Çıldırtan çelişkiler ve çare!

14 Nisan 2020 Salı

Koronavirüsle mücadele için, doğru bir kararla, Sağlık Bakanlığı bünyesinde Bilim Kurulu kuruluyor...

Fakat Kurul’un kararları onay için, bakanlık da aşılarak, Cumhurbaşkanlığı’na sunuluyor ve oradan onay alınmadan ne ilan edilebiliyor, ne de uygulamaya konulabiliyor.

 “Koronavirüsle en iyi savaş, evden çıkmamaktır; kendinizi izole edin” deniyor...

İnsanlar evden çıkmaya, işe gitmeye mecbur bırakılıyor.

“Dışarı çıkan ve kalabalık içinde olan herkes maske takmalıdır” deniyor...

Maske satışı yasaklanıyor. Gönüllü olarak, bedava maske dağıtan STK mensuba kadınlar gözaltına alınıyor.

Üstelik aradan günler geçmesine rağmen haber verilen dağıtım bir türlü gerçekleştirilemiyor.

Başka ülkeler vatandaşlarına, işçilere, esnafa ve işletmelere, bir bölümü nakit olmak üzere mali ve ekonomik yardımlar yaparken, vatandaşlardan bağış isteniyor...

Ama bağış toplayan belediyelerin kampanyaları engelleniyor, banka hesaplarına el konuyor.

Ayrıca belediyelerin aşevlerini desteklemek için açtıkları hesaplara da el konuyor.

Uzmanların önerileri üzerine 30 büyükşehire ve Zonguldak’a, sadece hafta sonu için yasak geliyor ve gece 12’de başlayan yasak sadece iki saat önce, gece 10’da ilan ediliyor.

Bu yüzden, sokağa çıkma yasağını son anda öğrenen ve hazırlıksız yakalanan halk paniğe kapılıyor, üst üste yığılarak dükkânlara doluşuyor, böylece hastalığın bulaşma olasılığı çok artıyor.

65 yaş üstüne ve 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı getiriliyor...

20 yaşın altındaki çalışanlara, (sanki onlar hastalanmazmış gibi) işe gitme izni veriliyor.

65 yaş ve üstüne kolonya ve maske yollanacak deniyor...

Ne gelen oluyor ne de giden.

Hafta sonu, cuma gecesi saat 10’da, büyükşehirlerde ve Zonguldak’ta sokağa çıkma yasağı ilan edildiği günün akşamı, Sağlık Bakanı basın toplantısı yapıyor.

Ama saat akşam 7 dolayında basın toplantısı yapan Sağlık Bakanı, tek satırla bile bu yasaktan söz etmiyor (Belki de haberi yok?)

Hafta sonu ilan edilen sokağa çıkma yasağını, son dakikada açıklayarak panik yaratan ve tecridin ciddi biçimde ihlal edilmesine yol açan İçişleri Bakanı, krizi yönetemediği gerekçesiyle, sorumluluğu üstüne alarak istifa ediyor.

Toplum hiç de alışık olmadığı bu sorumlu tavrı olumlu karşılarken, istifa kabul edilmiyor ve yine bir düş kırıklığı daha yaşanıyor.

Bütün bu çelişkilere ek olarak, hem kaynak yetersizliğinden şikâyet ediliyor...

Hem de halkın karşı olduğu, gereksiz ve çok maliyetli “Kanal İstanbul” gibi projelere devam ediliyor.

***

PEKİ, ÇARE NEDİR?

Çare, krizi yönetemediği artık iyice belli olmuş olan “Tek Kişi Yönetimi” modelinden vazgeçmektir:

1) Bilgi akışı ve karar alma mekanizmaları şeffaflaştırmalıdır.

2) Muhalefet partileri ile uzlaşmayı ve işbirliğini gerçekleştirecek bir biçimde Meclis devreye sokulmalı, işlevsel kararlar için çalışması sağlanmalıdır.

3) Hizmetler açısından başta büyükşehir belediyeleri olmak kaydıyla, bütün belediyelerle yakın işbirliği yapılmalıdır.

4) Ülkedeki uzmanları bağrında barındıran meslek kuruluşları ile her düzeyde eşgüdüm sağlanmalıdır.

5) Hem Koronavirüsle mücadele için gerekli olan kaynakları, hem de ekonomik çöküntüyü önlemek amacıyla topluma enjekte edilecek parayı bulmak için, lüzumsuz harcama ve yatırımlar kısılmalı, bütçede kuruluşlar ve kalemler arası para aktarmaları gerçekleştirilmelidir.

***

UNUTMAYIN:

1) Zararın neresinden dönülse kârdır...

2) Doğru kararların verilebilmesi için zaman hiçbir zaman çok geç değildir...

3) Tarih bugünleri de yazacak!


Yazarın Son Yazıları

Muhalefet ne yapabilir? 4 Eylül 2020
İktidar nasıl gider? 3 Eylül 2020