Deniz Yıldırım

‘Siyaset yapmayın’

04 Ağustos 2021 Çarşamba

Ormanlarımız yanıyor. Dayanışma ile eldeki sınırlı olanaklarla yangını söndürmeye, yaraları sarmaya çalışıyor halkımız. Fedakâr, verici kuşaklar geleneğini kendinde somutlayan gencecik bir yurttaşımız, Şahin Akdemir, yangınla mücadele eden emekçilerimize su taşırken alevlerin ortasında kalıp can veriyor bu sırada. Almak, sömürmek derdi yok; vermek, korumak derdi var. Yurtseverliğin diğerkâm olmakla bağını görüyoruz.

Bu onurlu mücadele yeni de değil. Ege’den Karadeniz’e, ormanları korumak isteyenler, memleketin her yanında doğasına, suyuna, ağacına, toprağına sahip çıkma iradesiyle ses veren yurttaşlardır. Kiminle mücadele ediyorlar yıllardır? Yerli-yabancı maden şirketiyle, inşaatçısıyla, HES’çisiyle, arkasındaki iktidar gücüyle. Öyleyse konu elbette siyasidir ve ormanı korumak, bütünlüklü bir program gerektirir.

Şimdi yangın büyük, birike birike gelen felaket de. Ahmed Arif’in dizelerindeki gibi olmak, kitap ile, iş ile, tırnak ile, diş ile direnmek iradeyi elbette güçlendirir. Fakat tabandan gelen bu güçlü iradenin çözümlerinin, yukarıdan, ülke kaynaklarıyla ve yönetim kapasitesiyle de birleşmesi gerekir böyle zamanlarda. Yangınları önlemek için gerekli kaynakları, kadroları, bilimsel bakışı, planı önceden oluşturmak gerekir. Halkın emeğiyle, vergisiyle yarattığı kaynakların küçük bir azınlığın keyfine göre kullanıldığı bir düzen yerine, devletin gerçekten kamusal vasıflarıyla öne çıktığı, yangın söndürme uçaklarının çürütülmediği, yenilendiği, planlı ve kamucu bir devlet düzeni, yönetim modeli gerekir. Bugün asıl eksiğimiz budur. Afet bölgelerinde millete çay fırlatma ise olsa olsa bu eksikliğin sembolik dışavurumudur.

Kendimizi kandırmayalım. Ülkenin çocuklarının, gençlerinin birkaç aylık turizm geliri hevesiyle, yönetenlerin arzusuyla eğitimlerinin, geleceklerinin heba edilmesinden tutun da orman yangınlarıyla mücadele edecek uçakların temin edilmemesi konusuna, hayat pahalılığından memleketin sanatçılarının geçim derdi yüzünden intiharın eşiğine gelmesine kadar mesele aynıdır. Eninde sonunda konu, siyasetin konusudur. Hiç öyle sıkışınca, her konuyu siyasete bağlarken “bu konuyu siyasileştirmeyelim” dediklerine aldanmayın. Hayır; siyaset, sorunların nasıl çözüleceğiyle ilgilidir.

Siyaset bu çözümleri, halkın yarattığı kaynakları kullanarak geliştirir. Öyleyse asıl ayrışma, bu kaynakların nasıl kullanıldığı meselesinde düğümlenir. “Türkiye kutuplaştı”, çok kullanılan bir kalıptır, doğru. Fakat asıl kutuplaşma programlar bazında olmak zorundadır. Bakın, kutupların birinde özel çıkarcılık ve keyfi yönetim var; diğerinde de kamuculuk ve sorun çözücülük olmalı. İkinci kutupta siyasal irade belirdikçe, ilkinin gücü de kırılacaktır. Kaynaklar saraylara, ihtişama, “itibar”a, özel uçak filolarına, lüks araç konvoylarına mı harcanmaktadır (özel, şahsileşmiş düzen); yoksa eğitimden sağlığa, yangınla mücadeleden bilime kadar uzanan geniş alanda halk için mi kullanılmaktadır (kamusal düzen)? Program düzeyinde kutuplaşma buradadır, ısrarla bunları konuşmalıyız.

ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ

Unutmadan belirtelim. Buraya da bir günde gelmedik.

Atatürk’ün devrimci Cumhuriyet ütopyasında bozkırı yeşertme, en zor, en çorak görünen coğrafyada yeni bir yaşamı görünür kılma arayışı da vardı. 1925’ten sonra Ankara’da Gazi Orman Çiftliği (bugünkü adıyla Atatürk Orman Çiftliği) bu ütopyanın mekânsal merkezlerinden biriydi. Bozkırı yeşerterek uyandırmak, yeni Cumhuriyetin değiştirme imkân ve kabiliyetini ormanla, üretimle kanıtlamak salt bir çevre düzenlemesi arayışı değildi. Bir siyasal, kültürel, iktisadi dönüşüm programının ütopya merkeziydi, bir irade beyanıydı Orman Çiftliği. Merak edenler, Ayşe Duygu Kaçar’ın çok nitelikli bulduğum “Kültür/Mekân: Gazi Orman Çiftliği, Ankara” başlıklı kitabına bakacaktır. Aynı dönemde, 1928’de, Petrov’un Finlandiya modelini anlattığı Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitabının Atatürk tarafından çevriltilmesi, okullarda yaygınlaştırılması da tesadüf değildi. Bataklığı kurutmak, en zor koşullarda çiçekler açtırmak, büyük dönüşümler için simgeseldi. Cumhuriyet bu açıdan doğaya, ormana, yeşile kültürel ve politik dönüşümün simgesi olarak da bakmaktaydı.

Bugün yönetenler de öyle bakıyor; fakat tersinden bir programla. Atatürk Orman Çiftliği arazisi adım adım küçültülerek, mevzuat yok sayılarak yeni rejimin Saray’ı buraya konduruldu. Saray, mekânda orman çiftliği aleyhine genişledi özetle. Yine Carl Schmitt’in “nomos” ile ilgili saptamaları, Agamben’in uyarısı geldi aklıma. Bir mekânda istisna yaratarak, kuralsız olarak inşa edilen düzen, eninde sonunda bu kuralsızlığını her yere yayar, istisnadan çıkıp olağana dönüşür. Öyle oldu. “Ormanları korumakla siyasetin ne ilgisi var” diye soranlara, bir de bu kök bilgiyi hatırlatalım. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Ütopyasızlaşma 25 Eylül 2021
Takım oyunu 11 Eylül 2021