Deniz Yıldırım

Kötü yönetim, bir halk sağlığı sorunudur

08 Ağustos 2020 Cumartesi

Virüsle yaşamaya başladığımız ilk günlerde Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, toplumun büyük oranda olumlu karşıladığı bir iletişim stratejisi izledi. Bu strateji aslında fazladan bir şeye dayanmıyordu; sadece her dakika aynı yüzleri görmekten, her dakika azarlanmaktan, her an başka bir ülkenin yurttaşıymış gibi muamele görmekten sıkılanlar açısından uzun süre sonra yeni bir durum vardı: Bir idareci, iletişim kanallarını açıyordu. Düzenli basının önüne çıkıyor, uzmanlardan oluşan bir Bilim Kurulu topluyor ve yine sansürlenen kimi basın yayın kuruluşlarının muhabirlerinin sorularını da öyle veya böyle yanıtlıyordu. Özetle, akıllıca bir halkla ilişkiler stratejisiydi.

Öte yandan Sağlık Bakanı Koca’nın başlarda olumlu karşılanan iletişim stratejisinin haziran başında tedbirlerin gevşetilmesinden sonra iyice aşındığı aşikâr. Bakan, ısrarla tatilde, bayramda maske ve mesafe hatırlatması yapıyor. İyi, güzel de bu hatırlatmalar çözüm mü? Sınavlar tatil için öne çekilirse, bayramlarda turizm canlansın diye ülke içi seyahate yol verilirse, maske ya da mesafe ne yapsın? Bilim Kurulu üyelerinin bile çekinerek ilan ettiği üzere, Kurban Bayramı’nda seyahatin serbest bırakılması sonucunda virüsün Türkiye’nin dört yanındaki köylere, en ücra kırsal bölgelere ulaşması riskinin de önü açılmış oldu. Bakanlık bunun böyle olacağını bilmiyor muydu?

Elbette biliyordu. Tam da bu nedenlerle, Sağlık Bakanı’nın stratejisi inandırıcılık açısından aşınıyor. Hem günlük verilerin inanılırlığı daha fazla kesim tarafından sorgulanıyor hem de virüsle mücadeleyi aslında halkın sekteye uğrattığı yönündeki gizli mesaj, politik sorumluların sorumluluğu halka yüklemesinin mazeretine dönüşüyor. Baharda alınan en sınırlı tedbir için bile Saray’a gönderme yapılıyordu; şimdi tedbirler kalkınca her sorumluluk halka yükleniyor. Saray’a referans, sadece olumlu görülen konularda; bunu anlıyoruz.

Halkımızın hiç mi payı yok? Elbette dikkatsiz davranan, mesafeye özen göstermeyen, maske takmayanlar var. Ancak, yaz aylarıyla birlikte virüs bitmiş gibi tedbirlerin gevşetilmesinin, virüsün sadece belirli bir yaş grubu üzerinde öldürücü etki yaptığı yönündeki algının kamu otoritelerinin istemli ya da istemsiz telkinleriyle yaygınlaştırılmasının payı yok mu? Sosyal mesafeye özen gösterebilecek şekilde evinde kalabilenler, kalabalıklardan uzakta durabilenler varken; çalışmaya, kalabalıklara karışmaya mecbur olanlar da yoksulluklarından mı sorumlu? Sorun siyaset sorunu; halkı suçlamak çözüm değil.

Ekonominin hali

Neden mi? Yine geliyoruz aynı konuya. Elbette ekonomi yüzünden. Tam da bu nedenle, Sağlık Bakanı’nı da aşan bir durum var işin ucunda. Nihai karar merkezi belli; ölçüsü de ekonomi. İktidar niye tam kapatma yapamadı; niye baharda “iki gün kapat, beş gün aç” siyaseti izledi? Niye virüsün en yoğun olduğu dönemde üretimi durdurmaktan kaçındı? Elbette biliyoruz; iktidarın en yetkili ağızları bunu birçok kez itiraf etti: Nedeni ekonomiydi. Ekonomik tablo kötüydü. Böyle bir ortamda ekonomi, sağlığın önüne geçirildi. Yine böyle bir ortamda, yabancı turistten de mahrum kalacak turizm sektörü için yaz dönemi serbestleştirildi.

Önlemlerin tam olarak alınamamasının ana nedeni ekonomi; iyi de, kötü ekonominin sorumlusu da halk değil ya? Gerçek anlamda işsizliği halk mı artırıyor, pahalılık halkın eseri mi? Şu iki gündür milli paramızın döviz ve altın karşısında bu denli değer kaybetmesinin sorumlusu da halk mı?

Vaka sayısı bakanlık verilerinde bile artıyor. Soğuklar geldi mi, kapalı alanlara girişler çoğaldı mı, yeniden yaşayacağız aynı şeyleri. Peki, ilkbahar dönemindeki deneyimden dersler alındı mı? Ekonomiyi buna göre yapılandırma, hatalardan dönme, aynı sorunlarla karşılaşmama adına gerekli önlemler hazır mı? Değil elbette. Paramızın değeri düştü; daha kötü bir ekonomik tabloyla giriyoruz yeni döneme.

Çoğu zaman kötü yönetimi, kötü ekonomiyi geçimle ilişkili görüyoruz sadece. Ancak şimdi bir başka gerçekle karşı karşıyayız. Kötü yönetim sistemi ve kötü ekonomi modeli, aynı zamanda bir halk sağlığı sorunudur; bu yüzden de yaşamsaldır. Bu sorun da en çok yoksulları, zor şartlarda, kalabalık ortamlarda çalışmaya mecbur bırakılanları; sabahın kör vaktinde kalabalık dolmuşlara, metrolara, otobüslere binmek zorunda olanları ya da işsizleri, güvencesizleri vurur. Emeğiyle geçinen milyonlara “maske tak, mesafeye dikkat et” demekle çözülmez. Hekimler, sağlık emekçileri de yorgun; ölümle burun buruna. Yanlış politikalar, onlar için de bir halk sağlığı sorununa dönüşüyor. Daha fazla kamusal önlem şart.

Bakın ilginç bir örnek var: Kışı yaşayan Avustralya’nın Melbourne şehrinde maske takmak 22 Temmuz’da zorunlu hale getirildi, ancak yine de virüse yakalananların sayısı arttı. Yeniden, 6 haftalık kapatma kararı aldı eyalet yöneticileri. Demek ki maske de tek başına çare değil. Önümüz kış, ekonomik açıdan bunları yapabilecek miyiz; yoksa “maske takın, mesafeyi koruyun”la devam mı?


Yazarın Son Yazıları

Kültür veya turizm 16 Eylül 2020
40 yıl sonra 12 Eylül 12 Eylül 2020
Ayaktakiler ve oturanlar 9 Eylül 2020
Harun ve Karadeniz 26 Ağustos 2020