Barış Doster

Kuzey Irak’la yakınlaşma neyin habercisi?

09 Eylül 2020 Çarşamba

Dışişleri Bakanı’nın, Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin (IKBY) başkanı ile yaptığı görüşmede masaya konan bayrak hayli tartışıldı. Görüşmede, IKBY’nin, “Kürdistan Hükümeti” olarak, Ankara’da temsilcilik açması da gündeme gelmiş.  

İnsan sormadan edemiyor: Bu görüşmenin ABD’nin Ortadoğu temsilcilerinin Irak, Suriye ve Türkiye’ye ardı ardına yaptıkları ziyaretlerden sonra yapılması tesadüf mü? Türkiye’nin, hem Suriye hem Libya’da ABD ile daha yakın işbirliği arayışlarını dillendirdiği bir döneme denk gelmesi rastlantı mı? Görüşülen ABD temsilcilerinin çantasında yeni bir açılım projesi mi var? Ülkemize karşı açıktan kimleri, hangi terör örgütlerini, hangi etki ajanlarını, nasıl kullandıklarını bildiğimiz emperyalistler, acaba kapalı kapılar ardında Türkiye’yi nelerle tehdit ediyorlar?  

Bu sorular karşısında endişelenmemek mümkün değil. Çünkü insanın aklına, özünde çöküş, çürüme ve çözülme projesi olan açılım projesi geliyor. Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanlığı geliyor. Irak’ın Süleymaniye kentinde askerimizin başına ABD tarafından çuval geçirildiğinde susanlar geliyor. Ege Denizi’nde Yunanistan 18 adamızı işgal ederken hiç tepki vermeyenler geliyor. Milliyetçiliğin her türlüsünü ayaklar altına almakla övünenler geliyor. Lozan’ı küçümseyenler geliyor. Ülkemizin ekonomik varlıklarını haraç mezat satanlar geliyor. Aklımıza gelen ve bizi endişelendiren olayların listesi hayli uzun… 

Türkiye’nin yanlış Irak politikası ne zaman başladı? 

Konuyu daha iyi kavramak için, gerilere gidelim, 30 yıl öncesine, Soğuk Savaş’ın bittiği döneme. ABD, bir kez daha, bölgede bir Kürt devleti kurma projesini Türkiye’nin önüne koymuştur o yıllarda. Türkiye’yi ikna etmek için, Musul - Kerkük vaadi ile oturmuştur masaya. Turgut Özal başta olmak üzere pek çok siyasetçi de ABD’nin bu vaadine kanmıştır. Özal gibi siyasetçiler yalnız değillerdir üstelik. Çevrelerinde çok sayıda “gazeteci, akademisyen, kanaat önderi, iş insanı” vardır.  

Dahası dönem, emperyalizm destekli ihanet, terör ve casusluk örgütü FETÖ’nün iyice palazlandığı dönemdir. Nitekim Özal’ın çevresindeki pek çok ismin, FETÖ ile ilişkileri, ilerleyen yıllarda gelişecek, görünür hale gelecektir. Özal’ın yamacındaki milliyetçilerin, sosyal demokratların, muhafazakârların, İslamcıların, liberallerin, sosyalistlerin pek çoğu, FETÖ’nün Abant Platformu’nda, medya organlarında boy göstereceklerdir.   

Özal, yandaşlarının iddialarının aksine, dünyayı bilen bir siyasetçi değildir. Bilgisi, Red Kit okumakla sınırlıdır. ABD’de uzun yıllar kalsa da, ABD başkanları ile yakın ilişki kurmakla övünse de ABD’yi hiç tanımamıştır. ABD emperyalizminin elinde tuttuğu Kürt kartı, Türkiye dahil bölge ülkelerini bölmeye yönelik planları, Özal’ın gündeminde yoktur. Emperyalizmi hiç anlamayan; emperyalizmin Ortadoğu’ya yönelik ihtiyaçlarını, ihtiraslarını kavramayan; tarih, iktisat, strateji, jeopolitik bilgisi sınırlı bir politikacıdır. Terlik ve şort giyip askeri birlik denetlemeyi demokrasi, özelleştirmeyi özgürlük, anayasayı delmeyi sivil toplumculuk sanan cahil liberallerin verdiği destekle, devleti küçülterek Türkiye’yi büyüteceğini sanmıştır. 12 Eylül darbecilerinin başbakan yardımcısı ve darbenin getirdiği yasakları savunmuş biridir Özal.       

 Birinci Körfez Bunalımı’nda ABD’ye sınırsız destek vermiştir. “Bir koyup, üç alacağız” demiştir. Yanılmıştır. Emperyalizm destekli PKK terör örgütü, ilk eylemini yaptığında, hadiseyi küçümsemiştir. “Üç, beş eşkıyanın işidir” demiştir. Yanılmıştır. O dönem, ABD’nin Irak lideri Saddam Hüseyin’i devireceğini düşünmüştür. Yanılmıştır. Irak’ın bölünmesinin önünün açıldığını görememiştir. Sıranın er ya da geç diğer bölge ülkelerine geleceğini anlayamamıştır. İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarının ABD açısından ne denli yaşamsal olduğunu bilememiştir. ABD’nin, etnik, dinsel, mezhepsel kimlikler üzerinden bölge ülkelerini birbirine kırdırtmak istediğini öngörememiştir. ABD’nin her zaman, her koşulda kazanacağına inanıp hep ABD’nin gözüne girmeye çalışmıştır.  

Sonuç mu?  

 Türkiye açısından acıdır. Çünkü Türkiye, Irak’ı fiilen bölünmesinin zeminini oluşturan Çekiç Güç’ün önünü açmıştır. Bağdat’ın otoritesinin Irak’ın kuzeyinde çökmesinin, sadece Barzani’nin değil, PKK terör örgütünün de elini güçlendireceğini görememiştir. Türkiye, Irak’ın kuzeyinde yaptığı hatayı, Suriye’nin kuzeyinde de tekrarlamıştır. ABD’nin Irak’ta neyi, nasıl, hangi güçlere dayanarak yaptıysa, aynısını Suriye’de de yapacağını bir türlü anlayamamıştır.


Yazarın Son Yazıları