizleyemem. Buna kuşkusuz beklentileri, umutları karşılayamayışın sıkıntısı da ekleniyor.
Fakat ne yazar olarak bizlerin, ne de okurların toplumun acılarının dile getirilmesini kanıksamaya hakkı olabilir.
Bu nedenle, bana cezaevlerinden gelen her mektubu elimden geldiğince duyurmayı sürdüreceğim, sürdürmem gerektiğini biliyorum.

***

Bugün sözünü edeceğim mektuplardan ilki, Van “yüksek güvenlikli kapalı cezaevi”nden geliyor. Yazarı, Taner Korkmaz.
Mektup, gazetemizde kısa süre önce yayımlanan “Direnenler” başlıklı diziyle ilgili.
Taner Korkmaz’ın mektubundaki ilk paragrafları, kendisine içten teşekkürlerimle, aynen alıyorum:
“Uzun yıllardır hapishanede şiirleriniz gibi umut veren yazılarınızı takip ediyoruz. Hazırladığınız ‘direnenler’ dizisini de ilgiyle, beğenerek takip ettik. Direnenlerin ‘kaderine ortak olma’ duygusuyla yürek süzgecinden geçmiş olan cümleleri coşkuyla okuduk.
Halkın her kesiminin baskı ve zulümle kuşatıldığı böyle bir süreçte bu dizi, sessizlik içinde boğulmak istenen direnenlerin bir kısmının haklılığının ve kararlılığının daha geniş kesimler tarafından görülmesine, seslerinin ve taleplerinin duyulmasına vesile oldu. Elinize, yüreğinize sağlık.”
Taner Korkmaz bu dizinin başka direnenler, bütün direnenler için devam etmesini diliyor ve onları bir bir sıralıyor:
Tıpkı direnen işçiler gibi, evlatları, hakları, işleri, ekmekleri onurları ve köyleri için direnişte olanlar...
Armutlu Cemevi önünde tek başına oturma eylemi yapan 80 yaşındaki Kezban Bektaş ana...
Çağlayan Adliyesi önündeki avukat Didem Ünsal...
Yüksel Caddesi’nde ısrarla direnişi sürdüren Acun Hoca...
Düzce’de mimar Alev Şahin...
Sarıyer’deki emekçi Türkân Albayrak...
Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda öğretmen Selvi Polatlar...
Bursa’daki Karayağız köylüleri...
Ve başkaca direnenler...
Taner Korkmaz, bu sonsuzca uzatılabilecek listeye “sohbet, tedavi ve kitap-yayın hakkı için Temmuz 2016’dan bu yana direnişte olan biz tutsaklar” diyerek kendilerini de ekliyor...
Bu listeye, direnenlerin yanı sıra, direnemeyen, ezilen, ezildiğinin belki farkında da olmayan yine sayısız insanımızı da ben ekleyeyim.
Örneğin çöplüklerden kâğıt toplayanlar...
Sigortasız, sözleşmesiz, güvencesiz, milyonlarca insanımız...
Çocuk işçiler...
Başlı başına bir sorun olan bu “yüksek güvenlikli cezaevleri” vb...
Bu konularda da tasarılarımız, çalışmalarımız olduğunu değerli okuruma bildirmiş olayım...

***

İkinci mektubun yazarı Okan Özer Burhaniye- Balıkesir T Tipi Hapishanesi’nden yazıyor...
Belli ki çok genç bir okurumuz.
Hayalinin gazetecilik olduğunu, fakat kitaplığında bulunan Komünist Manifesto, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, Hikmet Kıvılcımlı biyografileri suç unsuru sayılarak tutuklanıp öğrenimini de sürdüremediğini söylüyor.
Okan Özer kendi sorunlarını bir yana bırakıp açlık grevindeki devrimci avukatların sorununa dikkat çekmek istiyor.
Bu kez onun sözleriyle sürdüreyim:
“Hücre arkadaşım karşı ranzada günden güne eriyor. Eşi ise her salı Çağlayan Adliyesi önünde özgürlük talebiyle oturma eyleminde.”
Okan Özer şöyle devam ediyor:
“Benim tutuklu bir gazetecilik öğrencisi olarak elimden şimdilik bu geliyor. Yani bu adaletsizlik ve ona karşı girişilen bu mücadelelerin duyulmasını sağlamak.”

***

Sevgili okurlarım... İşte size iki mektup ve birbirini tamamlayan iki Türkiye fotoğrafı...
Ne dersiniz?
Kanıksamaya hakkımız var mı?


Yazarın Son Yazıları

Tevfik Fikret'e 23 Kasım 2020
RTÜK nedir? 30 Eylül 2020
Paçavra 23 Eylül 2020
Eylül 2 Eylül 2020
Halk 26 Ağustos 2020
Yetenek ve tutku 12 Ağustos 2020
Başkalarının hikâyesi 5 Ağustos 2020
Ne yazmalı? 29 Temmuz 2020
Melek Çetinkaya 22 Temmuz 2020