Ezber Bozma (1): Çözüm Anıtkabir Değil!

21 Ocak 2009 Çarşamba

Televizyonda Obamanın iktidarı devralma şenliklerini imrenerek izliyorum. Darısı bizim başımıza! Aman ha Bedri! Dikkatli konuş! Sonra zemin hazırlıyor bak diye başına çorap örmeye kalkarlar ha(!) Tanrı şahit ki, bu iktidar gittiği gün yaşanacak bayram, Obamayı bile kıskandırabilir!

Birkaç haftadır sarsılmış durumdayım. En yakın ve en eski arkadaşlarımdan biri, yalnız kendisinin bildiği sebeplerle, Pariste yaşamına son verdi... Hem de hayatında nihai ve entelektüel dünyanın gerilimleri olmamasına karşın. İçimde açılan yaranın kapanabileceğini sanmıyorum.

Bazen insanlar intihar eder, bazen de ülkeler... İleride 1980den günümüze yaşananlara bakan tarihçiler, bu ülkenin göz göre göre, milyonlarca insanın ikaz davulları arasında nasıl intihar ettiğini hiç anlayamayacaklar. Aynen bir tek yargı mensubuna, hangi mantıkla, demokrasiyi tek başına altüst edip durdurma noktasına getirebilecek gücün nasıl verilebildiğini anlayamayacakları gibi!

Sevgili Hıncal Uluç da geçen hafta dayanamamış, hem de Sabahta içini dökmüş: Bu polisin nasıl orduyu yıpratmada kullanıldığını, devlet televizyonunun nasıl o gün polisin nereleri basacağını önceden bilebildiğini, o malum kazılar yapılırken, nasıl o operasyonlarda yalnızca TRTye izin verildiğini ve Atatürkçülerin bu ülkede sindirilmesini hedef alan her komployu, sansürsüz kaleme almış... Hem de bu cesareti gösterme gücünün bugün olduğunu haykırarak... Şu andan itibaren neler yazacağımı lütfen dikkatle okuyun. Bazı ezberlerinizi bozacak, ama bunları söylemeye mecburum. Unutmayın ki bu satırların yazarının yayımlanmış 21 kitabı arasında en az altısı, Atatürkçülük ve onun çizgisindeki sosyal demokrasiyi anlatıyor; ömrümde bu konuda binlerce makale yazdım, konferans verdim. Bunları hatırlayarak okuyun.

***

Ülkemizde Atatürkün yeri ve önemi, başka hiçbir ülke alınmasın, hiç kimseyle kıyaslanamaz. Ne George Washingtonla, ne De Gaullele, ne de Leninle! Bunun da çok karmaşık ve derin nedenlerini esas biz biliriz. Bu nedenle de dünya, ölümünden 70 sene sonra, Atatürkün nasıl hâlâ bizim için en heyecan uyandıran konu ve insan olduğunu pek anlayamaz.

Ancak bir türlü göremediğimiz bir gerçekle artık yüzleşme zamanı geldi: 10 Kasımda, 29 Ekimde ve 23 Nisanda Anıtkabiri doldurup taşıralım. Her içimizden geldiğinde de, kendimiz için veya kurumumuz için Anıtkabire gidelim. Ama yaşadığımız dramatik siyasi akış konusunda, Atatürke durumumuzu şikâyet etmek için gitmeyelim! AB veya ABD ile ilişkilerimizi anlatmak ve ona bu sloganlarımızı duyurmak için gitmeyelim. Bu iktidarın hukuktan sapışı, laikliği yıpratışına karşı yapılan o görkemli Cumhuriyet mitinglerinin ardından da Anıtkabir e uğramayalım; buna benzer durumlarda kaderini değiştiren ve tarih yazan dünya halkları nereye yürümüşlerse, oraya yürüyelim. Örneğin yeni liderimiz olarak görmek istediğimiz bir insanın evinin ya da partisinin önüne... Ya da birini protesto edeceğimiz bir alana... Atatürk bu Cumhuriyeti kurdu ve bizlere emanet etti. Ama bu şekilde gençliğe sorumlulukları da devretti. O gençlik, Anıtkabire dönüp Bursa Nutkunu, zaten kendisi yazmış olan Atasına geri okuduğu zaman, Atatürk kabrinde dört dönüp kahroluyor... Atatürkçülük bu değil. Türkiye Cumhuriyeti böyle korunmaz. Acil kararlarla, yeni liderlerle, demokratik alan sonuna kadar terletilerek sahada korunur, Anıtkabirde değil.

Dünya bu formülü uyguladığı için, Lulalarını, Chavezlerini, Obamalarını buluyor... Bizde ise köktendinciler bile, bu dünyanın insanlarına kendi geleceklerini teslim ederken, bizler kurtuluşu Atatürkte arıyoruz. Hem de her birimizin onun düne ve bugüne ilişkin potansiyel yorumları hakkında farklı inançlara sahip olmamıza rağmen! Karşı taraf ise, enerjisini tek partiye ve canlı liderlere devrettiği için, bizi kukla yerine koyup, ülkeyi istediği gibi yönlendiriyor.

Bilmem anlatabildim mi? Anıtkabir bizim kökümüz, kalbimiz... Ama bu sevgiyi yanlış kullanmak, bugün artık Atatürkün Türkiyesini ölüme ya da intihara sürüklüyor!

[email protected]: 0212 227 34 65


Yazarın Son Yazıları

CHP 5. vitese mi geçiyor? 10 Aralık 2020
Hırs ve hayat dersleri! 12 Kasım 2020