Deniz Yıldırım

İstisna

27 Ocak 2021 Çarşamba

İstisna, bir kuralın hangi şartlarda uygulanmayacağına ilişkin bir kavram. Salgın döneminin bir özelliği de yönetenlerin “istisna” belirleme gücünde sağladığı devamlılık.

Örneğin hafta sonu sokağa çıkmak yasak. Fakat tatildeyseniz, kayak yapmak için otellere gittiyseniz istisna.

İnşaat, -ki eğitim bunun yanında ne kadar önemli ve hayati olabilir!- devam etmeli; kritik sektörler durmamalı. “Üretim ve imalat tesisleri ile inşaat faaliyetleri ve bu yerlerde çalışanlar” kısacası: İstisna.

Demek ki herkesin “evde kal”ması istenir ama “kritik” sektörlerde emekçiyseniz istisna. Cumartesi neymiş, pazar neymiş?

65 yaş üstü yurttaşlarımıza dönük bir yasak var mesela. Herkes çıkabilecek, evde kalıp yükü onlar omuzlayacak. Ama devleti yönetenler, iktidar ve muhalefet partilerinin liderlerinin tamamına yakını 65 yaş üstü; onlar dışarıdalar. Ekranlardalar, toplu etkinliklere katılıyorlar, kapalı mekânlarda grup toplantılarında konuşuyorlar. Onlar istisna.

Hafta sonu açık havada pazar yasak ama kapalı marketlere sıkış tepiş girmek istisna. Marketler açık, fırınlar açık. Kap eline bir şeffaf poşet; haydi dışarıya. Soran olursa, “ekmek almaya çıktım” demeniz yeterli. Ekmek için kural esnetmek iktidarın izin verdiği ölçüde istisna. Ama ekmeğinden olan kafe, lokanta, restoran, bar çalışanları seslerini duyurmak için bir basın açıklaması mı yapacak; işçiler hakları için barışçıl gösteri ya da yürüyüş mü düzenleyecek?

Olmaz, o zaman yasak; çünkü ekmeğimiz için istisna, yönetenlerin bize izin verdiği sınırlar dahilinde kaldıkça makbuldür. Yasak varken ekmek almaya çıkabilir; yasak yokken ekmeğiniz için sesinizi duyuramazsınız. Sistemin özü, işleyişi budur.

TOPLUMSAL KARŞILIĞI

İşin özeti; Carl Schmitt’in 20. yüzyılın ilk yarısında Almanya’da geliştirdiği teoriyi uygulamalı yaşıyoruz: “Egemen, istisna haline karar verendir.” Demek isterim ki bu “istisna yaratma” durumu, herkes için geçerli kuralları esnetme ve bunu yaparken de küçük tavizlerle toplumu bu kuralsızlıklara ortak etme taktiği, otoriter rejimlerin inşa sürecinin değişmez bir parçası. Bütün otoriter rejimler, önce anayasalardaki ya da genel olarak mevzuattaki istisnai tedbirleri kullanarak ardından bu istisnaları genel kurala dönüştürecek şekilde gücü kendinde tekelleştirerek yerleşiyor.

Bizdeki yeni iktidar tasarımı da böyle bir sürecin ürünü. Önce kumpas davalarında özel yetkili mahkemelerle, ardından “olağanüstü hal” uygulamaları ve kararnamelerle inşa edilmedi mi bugünkü düzen? Devamlılığı sağlamak adına da salt kendi yönetimleriyle sınırlı görünmesini önleyen, kendileri dışındaki toplum kesimlerini de bu istisnalara ortak edecek bir zincir kurmaya çalışıyorlar. Yeter ki istisna haline egemen, yöneten karar vermeye devam etsin.

Öyleyse yönetenlerin sınırlarını çizdikleri istisnaların toplumsal değil, bireysel çıkara göre şekillendiğini, bireysel ekonomik çıkarlar doğrultusunda belirlendiğini söylemeliyiz. Toplumun belirli bir kesiminin de kendisine dönük, bireysel istisnaları sahiplenmesinin koşulları var ve siyasal istisnacılık düzeni, toplumu buna ortak ettiği oranda varlığını pekiştiriyor.

Sadece sermaye temelli çıkar ilişkilerinin bireyselliğine bakmayalım; gündelik yaşam da önemlidir: Hastanede ultrason sırası geç geleceği için araya tanıdık sokmaya çalışma; HES koduyla girilecek yerde “tanıdık” kişiye istisna sağlama; çarşıda, pazarda, lokantada “sana ondan vermeyeyim” diyen esnafın tutumundan, yani başka müşterilere verilebilecek, yeterince iyi olmayan bir üründen muaf tutulmaktan hoşnut olma; hak edenin yerine bir kadroya atanabilmek için araya “dayı, torpil, siyaset” sokma, bireysel istisna yaratma hali gündelik hayatta yaygın değil mi? Siyasal düzendeki istisnacılıkla toplumsal düzendeki istisnacılık birbirini besliyor, yeniden üretiyor. Birine karşı çıkıp diğerini sahiplenmek çözüm olmuyor.

Torpille aşı olana, aday adaylığıyla rektörlüğe çıkana, aile boyu ihale zenginleşmesine itiraz ediyorsak; ayrıcalıkların kaldırılması için kimseye istisna uygulanmaması için ediyoruz. İstisnalar ayrıcalık, ayrıcalıklar eşitsizlik, eşitsizlik de yaşadığımız düzeni yaratıyor çünkü. Kurallar herkese uygulansın; kişilere, gruplara, servete göre esnetilmesin.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Küçük Kara Balık 17 Nisan 2021
‘Çocuk Edebiyatı’ 10 Nisan 2021
Demokrasi 7 Nisan 2021
Esaretten kaçış 3 Nisan 2021