Deniz Yıldırım

7 Haziran

09 Haziran 2021 Çarşamba

7 Haziran 2015 tarihi, iktidarın bugün 20 yıla yaklaşan yönetme macerası içinde özel bir konuma sahip. Bir yandan iktidarın, parlamenter sistem içinde çoğunluğu kaybetme olasılığını açık biçimde görmesine yol açması ve muhalif milyonlar arasında da “gidebilirlermiş” umudunu canlandırması nedeniyle. Diğer yandan, iktidarın önünde engel gördüğü yapı, kurum ve kişileri tasfiye sürecinde taktik ittifak içine girdiği gruplarla yolunu ayırması ve ardından da yeni bir ittifaklar siyasetine, buna uygun olarak yeni bir ideolojik tutkal arayışına girmesi de bu tarihten sonra hız kazandı.

Parlamenter sistemde gerçekleştirilen seçimde birinci parti olmasına rağmen tek başına hükümet kurma çoğunluğunu kaybetme olasılığının görülmesi iktidar cenahındaki “başkanlık” sistemi arayışlarını da yine o tarihten sonra hızlandırdı. Yine aynı dönemde, 7 Haziran sonrasında Türkiye tarihinin en karanlık ve kanlı dönemlerinden birini yaşadık. Terör, şiddet, sopa faktörü öne geçti. 7 Haziran’dan 1 Kasım’a böyle ulaştık. Bugün çok fazla üzerinde durulan ve sürekli olarak yeni sistemle ilişkilendirilen “istikrar” vurgusunun da doğuşunda 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki karanlık tünelde yaşananların ve bunların toplumda yarattığı travmanın etkisi var.

7 Haziran’dan sonra iktidar, hegemonya stratejisini, kitlelerin rızasını alma yolunda kullandığı araçları da güncellemiş oldu. Liberal görünümlü taktik söylemlerin yerini giderek milliyetçi hegemonya stratejisi aldı. Strateji 1 Kasım seçimlerinde sınandı, tuttu. Ardından ittifaklar da bu yeni çizgiye göre güncellendi. Sonra 15 Temmuz 2016’da darbe girişimi yaşandı. Bir yandan devlette, özellikle de güvenlik bürokrasisinde büyük bir tasfiye gerçekleşti. Tasfiye sürecinde bu aygıtlardaki boşluğun nasıl doldurulacağı konusu, sahne arkası ittifakların önünü açtı. Eski koalisyonların yerini, devlet aygıtları içinde ve arasında partileşmeler aldı. Zor aygıtları daha da öne çıktı. Siyaset alanı daraltıldı. Bugün videolarla belirginleşen gündem, şimdi buralarda uç veren çatlaklardan bağımsız mı sahi?

SONRA OHAL DÜZENİ

15 Temmuz’un hemen ardından ilan edilen OHAL ile de yaklaşan başkancı rejim değişikliği sınandı. Yürütme, yargının önüne geçti. Kararnamelerle yönetme pratiği giderek yerleşti. Bu kalıcılaşan iklim, siyasal, hukuksal ve sosyal açıdan toplumu daha da güvencesiz hale getirdi.

Sonrası mı? OHAL sürecinde “istisna hali” olarak uygulanan model, bu kez anayasada kılıfına uydurulacak şekilde referanduma sunuldu ve istisnadan kurala terfi ettirildi. Meşhur “mühürsüz” referandumla, 2017’de. Bir yıl sonra da bu yeni hükümet sistemi modeline göre ilk seçimler gerçekleştirildi: 24 Haziran 2018’de. O tarihten sonra devlet düzeni, giderek birliğini tek kişinin temsil etmeye başladığı bir model doğrultusunda Saray etrafında yeniden yapılandırıldı. Kararnameler düzeni yerleşti, Meclis’in etkisi kırıldı. Yürütme üstündeki yasama ve yargı denetimi neredeyse olanaksızlaştı. “Ben yaptım, oldu” düzeni her alana yayıldı.

Sonuç ortada. Bugün halkın çoğunluğu ekonomik gidişattan, pahalılıktan ve işsizlikten, adaletsizliklerden şikâyetçi. Bugün çoğu kişi, videolarla sarsılan gündemde Meclis’in ve yargının gerekli soruşturma süreçlerini başlatmamasından yakınıyor. Bir günde mi geldik buraya?

Pazartesi günü 7 Haziran’dı. 6 yıl geçmiş üzerinden. Birçok siyasetçi ya da yorumcu, memleketin kötüye gidişini son üç yılda uygulanan yeni sistemle ilişkilendiriyor. Oysa yeni sisteme iktidarı yönlendiren gelişmelerin kökeninde 7 Haziran seçimleri ve sonrasında yaşananlar var. Yeni sistemi yerleştirme, kabul ettirme, karşıtlarını korkutup sindirme pratiğinin arkasında 7 Haziran ve sonrasındaki gelişmeler var. Bugün milyonların, “ne olursa olsun gitmezler” türü bir umutsuzluk yaşamasının arkasında da 7 Haziran sonrasında açığa çıkan travmanın, muhalefetin seyirciliğinin yarattığı güvensizliğin etkisi var. 7 Haziran ve sonrası, iktidar için asıl meselenin dava değil, iktidarda kalmak olduğunun ve bunun için her siyasi söyleme, her taktiğe, her ittifaka yönelebileceğinin kanıtı olarak orada, çok uzak gibi görünen bir geçmişte duruyor.

Bunları hatırda tutmak, bu travmalarla yüzleşmek, yol açanların etkisini kırmak, tekrarlamaması için gerekli adımları atmak, uçurumun ucuna getirenlere inat, memleketi düze çıkarmak için samimi bir kaygı duyan herkesin sorumluluğudur.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Siyasetsizleşme 28 Temmuz 2021
Bayramdan sonra 24 Temmuz 2021
Umut 21 Temmuz 2021
Boğaziçi dersleri 17 Temmuz 2021
Mavi Boncuk Gazinosu 10 Temmuz 2021