Ayşegül Yüksel

İyi uykular Türkiye

10 Aralık 2013 Salı

Ferhan Şensoy on yılı aşkın süredir dinlediği masalları gerçek sanan bir topluma sesleniyor. Doğru söze ne denir, ‘hayaldi’, ‘gerçek oldu’!

> “Masal Müfettişi” güncel politik taşlama ile arı gülmecenin iç içe sahneye taşındığı, Batı kültürüyle bizim kültürümüzün sözel ve görüntüsel yansımalarını, gerektiğinde birbirine teğet geçirtme, gerektiğinde de çatıştırma yoluyla -Haldun Taner metinlerinden farklı- bir sahne enerjisi yaratan Ferhan Şensoy’un her zaman şaşırtan düş gücünün ürünü.

Yazının başlığı Ortaoyuncuları’nın Şubat 2013’ten bu yana süren yeni oyunu “Masal Müfettişi”nin tanıtımından alındı. Bilirsiniz, masallar çocukların uykuları mayalansın diye söylenir. Yazar Ferhan Şensoy da on yılı aşkın süredir dinlediği masalları gerçek sanan bir topluma sesleniyor. Doğru söze ne denir, “hayaldi”, “gerçek oldu”!
Oyunun tasarlanmaya başlandığı 2012 yılında, siyasal erk sahiplerinin tiyatro kurumlarımıza ilişkin hayalleri az çok belliydi. Sanatçılar sahne üstündeki/dışındaki davranışları nedeniyle yerilmekte/ azarlanmakta, İBBŞT yönetimi bürokrasinin denetimine verilmekte, ödenekli tiyatroların oyun seçimleri eleştirinin oklarına hedef olmakta, Devlet Tiyatroları’nın “özelleştirilme” konusuna ilişkin söylemler yaygınlaşmaktaydı. Şensoy, işte o günlerde, “tiyatroyu ehlileştirme hayalleri”nin, 2013’te, bugünde ve çok yakın gelecekte varacağı noktaya odaklanmıştı.

‘Dediğim dedik’ Tanrı yöntemi
Deus ex machina’ tiyatroda olay dizisini toparlayıp oyunu sonlandırmak için kullanılan bir yöntem olagelmiştir. “Gökten (makineyle) inen Tanrı” anlamına gelen ve içinden çıkılmaz bir biçimde düğümlenen bir oyunu sonlandırmaya yarayan bu teknik “ben yaptım, oldu” mantığını/mantıksızlığını da içerir. Antik Yunan oyunlarının bir bölümünde, yazar söyleyeceğini söyledikten sonra oyunu noktalama işini -asansörlü bir mekanizmayla yukarıdan indirilen- “Tanrı”nın kararına bırakan bu teknik, daha sonra Moliere oyunlarında, sahnede birdenbire belirip olayları düzene sokan -söylediğine karşı gelinmez- “kralın habercisi” örgesiyle sürüp gitmiştir tiyatroda.
Şensoy’un bu oyununda ise deux ex machina işlevini, oyunu sık sık keserek perdenin kapanmasına çabalayan, kolu “gamalı haç”lı masal müfettişi (Pınar Arslan) yükleniyor. Ne ki onu kimse dinlemiyor. Öteki karakterler “müfettiş”i sürekli olarak sahneden dışarı kovalıyor. Dolayısıyla oyunun temel çatışması “muhalif” yazar ve “sansürcü” müfettiş arasında oluşturulmuş.

Genel ahlaka uygun masallar
Ferhan Şensoy’un hınzırca buluşu, gelmiş geçmiş tüm zamanlarda “genel ahlaka uygun” oldukları düşüncesiyle çocuklara yöneltilen masalları birbirine teyelleyerek “uygunsuz” konumlara getirmek. Böylece oluşan güldürü çizgisinde ne Keloğlan’ın (Orkun Yıldız) ve anasının (Serap Günaydın) masalsı şiirselliği kalıyor, ne Masalcı Dede’nin (Ferhan Şensoy) babacanlığı ne de Hansel ve Gretel’in çocuksu ama güçlü dayanışması… Oğlanın kıza değil de kızın (Müjgan Ferhan Şensoy) oğlana âşık olduğu ortamda ise erkek egemen masal mantığı geri tepiyor.
Adı “La” ile başladığı için Fransızca kurallarına göre “kadın’ sayılan ve sahnede kadın olarak canlandırılan La Fontaine (Elif Durdu) ise Shakespeare ile Voltaire arasındaki aşamada yücelmiş bir akıl ve kültür anıtı olarak, masal müfettişinin “yontulmamışlığı”nı öne çıkaran etkenlerden başlıcası oluyor.
Masal Müfettişi”, hak ve adaletin yok olduğu, yoksulluğun çok olduğu bir ülkede geçiyor. Bu ülkenin padişahının servet tutkusu sınır tanımıyor. Masalların sonu “iyi”nin ödüllendirilmesi, “kötü”nün cezalandırılmasıyla noktalanmıyor. Şensoy bu olumsuz duruma karşı çıkarak, masallar zincirinde geleceğe uzanıyor: Söylemine, koşulların değişebilme olasılığını, kötü padişahın yerine, Shakespeare’in “Kral Lear”deki bilge Soytarı’sının (Ali Çatalbaş) geçebilme umudunu da ekliyor.

Hızlı tartım gerekli
Masal Müfettişi” güncel politik taşlama ile arı gülmecenin iç içe sahneye taşındığı, Batı kültürüyle bizim kültürümüzün sözel ve görüntüsel yansımalarını, gerektiğinde birbirine teğet geçirtme, gerektiğinde de çatıştırma yoluyla -Haldun Taner metinlerinden farklı- bir sahne enerjisi yaratan Ferhan Şensoy’un her zaman şaşırtan düş gücünün ürünü.
Ne ki kabare anlayışıyla yer yer buluşan “Masal Müfettişi”nin kurgulanış biçimi, oyunun -oyunculukla kanırtılmadan- hızlı bir tartımla oynanmasını gerektiriyor. Bu tartım, altı ay önce oyunu ilk izlediğimde tüm oyuncular tarafından ustalıkla gerçekleştirilmişti. Son -geçen hafta- izleyişimde ise tartımın düştüğü ve esprilerin patladığı noktaların boşluğa u231 çarpabildiği anlar gözlemlenebiliyordu.
Derya Şensoy’un plastik öğelerle bezeli “cansız manken kullanımlı” dekor tasarımı yapıma “şık” espriler katmış, ama yeterince işlevsel değil. Kaldı ki Kaptan ve Rahmetli figürleri daha yoğun dramatik ağırlık taşıyabilirdi.
Oyunu ikinci izleyişimde Gezi olayına daha çok değinme bekliyordum. Yanılmışım. Oyunun -bir yıl öncesinden bugünü kucaklayan- öngörüsü öyle güçlü ki, yalnızca 3-4 cümlelik bir ekleme yetmiş de artmış bile…  


Yazarın Son Yazıları

Bahçede tiyatro dönemi 18 Ağustos 2020
Ne Savaş Ne Salgın 17 Mart 2020